İyi Kitap

Şiir yoksa kâbustan kurtuluş da yok! İmza: Rüyayiyen

Michael Ende, hayal gücüne giderek daha az yer bırakan bir dünyada şiirden yana tavrını koymayı ve çocukların içsel gücüne güvenmeyi daima önemsemiştir. Belki de bu yüzden Rüyayiyen’de karşımıza şirin bir yaratık yerine, sivri dikenli, her şeyi yutuverecekmiş gibi duran koskocaman ağızlı, çirkin bir masal cücesiyle çıkıyor.

Yazan: Suzan Geridönmez

Uykusuzluk çekip de buna rağmen uyuyamamak ne fena şeydir. Bunu en çok biz yetişkinler biliriz. Çünkü genelde yaşça küçükler, gözlerinden uyku aksa dahi uyku hasreti çekmezler. Oyundan, haşarılıktan, küçük dünyalarındaki o (büyüklerin asla anlayamadığı) kocaman heyecanlardan geri kalmaktansa, uykusuzluktan minik huysuz iblislere dönüşmek yeğdir çoğu için. Tabii aynı minik huysuz iblislerin, yatmaya eninde sonunda ikna edildiklerinde çabucak rüyalar âlemine geçiş yaptıkları ve bir anda mışıl mışıl uyuyan meleklere dönüştükleri de tecrübeyle sabittir.
Evet, uyuyan çocuk meleğe benzer. En çok da kafayı ona buna takıp stres içinde oraya buraya yetişmeye çalışan biz uykusuz yetişkinlerin gözünde. Çocuk gibi uyumayı deli gibi özlediğimizden olacak uykuyu en çok çocuklara yakıştırırız.
Oysa gerçekten uyuyamayan, uykudan ciddi anlamda korkan, karanlıkla barışık olmayan, kendini yatağında güvende hissetmeyen, kötü rüyalarla boğuşan çocuklar da var.
Uykucular Ülkesi’nin prensesi Uykucuk da onlardan biri. Sık sık kâbus gördüğü için akşamları yatmak istemiyor, yatağa biraz daha geç girebilmek için sürekli bahaneler üretip duruyor. Kral ve kraliçe giderek zayıflayıp solan kızlarının durumuna hâliyle çok üzülüyor. Ancak başvurdukları doktorlar, profesörler, şifalı ot toplayıcıları ve daha nice uzman Uykucuk’a yardımcı olamıyor. Küçük prensesin sorununa çözüm bulana ödül vaat eden afişler, gazete ilanları da sonuç vermiyor. Bunun üzerine kralın kendisi çare aramak için yollara düşüyor. Ama nereye gitse nafile. Üstelik yolunu kaybediyor. Yorgunluktan bitap hâlde, buz gibi bir rüzgârın estiği, karanlık çalılarla kaplı ürkütücü bir düzlüğün ortasında tam ümidini yitirecekken gümüş renkli, dikenli, kocaman ağızlı, kırış kırış küçük bir yaratıkla burun buruna geliyor.
Epey aksi, epey çirkin, her şeyden önce de aç olan o yaratık başta ne kral ne okur üzerinde güven veren bir etki bırakıyor. Ta ki kendini, prenses Uykucuk’un tüm sorunlarını silip süpürüp, kötü rüyaları sapıyla çöpüyle mideye indirmeye istekli Rüyayiyen olarak tanıtıncaya dek.
Rüyayiyen o kadar iştahlı bir yaratık ki davet edildiği hiçbir yerde kâbusun kırıntısını dahi bırakmıyor. Ama davetsiz gelmediği için sihirli sözcükleri bilmek gerekiyor.
İyi ki kral, kızı kötü rüyalardan kurtulup sağlıklı, mis gibi bir uykuya kavuştuktan sonra, “Rüyayiyen, Rüyayiyen!/Minik bağa bıçağını al da gel hemen!” diye başlayan tekerlemeyi ülkesindeki tüm çocuklarla paylaşmaya karar vermiş. Kısacası -masal bu ya- öykünün ve tekerlemenin kitap hâline gelmesini Uykucular Ülkesinin kralına borçluyuz.
Tabii bir de fantastik çocuk edebiyatının en önemli yazarlarından olan Michael Ende’ye. Yazara ait metinlerin en karakteristik özelliklerinden olan fantastik, masalsı sahneler, ödüllü çizer Annegert Fuchshuber ile birlikte yarattığı resimli kitap Rüyayiyen’de de öne çıkıyor. Momo, Bitmeyen Hikâye gibi dünyanın birçok yerinde kuşaklar boyu okunan, çoktan klasikleşmiş fantastik eserlerle çocuk edebiyatına yeni bir soluk getiren Ende (1929-1995), hayal gücüne giderek daha az yer bırakan bir dünyada şiirden yana tavrını koymayı ve çocukların içsel gücüne güvenmeyi daima önemsemiştir. Belki de bu yüzden Rüyayiyen’de karşımıza şirin, sevecen bir yaratık yerine, kirpi gibi sivri dikenli, her şeyi yutuverecekmiş gibi duran koskocaman ağızlı çirkin bir masal cücesiyle çıkıyor. Sözcük oyunlarına ve mısralara düşkün bir masal cücesi bu. Zamanında bazı ebeveynlere “Bu kitaptaki yaratık çocuğumu kâbustan kurtarmak şöyle dursun, rüyalarına girecek kadar ürkütücü…” dedirten bir cüce. Oysa çocuklar bu yorumları hiç takmadı. Onlar, ağırlıklı mavi ve kırmızı tonlarda canlı renkli, ayrıntılı, meraklarını kışkırtan illüstrasyonlara bakıp masal dünyasına daldı sonra da büyülenmiş gibi Rüyayiyen’i davet eden tekerlemeyi mırıldandı.
Şimdi de Kırmızı Kedi Yayınları, Almanya’da tiyatroya, kukla oyununa ve çocuk operasına uyarlanan bu 40 yıllık eseri Türkiyeli okurlarla tanıştırıyor. Orijinal eserden devralınan grafik düzenleme, metnin bir kısmı çizimlerin içine yerleştirildiğinden okumayı zorlaştırıyor. Özellikle de okumayı yeni söken küçük çocuklar açısından düşünüldüğünde. Oysa Almanya ve birçok ülkede bu kitap 4+ yani okul öncesi yaş grubuna ve yetişkinler tarafından çocuklara sesli okunmak üzere öneriliyor. Keşke Türkiye’de de “çocuklara sesli okunan kitaplar” kategorisi bilinçlere doğru bir şekilde yerleşse. Anne baba, abi abla, dayı hala, dede nine ve bilumum potansiyel sesli okuyucular böyle kitaplar arayıp çevrelerindeki çocuklara düzenli olarak okusa.

 

 

Rüyayiyen
Michael Ende
Resimleyen: Annegert Fuchshuber
Türkçeleştiren: Neylan Eryar
Kırmızı Kedi Yayınları, 32 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

Yazar Hakkında

1966’da Almanya’da doğdu. Öğrenimini İstanbul Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde sürdürdü. Avusturya’da çağdaş kütüphanecilik eğitimi aldı. Geçmişte bir yayınevinde uluslararası ilişkiler sorumlusu olarak çalışan Geridönmez’in çoğu çocuk ve gençlik edebiyatı alanına giren 20’ye yakın kitap çevirisi bulunmaktadır. 2014’de Tarabya Çeviri Teşvik Ödülü’ne layık görülen Geridönmez çocuk ve gençler için hikaye ve roman yazıyor.

Yorum yaz