İyi Kitap

Kime Göre, Neye Göre?, konusuna sahip çıkan, bilimin en havalı ve karmaşık konusunu bir öğrencinin kavrayışı ve diliyle sistematik bir şekilde hikâye eden keyifli bir kitap.

Yazan: Sema Aslan

Toprak Işık, gerek yetişkinler için yazdığı öykülerinde gerekse çocuk kitaplarında mizahı, üslubunun belirgin bir özelliği olarak koruyor. Yazarın son kitabı Kime Göre, Neye Göre?’yi okurken de işlenen konunun derinliklerinde boğulmadan ilerleyebilmemizi, bu mizah sağlıyor. Gösterişten uzak, hikâye karakterinin yaşına ve olası yaşantısına denk bu mizahın sürekliliğini kendi malzemesinden devşirerek sağlayan yazar, yetişkinler için bile anlaşılması zor olan/olabilecek bir konuyu, görelilik teoremlerini yormadan, üzmeden, merakı canlı tutarak anlatmayı başarıyor.
Hikâyenin ana kişisi Beril, on üç yaşında bir kız. Okullarında düzenlenecek bir konferansa “Einstein’ın görelilik teoremleri” konulu sunumuyla katılmak üzere aday olur. Ancak hikâyenin başından itibaren adını ve tavrını bildiğimiz, bir süre sonra da rehber öğretmeni olduğunu öğrendiğimiz (her okula lazım) Engin Bey başta olmak üzere, bu sunum başlığı Beril’in beklentisinin aksine pek heyecan yaratmaz. Çünkü Beril, kendisinin de açıklıkla ifade ettiği gibi, öyle derslerine çalışan, bilime meraklı bir öğrenci değildir; söz konusu sunumun üstesinden gelebileceği şüphelidir.
Yazar hikâyeyi günlük formunda kurgulayarak, doğrudan Beril’in ağzından kaleme almış. Bu günlük, gün gün ilerlemiyor; Beril’in yoğun programı ve öğrenme trafiğine göre arada atlanan günler oluyor ama eninde sonunda günlük, Beril’in konferansa katılma kararını verdiği günden, sahnede sunum yaptığı güne -hatta sunumdan bir gün sonrasına kadar devam ediyor. Okur, bir tür çalışma takvimini izler gibi Beril’le birlikte görelilik teoremlerini adım adım öğreniyor; Beril’in hayali bir arkadaşa anlattığı şekliyle; bazen Beril’in öğrenme hızına şaşırarak, belki bazen onunla birlikte ilerleyerek ya da ilerleyemeyerek özel ve genel görelilik teoremlerinin evrenine giriyor. Beril, bir ay boyunca tuttuğu günlüğünde uzun uzun, paragraf paragraf teoremleri anlattığı kadar Beril olarak yaşamdaki tavrını, okul arkadaşlarıyla ilişkilerini, annesinin şoförlüğünü de anlatıyor; gündelik yaşamını hız, sürat, ivme, kuvvet, çekim kuvveti kavramlarını kullanarak yorumluyor. Daha kitabın ilk sayfalarında yer alan “İşte bu bana kuantum fiziğinden bile daha gizemli geliyor. Yani insanların birbirlerini hiç anlamıyorken ilişkilerini sürdürebilmeleri” cümlesi mesela, hikâyenin temel fikrini yansıtıyor olmasa da hikâyeye ritmini kazandıran yaklaşımı yansıtıyor; Beril’in inişleri çıkışları, duvara çarpmaları ve gözünde beliren ışıkları hep bu “bilimle ilişkilenme, bilimle içli dışlı olma” hâlinin mizahında buluyoruz.
Görelilik teoremlerini anlamak için önce internetten faydalanan Beril, kısa süre sonra rehberlik öğretmeninin yönlendirmesiyle alanda çalışan, fizik doktorası bulunan bir öğretmenden destek almaya başlar. Bu öğretmenle ilişkileri, Beril’in konusuna daha fazla ilgi duymasını sağlasa da arada tartışırlar. Tartışmalarının temel konusu, geçmişe gitmenin mümkün olup olmadığıdır. Beril, geçmişe gitmek olası değilse, görelilik teoremlerini öğrenmenin bir anlamı olmadığını düşünür ve öğretmenini yeterince hayal kuramamakla itham eder. Geçmişe gidebilmek sadece fizik bilmeyi değil, hayal kurmayı da gerektirir çünkü. Beril’in geçmişe gitme arzusunun, basit/sıradan bir hayale dayanmadığını, hikâyenin sonunda hepimiz öğreniyoruz. Zaten Beril hakkında çok az şey biliyor olduğumuzu, Beril’in “özel” yaşamına dair bilgileri insanlarla paylaşmak bir yana, günlüğüne bile yazmamaya yeminli olması dikkatimizden kaçmaz; bunu zaman zaman kendisi de söyler. Beril’in bildiğimiz, gördüğümüz, okuduğumuz yaşamı dışında özel bir yaşamı olduğunu elbette bilebiliriz ama hikâyenin başından itibaren sezdirilen bir başka şey var; bildiğimizden fazlasını ifade ediyor olabilir bu “özel” yaşam… Gerçi eninde sonunda anlatıcı karakter ergen bir kız olduğu için “özel”e gereğinden fazla anlam yüklediğini de düşünmek mümkün ama Beril, sıklıkla kendisinin de vurguladığı üzere harbi ve gerçekçi bir kız, sırf merakımız gıdıklansın diye olmayacak yerde tansiyon yükseltmez.
Kitabın çizgileri Doğan Gençsoy’a ait. Hikâye ile resimlerin birbirini tamamlaması, resimlerin de hikâyenin ele avuca gelmez havasını hissettirmesi çizer Doğan Gençsoy’un başarısını yansıtıyor. Özellikle mekân kullanımında çekim kuvvetiyle oynayan insanlar, nesneler duygusu, hem eğlenceli olmuş hem de hikâyesiyle – resmiyle kitabın bütünsellik hissini desteklemiş.
Son olarak,
Kime Göre, Neye Göre? konusuna sahip çıkan, bilimin en havalı ve karmaşık konusunu bir öğrencinin kavrayışı ve diliyle sistematik bir şekilde hikâye eden, ana karakterin gözünden tanıdığımız diğer karakterlere Beril’e yakışır bir keskin gözlemcilikle yaklaşan keyifli bir kitap. Toprak Işık, bir öğrencinin geçmişe gitme arzusuyla iddialı bir işe soyunmasını anlattığı kitabında ince ince görelilik teoremleri anlatmakla kalmamış; nereden başlamak ve nasıl yol almak gerektiği bilgisiyle, referansları ve eğlenceli örnekleriyle görelilik öğrenmek için bir fırsat yaratmış! Tek soru, Beril’in yaşıtları detaylar arasında kaybolur, sabır gösteremez veya hikâyeyle ilişkisi dalgalanır, merakı söner mi?

 

 

 

Kime Göre, Neye Göre?
Toprak Işık
Resimleyen: Doğan Gençsoy
Tudem Yayınları, 120 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

Yazar Hakkında

1978 Berlin doğumlu. Sosyoloji ve iletişim okudu, gazetecilik yaptı. “Benim Kitaplarım / 35 İsim 35 Kütüphane” (Doğan Kitap) ve “Kozalak” (İletişim Yayınları) isimli iki kitabı bulunmakta.

Yorum yaz