İyi Kitap

Karanlık, tozlu, çaresiz…

Türkiye’de en çok Küçük Kara Balık adlı kitabıyla tanın İranlı yazar Samed Behrengi, güçlü kalemini bu kez Tahran sokaklarında hayatın yükünü küçük omuzlarında taşıyan çocukları anlatmak için kullanmış. Ortaya da karanlık, tozlu ve çaresiz bir hikâye çıkmış.

Yazan: Emel Altay

Dünyamızda, mis kokulu saçları ve pırıl pırıl kıyafetleriyle anne babalarının elinden tutmuş okuluna giden mutlu çocukların yanı sıra bedenini zar zor kapatan yırtık kıyafetleri, kirden keçeleşmiş saçları ve boş mideleriyle şanslı yaşıtlarına bakıp iç geçiren çocuklar da var. Bu acı manzaraya gündelik hayatımızda ya da gazetede ve televizyonda tanık oluyoruz. Ancak bir çocuk kitabında karşılaşınca etkisi daha da artıyor.
Tahran ya da İstanbul, fark etmeksizin, dünyanın her yerinde büyüklerin kurduğu bu haksız ve çirkin dünyanın kirini pasını üstünde taşıyan masum çocuklar var. Onlar kitabımızın kahramanı küçük Latif gibi zengin mahallelere şaşırarak bakıyor ve oranın temiz havası, çiçekli evleri, mis kokulu sofralarını anlayamıyor bile. Mide gurultuları eşliğinde uyumaya çalışırken rüyaları el uzatıyor ona. Önünde durup, uzun uzun seyre daldığı oyuncak dükkânındaki devasa boyutlarda devenin sırtına atlayıp Kuzey Tahran’a, yani Tahran’ın zengin kesimine uçuyorlar. Orada mis gibi çiçeklerle bezenmiş bir villanın bahçesine kurulu ziyafet sofrası karşılıyor onları. Latif ne kadar yerse yesin midesindeki çukur dolmuyor. Rüyasında bile doyamıyor. “Rüyamda görsem inanmam” dedikleri böyle bir çaresizlik olsa gerek.

“Duman ve kütü kokuların olmadığı yerler” çok uzakta
Latif saatlerce yürüyerek varıyor duman ve kötü kokuların olmadığı yere. Oralarda da dilenci sanıyorlar onu; aşağılanıyor. O da başkalarını aşağılamak, birilerine kötü davranmak istiyor. Ama çocuk kalbi hâlâ yumuşak, sevgi dolu. “Onların suçu değil ki,” diye düşünüyor. Guruldayan midesi, yırtık pantolonu, pis kokusu kimin suçu? Annesini özlüyor. Ekmek paralarını kazanıp, memlekette kalan anne ve kardeşlerine para göndermek için geldikleri bu gurbette babasına sarılıp ağlıyor Latif. Hiçbir şeyi yok bu dünyada. Oysa “dükkânlar ve evler güneşin altındaki aynalar gibi” parlıyor. Latif bir sinema izler gibi izliyor kendisi dışında mis gibi kokularla pırıl pırıl akan hayatı. Onun bir oyuncak devesi bile yok.

Karanlık tarafa çocuk gözüyle bakmak
Uykuda ve Uyanık 24 Saat, büyük şehre çalışmaya gelmiş baba-oğul motifiyle Bisiklet Hırsızları’nı akla getirse de her şeyi küçük bir çocuğun gözünden aktarmasıyla daha farklı bir yerde duruyor. Belki de bu yüzden çok daha dokunuyor içe. Samed Behrengi usta kalemiyle kısacık hikâyeye dünyaları sığdırmayı başarmış. Çizimler, özellikle kapaktaki çocuk çizimi, hikâyenin duygusunu geçirmede oldukça başarılı. Yeraltı edebiyatı ağırlıklı yayınlarıyla tanıdığımız 6.45, çocuk yayınlarında da dünyanın “dumanlı ve kötü kokulu” tarafından seslenmeye devam ediyor.

 

 

 

Uykuda ve Uyanık 24 Saat
Samed Behrengi
Resimleyen: Cansu Taştan
Türkçeleştiren: Oya Yalçın
6.45 Çocuk Yayınları, 36 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz