İyi Kitap

Her geçen gün daha fazla göç öyküsü okuyoruz, duyuyoruz, hatta belki de şahit oluyoruz. Rama ve ailesinin yolculuğu bu yüzden bilindik bir öykü olsa da özgünlüğü bu öykünün aktarılışında saklı.

Yazan: Sanem Erdem

Çocuk edebiyatının güncel meselelerden azade olmadığına en güzel örneklerden biri, son zamanlarda ülkemizde de yayımlanan, göçmenliği konu eden kitaplar. İyi Kitap Haziran 2017 sayısının dosya konusu “Çocuk kitaplarında göç ve mültecilik” idi ve bu meseleye çeşitli yönleriyle eğilen kitaplara yer verilmişti. Mülteciliği konu edinen kitaplara Ekim ayında Nesin Yayınevi tarafından yayımlanmış yeni ve oldukça özgün bir çalışma katılıyor: Taştan Adımlar Bir Mülteci Ailenin Yolculuğu.
Önce kitabın ortaya çıkış hikâyesine kısaca değinmek isterim. Kanadalı bir çocuk kitabı yazarı olan Margriet Ruurs, internette gezinirken taşlarla oluşturulmuş resimler görüyor. Mülteci öyküleri anlatan eserlerin yaratıcısı Nizar Ali Badr, Suriye’nin Lazkiye şehrinde yaşayan bir sanatçı. Yazarımız kendisine önce doğrudan, sonra Arapça bilen bir arkadaşı vasıtasıyla ulaşmaya çalışıyor ve nihayetinde sanatçıya ulaşıp onun taşlarla anlattığı öyküleri kendi metinleriyle bir araya getirme fikrini hayata geçiriyorlar. Tabii bu hikâyenin kısa versiyonu, devamı kitabın sonundaki yazarın notunda.
Hepimizin artık aşina olduğu umuda yolculuk öykülerinden birini anlatıyor Taştan Adımlar. Uzak olmayan bir geçmişte mutlu bir çocukluğunu anlatarak başlar öyküsüne Rama. Kuşlar kadar özgürlerdir adeta. Ama büyükbaba Jedo bilir aslında özgür olmadıklarını: “Şarkılarımızı söyleyip dans edemiyorsak ve kendi dualarımızı okuyamıyorsak gerçekten özgür sayılır mıydık?”
Derken savaş patlak verir ve savaşın getirdiği yoklukla evler birer birer boşalmaya başlar. Yine de Rama umursamaz fazla, ailesi yanındadır çünkü. Ne zaman bombalar evlerinin yakınına düşer, işte o zaman göçmenin, bildikleri her şeyi bırakmanın zamanı gelmiştir. Küçük Rama sadece yüreğinde anıları taşırken yetişkinler bohçaları yüklenip hep birlikte yürürler, yürürler, yürürler…
Her geçen gün daha fazla göç öyküsü okuyoruz, duyuyoruz, hatta belki de şahit oluyoruz. Rama ve ailesinin yolculuğu bu yüzden bilindik bir öykü olsa da özgünlüğü bu öykünün aktarılışında saklı. Bir eseri edebi kılan özellik ne anlatıldığından ziyade nasıl anlatıldığıdır. Yüzlerce yıllık edebiyat tarihinde henüz işlenmemiş bir konu kaldı mı, bilmiyorum. Çok özgün, çok yeni bir konu yanlış ellerde edebiyatla alakasız bir metin olarak karşımıza çıkabildiği gibi onlarca, yüzlerce kez işlenen bir konu da belki farklı bir bakış açısıyla, belki kurgusuyla apayrı bir edebiyat eserinde tekrar hayat bulabilir.
Umutlarının ardına düşüp sonu mutlu biten bir yolculuğa çıkan sayısız ailelerden birinin öyküsü konu ediliyor bu kitapta. Yaratıcıları ise tutkal pahalı olduğu için sahilden topladığı çakıl taşlarıyla yarattığı kompozisyonların fotoğraflarını çektikten sonra bozup aynı taşları tekrar tekrar yeni kompozisyonlarda kullanarak bir öykü anlatan Nizar Ali Badr ve dünyanın öbür ucunda bu görsel öyküyü sözcüklere döken Margriet Ruurs… Bu iki hikâye anlatıcısı sayesinde yaşam buluyor taşlar ve bu zorlu yolu ince ince işleyerek müthiş bir sadelikle döşüyorlar. Kelimelere dökemeyeceğim kadar duygu yüklü tasvirlerle Rama ve ailesi kadar şanslı olmayanlar da anılıyor; ama anlatıcı bir çocuk olduğu için umut daima devam ediyor. Aradaki dil ve mesafe engellerine rağmen üretilen bu kitabın ardındaki işbirliği bile başlı başına bir umut kaynağı zaten.
Bazen sadece taştan kompozisyonlara dalarak bazen de kompozisyonlara eşlik eden metni okuyarak kitabın sayfalarını kimbilir kaç kez karıştırdım. Nizar Ali Badr’ın yarattığı güçlü görsellerle tek başına taşıyabileceği bir kitap bu aslında; ancak sanatçıyı keşfeden Margriet Ruurs olmadan bu taştan öyküleri asla göremeyecektik belki de. Ayrıca, çevirmen Sanem Öge’nin sakin ritimli çevirisi aracığıyla güzel bir Türkçeyle okuduğumuz metin, sessiz taşların sesi oluyor adeta. Üzücü, sarsıcı bir konuyu ele alırken kullanılan abartısız dil, okurun hislerini değerlendirmesine ve düşünmesine imkân tanıyor.
Kimi zaman silah da olabilen cansız, soğuk taş parçalarının da yürekleri ısıtabileceğini gördüm desem abartmış mı olurum? Belki evet. Bazı yetişkinlerde hiç umut görmüyorum. Ama çocuk demek umut demek değil mi? Biz yetişkinler karamsarlığa kapılsak da umutsuz yaşanmıyor.

 

 

 

Taştan Adımlar
Bir Mülteci Ailenin Yolculuğu
Margriet Ruurs – Nizar Ali Badr
Türkçeleştiren: Sanem Öge
Nesin Yayınları, 40 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

Yazar Hakkında

1979 yılında Bursa'da doğdu. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü'nden mezun olduktan sonra çeşitli yayınevleri için çeviriler yaptı. Şu anda bir yayınevinde editör olarak çalışmakta ve serbest olarak çeviri yapmaya devam etmektedir.

Yorum yaz