İyi Kitap

Ne Afrika ne okul, aslolan dostluktur!

Pizza ve Oskar arasındaki yakın dostluk, bazı yerlerde bana Asa Lind’in “Kumkurdu” serisini hatırlattı. Her ikisinde de yetişkin dünyasının sıradanlığından sıkılan bir çocuk ve ona bambaşka bir dünya açan bir hayvan söz konusu…

Yazan: Olcay Mağden Ünal

Hayat aşırı sıkıcı değil mi? Üstelik her gün milyonlarca insan, çektikleri milyarlarca fotoğrafı, videoyu, hikâyeyi türlü mecrada bıkmak sıkılmak bilmeden birbirlerine göstererek bunun aksini ispat etmeye çalışsa da… Tamam, konuya biraz net ve de sert girmiş olabilirim ama bu gerçeği kabul etmek lazım, hadi itiraf edip rahatlayalım: Hepimiz çok sıkılıyoruz! Genetik kodlarımızı hiçe sayarak yaşamaya çalışıyoruz; durup durup Darwin’e sararken, o, evrim teorisinden hiç bahsetmemiş gibi zorluyoruz kendimizi. Hem niye sıkılmayalım ki? Bunun senelerce okulu var, öğretmeni var, müdürü var, yetmezmiş gibi işi var, işte direktörü var, çok afili “siiioo”ları var, kalem etekleri, jilet ceketleri, yönetmelikleri, talimatları var; anne kuralları var, baba kuralları var, bir de üstüne koskocaman devlet kuralları var, yok kanunları var, bunun bir de kanunsuzlukları var, var, var, var da var. En nihayetinde hepimiz değişik bir şeyler arıyoruz, sıkılan yerlerimizden kurtulmak için yanımıza bir yoldaş bakıyoruz. Dönüp duruyoruz, yana yakıla yokluyoruz ama bizi şöyle olmadık yerlere götürüp olmadık hâllere sokacak bir yandaş bulamıyoruz. Hâlbuki en az gündelik hayatlarımız kadar sıkıcı bir hayvanat bahçesinden, gayet normal bir şey yapıyormuş gibi ıslık çalarak, dikkat çekmeden çıkan bir fil olsaydı, olmakla kalmayıp bizi arkadaşı yerine koysaydı pek âlâ olmaz mıydı?
Küçük pizza sever Pizza’nın en yakın arkadaşı Oskar gibi küçük bir fil eminim hepimize ilaç gibi gelirdi. Ne de olsa o konuşabiliyor, üstelik esprili de biri ve en önemlisi Pizza’yı hiç yalnız bırakmıyor. Aslında Pizza’nın büyük bir ailesi, annesiyle babasının yanı sıra iki kardeşi de var. Ama onlar sadece ve sadece televizyon seyrettikleri; Pizza her konuştuğunda, izledikleri artık her neyse bölündüğü için kızdıklarından, küçük kız onlarla pek de eğlenmiyor, işin aslı sıkılıyor.
Oskar da işte böyle bir anda çıkar karşısına, Pizza kapanan hayvanat bahçesinden canı eve gitmek istemediği için çıkmadığı sırada. Anlattığına göre Oskar kendisine bakarken durmadan konuşan insanlardan konuşmayı öğrenmiş, sonra da akşamları saat altıyla yedi arasını kendi konuşma saati olarak belirlemiş, bu işte artık epey iyi durumdaymış. Pizza, bu konuşan file heyecanlı bir şeyler yapmak istediğini, evde ve okulda pineklemekten sıkıldığını ve kendine bir arkadaş aradığını söyleyince, küçük fille birlikte Afrika’ya gitmeye karar verirler, dosdoğru Oskar’ın memleketine. Sonuçta orayı bulmak ne kadar zor olabilir ki? Hiç olmadı birilerine sorabileceklerini düşünürler. Oskar kılık değiştirince ki bu değişiklik bakıcısının şapkasının kafasına koymaktan ibaret, hayvanat bahçesinin kapısından Pizza’nın söylediği gibi geçip giderler: Her şey son derece normalmiş gibi, ortada tuhaf bir şey yokmuş gibi ıslık çala çala.
İkili bir anda birbirlerinin en yakın arkadaşı olup çıkarlar ve şehirde Afrika’yı aramaya başlarlar. Epey bir yürürler, yolda acıkıp bir restoranda yemek yerler, paraları çıkışmayınca burada bulaşıkçılık yaparlar, otostop bile çekerler. Yetmezmiş gibi hiç tanımadıkları bir yerde okula bile giderler. Bir ara arkalarında tuhaf bir ses işitirler, bir oyuncak ayı belirip teselliye ihtiyaçları olup olmadığını sorar, hayal kırıklıklarını iyileştirebileceğini söyler. Bir de üstüne kendisinin yarı hayvan yarı düşünce olduğunu iddia eder. Ancak iki yakın arkadaş beraber oldukları için onun tesellisine ihtiyaçları olmadığını söyleyip gönderirler oyuncak ayıyı. Afrika’yı bulamasalar bile, önemli olan onu birlikte aramalarıdır ne de olsa.
Diğer maceralarındaysa ikili, Pizza üşüttüğü için yedi gündür görüşmüyorlardır. Neyse ki Oskar, Pizza’yı ziyaret etmeye gelince, birlikte küçük kızın odasında bunca zamandır neler yaptıklarından bahsetmeye başlarlar. Bu sırada Pizza’nın annesiyle babası ve de kardeşleri, kızın odasında bir fil olduğunun bile farkında değillerdir. Çünkü yeni bir televizyon almışlardır ve şimdi sözüm ona çok heyecanlı bir kovboy filmi izliyorlardır. Böylece iki yakın arkadaş, bu kez Pizza’nın odasına asılı, kızın en sevdiği resimde maceraya atılırlar. Birlikte resmin içine girip oradaki eve giderler, ardından tarlaların arasından geçerek ormana varırlar. Oyuncak ayı burada da onların peşini bırakmaz ama Pizza ve Oskar’ın bu macerada da ona ihtiyacı yoktur, ne de olsa yine birliktedirler.
Başka bir gün bu kez ikisi birlikte Pizza’nın okuluna giderler. Ki bu tahmin edebileceğiniz üzere muhteşem bir şeydir, çünkü son derece sıkıcı hayatlarımızdan daha sıkıcı bir şey varsa o da birbirinden harikulade(!) okullardır. O yüzden de yanınızda konuşan bir fille okula gidebilmek elbette tarifsiz bir mutluluk demektir. Üstelik küçük fil dostunuz da bir şeyler öğrenme aşkıyla sizinle birlikte derslere girmek istiyor ve okulunuzun müdürü de onu okula kabul ediyorsa, bu harikadan da öte bir gelişmedir ve bir daha hiç sıkılmayacağınızın garantisidir.
Birçok çocuk kitabının ve bir de çocuk ansiklopedisinin yazarı Achim Bröger’in kaleme aldığı ve Gisela Kalow’un siyah beyaz resimleriyle katkı sağladığı Pizza ve Oskar, iki arkadaşın maceralarını anlatan üç hikâyeden oluşuyor. Aralarındaki hayalle gerçek arasındaki yakın dostluk, bazı yerlerde bana Asa Lind’in “Kumkurdu” serisini hatırlattı. Her ikisinde de yetişkin dünyasının sıradanlığından sıkılan bir çocuk ve ona gerek birlikteliği gerek tekil varlığıyla bambaşka bir dünya açan bir hayvan söz konusu. Okuruna sevimli bir dostluk hikâyesi ve üç eğlenceli macera sunan kitabın Türkçe baskısının bir parça elden geçirilmesinde fayda olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar kitabın Almanca aslını okumamış olsam da çeviride kulağa sorunlu gelen, redaksiyonda toparlanması gereken yerler mevcut. Yine de neyse ki güzel kitaplar var da sıkıntıdan patlamıyoruz, gerisini onları okumayanlar düşünsün.

 

 

 

Pizza ve Oskar
Achim Bröger
Resimleyen: Gisela Kalow
Türkçeleştiren: Serkan Seymen
Kolektif Kitap, 208 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

2009 yılında Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun oldu. Strasbourg Üniversitesi’ndeki yüksek lisans eğitiminin ardından kitap editörlüğü yapmak istediğine karar verip yayıncılık sektörüne girdi. 2011 yılından bu yana çeşitli yayınevlerinde editörlüğün yanı sıra telif hakları uzmanı olarak görev aldı. Bu arada birçok Almanca, İngilizce ve Fransızca çocuk kitabının çevirisine imza attı. İyi Kitap, Arka Kapak, Radikal Kitap, Akşam Kitap gibi pek çok dergi ve gazete ekinde kitap eleştirileri ile edebiyat ve yayıncılık dünyası üzerine yazıları yayınlandı.

Yorum yaz