İyi Kitap

Topla saçlarını Rapunzel…

Sarah Forbes Bonetta, Kraliçe Viktorya, Annie Oakley, Nan Aspinwall, Bingenli Hildegard, Jane Austen, Anna Maria Van Schurman, Phillis Wheatley, Effie Gray, Marianne North, Marie Curie, Marie Ball, Emilie du Châtelet, Emmy Noether, Louise Augustine Gleizes, Margaret Ann Bulkley, Eliza Grier, Anandabai Joshee, Kei Okami, Tabat İslambooli, Rebecca Lee Crumpler…

Yazan: Alev Karakartal

Bu isimler tanıdık geldi mi? Belki kraliçe Viktorya, biraz Marie Curie, edebiyata meraklı olanlar varsa, Jane Austen… Başka? Hadi, zorlamayalım. Bu kişilerin hepsi de 17 ila 20’nci yüzyıllar arasında yaşamış, biliminsanı, hekim, sanatçı, filozof; alanlarında büyük fark yaratmış öncü kadınlar. Tarihte geri ve ileri gidip gelerek, aslında pek de incelikli bir kazı yapmaya gerek kalmadan çok, ama hakikaten çok sayıda başka kadının adı da listeye eklenebilir. Ama işte, “Eskiden hiç kadın yoktu. İşte bu yüzden, okuldaki tarih derslerinde kadınlara rastlamazsınız. Erkekler elbette vardı ve büyük bir kısmı da Dâhiydi.” Öyle olmasaydı, Darwin’in, Einstein’in, Schopenhauer’in, Roussou’nun, Maupassant’ın, Kant’ın ve adını bir çırpıda ezberden sayabileceğimiz alanının yüzakı yüzlerce erkeğin yanına birkaç kadının adı da müfredata eklenirdi herhâlde. Olmuyorsa, 20’inci yüzyıla gelinse bile hâlâ “kadınlar vardır” şarkılarını yazdıran dünya hâline itirazı olanların sesini duymanın vaktidir.
Mesela Jacky Fleming’in. İlk eserlerini yayıncıların yanı sıra dünyadaki ulaşabildiği kadınlara geleneksel posta yoluyla göndererek itirazını yükselten, desenleri, karikatürleri ve kitaplarıyla tanınmış feminist sanatçının. “Darwin’in kadınları aşağılayan teorisini ilk duyduğumda, bununla açıkça çelişen kadınları araştırmaya başladım ve o kadar çok kadına ulaştım ki, şoke oldum,” demiş bir röportajında Fleming. Bu araştırmaların sonucunda da Kadınların Nesi Var? çıkmış ortaya. Desen Yayınları da çok iyi bir iş yapmış, kitabın telifini alıp Türkçeye kazandırmış. (Kısa süre önce bastıkları Öncü Kadınlar kitabını da hatırlatmayı ve bir kadın okurları olarak teşekkürlerimi iletmeyi borç bilirim.)
Bir karikatür-öykü kitabı Kadınların Nesi Var? Kalem, tarama ucu ve mürekkep kullanılarak hayat verilmiş el emeği göz nuru çizimlerin eşlik ettiği, “Tarihin Tozlu Çöp Kovası”na atılmış sıradan ve sıra dışı, ama hep yokmuş muamelesi yapılan, itelenen, ötelenen, hakir, ikinci sınıf görülen cins-i latif’in mizah dolu hikâyesi. Öfkenin zekâ ve yeteneğin ardına incelikle gizlendiği, bir tür kadın manifestosu.
“Kadınların gece görüşleri zayıf olduğu için akşamları dışarı çıkmalarına izin verilmezdi. Zaten bir yere götürülemeyecek kadar duygusallardı; bu yüzden içeride kalıp çoğu zaman histerikçe ağlarlardı.” (erkekler için bkz. histerikçe ağlayan kadın çizimi) Misal Schopenhauer (ve diğer dâhi erkekler) şöyle bir bakıp hemen anlamış zaten: “Deha için gereken bütünsel nesnellik yalnızca erkeklerde mevcuttur ve yalnızca görünüşüne bakarak bile, bir kadının aklı ve fiziğiyle pek de iş görmeye uygun olmadığı anlamak mümkündür.”
“Kimsenin Sözüne İnanma” diye başlıyor macera. Kraliyet Bilimler Akademisi’nin mottosuyla. Akademi’nin en azından başlangıç “yüz”yıllarında kadınlara kapalı olması ve dört yüz yıl boyunca tek bir kadın başkanının olmayışı ironik olsa da kadınlar için bir teşvik olması umulan güçlü bir slogan olduğunu teslim etmek gerek. Hele de bıktıran, insanı çiçekten soğutan “kadınlar çiçektir” cümlesinin kullanım süresinin bir türlü bit(e)mediği modern zamanlarda, erkekler dünyasının konu kadınsa ülkesi ve milletiyle nasıl da istikrarlı, bir türlü bölünmez bütün oluşuyla hâlâ uğraşıyorken.
“Feminizmin dönüştürücü gücü, sahip olduğumuz deneyimlerin sadece tesadüf olmadığını keşfettiğiniz zaman ortaya çıkıyor,” diyor Fleming röportajında ciddiyetle. Kadınların Nesi Var?’da ise o kadar da ciddi değil, ama yine cüretkâr, kaleminin ucu yine sivri: “Hapsoldukları Ev İçi Alanın dışına çıkmaya cüret eden kadınlara Düşmüş Kadın gözüyle bakılırdı. Ve o sıralar, 6 bin 722 tane Düşmüş Kadın vardı. Düşmüş diye adlandırılmanın birçok yolu mevcuttu. Mesela saçını yandan ayırmak, akıl sahibi olmak ve bu hususi aklı kullanmakla kalmayıp aklındakileri dile getirmek veya doğumdan sonra bakire kalmamak. Ve elbette sadece kadınlar düşebilirdi.”
Kitabı bazen kıkırdayarak kimi zaman sinirlenerek çoğu kez de şaşkınlıkla bir solukta okuyacaksınız. Hele Meksika İmparatoriçesi Arşidüşes Carlotta’nın kişisel danışmanı ve ağırbaşlı bir sakalı olan Henry Maudsley’in tıp okumanın kadınların göğüslerinin sarkmasına yol açacağı uyarısını okuduğunuzda gözlerinize inanamayacaksınız, ama Google hazretlerine başvurmayın hemen; ben de inanamayıp baktım, demiş vallahi.
Temiz bir çeviri ve iyi bir editörlük hizmetiyle Türkçeye kazandırılan kitap, 2017 Artemisia Mizah Ödülü’nü de kazanmış. Belki adı doğrudan bir çeviriyle Kadınların Nesi Var? yerine, telif anlaşması izin veriyorsa, erkek dünyaya yöneltilmiş bir soru şeklinde formüle edilebilir, “Kadınlarla Ne Derdin(iz) Var?” ya da “Kadınsan, Derdin Var” gibi bir şey olabilirmiş, ama bu da nazar boncuğu olsun.
İçinde bekâret, cinsel aydınlanma, üreme organı, lezbiyen gibi kelimeler geçen, aksesuar olarak görülmek istemedikleri için zarar verebilecekleri müstakbel taliplilerle ince ince dalgasını geçen Kadınların Nesi Var?’ın, “Anneliği reddeden kadın yarımdır, eksiktir”lerin, “Bir tane orada, kadın mıdır kız mıdır, bilemem”lerin, “Kadın iffetli olacak, herkesin içinde kahkaha atmayacak”ların ülkesinde okulların okuma listelerine giremeyeceğini tahmin etmek için dâhi olmaya gerek yok. Ama ebeveynlere, özellikle de annelere ve çiçeklerden sıtkı sıyrılmış öğretmenlere ricamdır: Öğrencilerinize bu kitabı önerin. Önerin ki, hayata dair umudumuz yeşersin, sonrası öncesine benzemesin…

 

 

Kadınların Nesi Var?
Jacky Fleming
Türkçeleştiren: Mavisu Kahya
Desen Yayınları, 128 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

Yazar Hakkında

Alev Karakartal Gazeteci. İstanbul’da doğdu, yaşıyor. 8 kardeşin en büyüğü. Kedileri, kitapları, ağaçları, yıldızları ve trenleri seviyor. Bir sonraki yaşamında, bir Rönesans bilim/sanat/teknoloji/mühendislik/mimarlık vb. insanı olmayı umuyor…

Yorum yaz