İyi Kitap

Yaşarken okunması tavsiye edilir!

“Kolumda alçı, ayaklarımda sarı fosforlu kelebek terlikler vardı. En iyi arkadaşım, en iyi arkadaşım olmayabilirdi. Bucika bana kırgındı. Etrafta soğan ve domates yerken kitap okuyan korkunç biri dolaşıyordu. Ve Çarşaf Dede yeni bir şiir yazıyordu. Sadece on yaşındaydım. Hayatım bu kadar karışık olmamalıydı. Şu an hiçbir şey düşünmeden, deniz kıyısında karpuz yemem gerekmiyor muydu?”

Yazan: Alev Karakartal

Küçük bir yazlık kasabasında, kafası karışık bir kız çocuğu, saat tam üçü yirmi geçe ağaçtan düşer. Düşmesi şaşkınlığındandır; ardından bolca gizem, heyecan, sakin görünen kasabalarda rastlanan türden şaşırtıcı sırlar, sıradanlığın içinden fırlayıveren mucizelerle bezenmiş, biraz hüzünlü ama yaşama sevinci dolu bir macera gelir. Ama en iyisi baştan başlamalı.
Çene suyuyla meşhur, denizi ve limanıyla, bir zamanların orta sınıfının tipik tatil beldelerinden Derince’deyiz. Hikâye, otogardan çıkıp sola döndükten sonra, üç yüz metre ilerideki köpeğin yanından sağa sapar sapmaz, az ötede göreceğiniz Kalamar Pansiyon’da geçer. Anne, baba ve küçük kızlarından oluşan Yadigar ailesine ait pansiyon, ilkeli horozları, küçük bahçeleri, birkaç masalık restoran ve beş şezlongtan fazlasını almayan plajları, organik sebze, meyve, reçel ve yumurtaları, komşu çiftikten sağıp getirdikleri sütleriyle mütevazı hayatlara ev sahipliği yapmaktadır. Misafirlerine, sevilen bir arkadaşın yazlığındaymış gibi, huzur içinde bir tatil vadeder Yadigarlar. Zor zamanlardan çalınmış, sakin ve asude bir zaman dilimini…
Vaatler belli ki yerine getirilmektedir. Zira Kalamar, yıllardır tatillerini orada geçiren müdavimleri, hatta pansiyonu evi yapan misafirleriyle pek boş kalmıyor gibi görünür. Yadigar ailesinin biricik kızı Ardıç’ın verdiği takma isimlerle; bir kazada hafızasını kaybeden ve o zamandan beri aileyle yaşayan Rastabi, günün ilk ışıklarında “çarşaf gibi” denize girmeyi seven Çarşaf Dede, her şeyden şikayetçi Şikayet Hanım ve eşi Çözüm Bey, ilham perisini bekleyen Yazaret, tatile gelen bir ailenin terk ettiği çoban köpeği Paspas, pansiyonun “kadrolu” ekibini oluştururken; komşu çiftlik Prof. Gıdak Gıdak’ın sahipleri Kavruk ailesi ve oğulları; Ardıç’ın “yakın sayılır” arkadaşı Bucika, eski püskü bir evde yaşayan, yalnız ve huysuz Hayrettin Tekdede, rakip ve taklitçi Ahtapot Pansiyon’un sahipleri ve de kahramanımızın en yakın dostu, tatilci Hayal ve ailesiyle birlikte tablo tamamlanır.
Ancak kışın okulda yazın pansiyonda çalışarak, arkadaşları ve kitaplarıyla mutlu mesut geçen Ardıç’ın hayatı, ailesiyle birlikte her yıl pansiyonlarında tatil yapan en yakın arkadaşı Hayal’in bu yıl gelmemesi üzerine alt üst olacaktır. Zaten bir önceki yıl huysuz Tekdede’nin beklenmedik bir davranışı yüzünden apar topar İstanbul’a dönmelerine de anlam verememiştir. Hayal’in gitmeden önce bir ağacın tepesinde kendisi için bıraktığı mektup, her şeyi biraz daha esrarengiz ve karmaşık hâle getirir. Ardıç ve Bucika arkadaşlarına yeniden kavuşmak için büyüklerin o zamana dek sakladıkları sırları eşeledikçe, trajik ölümler, evlat edinme, yalnızlık, bir şeyi istemek ile o şeyi yapabilmenin arasındaki mesafe, hatırlama ve unutma gibi kavramlarla tanışacak, bunlar olmasaydı ol(a)mayacakları insana doğru bir adım daha yaklaşacaklardır.
Yazar Hanzade Servi, Tudem Yayınlarından çıkan Kalamar Pansiyon’da hemen hepimizin çocukluğundan bu yana bildiği; belki bir aile üyesi ya da komşu figürünü olanca canlılığıyla resmetmiş. Özellikle Çarşaf Dede, Şikayet Hanım ve huysuz Hayrettin Tekdede’nin dede terlikleriyle karşılaşmamış, tanışmamış birini bulabileceğinizden şüpheliyim. Büyük kentlerin dayattığı kaos ve çaresizlik duyguları içinde sıkışan beyaz yakalıların her şeyden sıtkı sıyrılıp deniz kıyısında, küçük sevimli bir işletme kurma hayalleriyse fazlasıyla tanıdık gelmiş olmalı. Kitaptaki örnekler, hayalini kuvveden fiile geçirebilmiş olanlar, en özendiklerimiz:
“Çok Mühendis, ressam olan kocası Teoman ile evlendikten sonra Kanada’daki bir üniversitede çalışmaya başlamış. Bucika da orada doğmuş. Altı yıl önce, Çok Mühendis aniden çalıştığı projeden kafasını kaldırarak ‘Hobaaa!’ demiş. (Evet gerçekten öyle demiş.) Sonra da ‘Gıt gıt gıdak,’ diyerek salonda volta atmaya başlamış. Teoman amca tam ambulans çağıracakken de ‘Gidiyoruz’ demiş. ‘Türkiye’de bir sahil kasabasına yerleşip çiftlik kuralım.’”
Servi deneyimli, verimli ve ödüllü bir yazar. Eski bir gazeteci ve metin yazarı olmasının avantajını da kullanarak yaşadığı topluma ve insana ilişkin gözlemlerine yaratıcı bir hayal gücü, sağlam bir kurgu ve temiz Türkçeyi de ekleyerek kaleme aldığı kitaplarını “ayrım yapmaksızın her yaştan ruh için” yazdığını söylüyor. Başka bir yerde de “Yazarlık, seçilen bir meslek değil. Çilek reçeli yiyeyim; sonra arkadaşlarla buluşurum; Ha, bir de yazar olayım bari demezsiniz,” demiş. Kendini “yazmasam, çıldırırdım” kabilesine ait hissedip hissetmediğini bilmiyoruz elbette ama yazdığı kitapların sayısına, özellikle de çocuk ve ergenlere yönelik ürün veren Türkiyeli yazarlarda az rastlanan korku türünde yazdığı kitaplara olan ilgiye ve aldığı ödüllere bakılırsa, iyi iş çıkardığını söylemek gerek. Kalamar Pansiyon için arka kapakta, “hayatın soğuk sürprizlerine mizahla karşı koyan bir hikâye” demiş, Tudem Yayınlarının editörleri. Fethi Yılmaz da pastel tonlardaki, sevimli desenleriyle hikâyeye değer katmış. Öyleyse, hoşgeldiniz!

 

 

 

Kalamar Pansiyon
Hanzade Servi
Resimleyen: Fethi Yılmaz
Tudem Yayınları, 128 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

Yazar Hakkında

Alev Karakartal Gazeteci. İstanbul’da doğdu, yaşıyor. 8 kardeşin en büyüğü. Kedileri, kitapları, ağaçları, yıldızları ve trenleri seviyor. Bir sonraki yaşamında, bir Rönesans bilim/sanat/teknoloji/mühendislik/mimarlık vb. insanı olmayı umuyor…

Yorum yaz