İyi Kitap

Diego kaç, Frida tut!

Ölüler Günü Festivali’nin ilk günü, küçük Frida ile küçük Diego’nun şeker dükkânında karşılaşmalarıyla başlıyor her şey…

Yazan: Gökhan Yavuz Demir

Kargocu geldiğinde, o saatlerde teslim etmem gereken bir yazıyı bitirmeye çalışıyordum. Sabahtan beri aralıksız yağan yağmur yeni dindiğinden, telefonda kargocuya paketimi kapının kenarına bırakmasını söyledim. Kargocu gittikten sonra da dinmeyen ve hatta giderek artan seslerden ötürü bahçeye indim. Fakat ne göreyim! Fabian Negrin’in yazıp çizdiği ve Meltem Akın’ın tercüme ettiği Ressam Frida ile Diego kitabı, benim dediğim yerde dursa da küçük Frida, obur Diego ve tüysüz Meksika köpeği kitaptan kaçmış ve aralarına Kocabaş’ı da alarak bağıra çağıra oynamaya başlamışlar. İyi ama Kocabaş İspanyolca bilmez ki! Neyse, bütün kaçakları kitaba geri yollayıp ve arada diğerleriyle gizlice hikâyeye girmeye çalışan Kocabaş’ı da tasmasından yakalayıp bahçede bırakarak, bir hayli yaramazlık barındıran bu macerayı okuyabilmek için çalışma odama çıkıyorum.
1907-1954 yılları arasında yaşamış Meksikalı ressam Frida Kahlo’nun kitap ve filmlere konu olan hayatı fiziksel acılar ve iki kez evlendiği kocası Diego Rivera’yla inişli çıkışlı aşklarının yarattığı kalp kırıklıklarıyla doludur. İşte bu ilgi çeken hayat hikâyesinin kahramanlarını, Fabian Negrin kendi tarzında yeni bir maceranın içine atıyor ve bütün bir macerayı da Frida’nın üslubunu hatırlatan çizgiler, renkler ve desenlerle resmediyor.
1 Kasım’da Ölüler Günü Festivali’nin ilk günü, küçük Frida ile küçük Diego’nun şeker dükkânında karşılaşmalarıyla başlıyor her şey. Bütün şehir festivale hazırlanıyor. Frida’nın görevi de kafatası şeklindeki şekerlemelerden satın almak. Diego ise heybetli göbeğine yaraşır şekilde şekerleme tıkınmakla meşgul. Ağzı tıka basa şekerleme dolu olduğu için Frida’ya sadece “Mmmmm,” diyebiliyor olsa da akşama buluşmak için sözleşiyorlar. Frida eve dönüyor ve sabahtan beri sürmekte olan hazırlıklara yardım ediyor. Evde Meksika’nın tümünü doyuracak kadar tako ve çörek yapılıyor. Bütün bu hazırlık mezarlıktaki gece kutlaması için. Ölüler Günü’nde mumlarla ışıl ışıl aydınlatılan mezarlıkta, güzel müzikler çalarken bütün aile ölmüş akrabalarını en sevdikleri yiyecekleri hazırlayarak ziyaret ediyordu. Frida da büyükbabası için aldığı kafatası şeklindeki küçük şekerleri, onun mezarının başına bırakıyor. O esnada sevgilisi Diego’yu görüyor. Ama o da ne! Sevgilisi, en yakın arkadaşı Rosa Spinoza’yı öpmesin mi! Bir hışımla mezarın üzerinden fırlayan Frida, Diego’nun üzerine atladığı gibi kafasını onun koca göbeğine geçiriyor. Diego yere düşse bile ağzı dolu olduğu için sadece “Mmmm,” diyebiliyor. Ama hemen toparlanıp kaçmaya başlıyor, çünkü Frida’nın öfkesinin ne menem bir şey olduğunu çok iyi biliyor. Rosa ile sonra hesaplaşmaya karar veren Frida, sevgilisi koca göbek Diego’nun peşine düşüyor ve mezarlıkta müthiş bir kovalamaca başlıyor.
Bu koşuşturmaca esnasında, mezarlığın daha izbe bir köşesinde tombik Diego’nun ayağı, topraktan dışarı çıkmış bir ağaç köküne takılıyor ve ayran gönüllü kahramanımız yeni açılmış, boş bir mezarın içine düşüyor. Frida durur mu? Hiç tereddüt etmeden o da karanlık çukura atlıyor.
Çukurun dibinde etrafını görebilmek için cebindeki kibritle mumu yaktığında, Frida maceranın üçüncü kahramanı tüysüz Meksika köpeği ile karşılaşıyor. İkisi ölüler diyarında gezmeye başlıyorlar. Bir süre sonra sadece “Mmmm,” diyebilen obur Diego’yu bir iskelet kadının kucağında otururken buluyorlar. Maceranın bundan sonrası üç kafadarın ölüler diyarından yeryüzüne kaçmalarıyla devam ediyor. Tekrar yerin üstüne çıktıklarında Diego yine “Mmmm,” deyince, Frida bunun “Seni seviyorum Frida ve senden özür dilerim. Hatalıydım. Ama bir daha asla başka birini öpmeyeceğim,” demek olduğunu anlıyor ve sevgilisinin boynuna sarılıyor. Bu sırada ağzındaki son şeker parçacığını yere tüküren şıpsevdi Diego, hikâye boyunca en uzun cümlesini kuruyor: “Açım!” Böylece birbirlerini sevmekten vazgeçemeyen iki sevgili gülerek ve yanlarındaki yeni arkadaşları tüysüz Meksika köpekleriyle yiyecek bir şeyler bulmak için gün doğumunda yürüyerek kayboluyorlar.
Kitabı hemen kütüphaneye yerleştirip bahçedeki Kocabaş’ı kontrol ediyorum. Ne kitaptan bahçeye ne de bahçeden kitaba bir kaçış olmadığından emin olduktan sonra, Kocabaş’ın mama kabını dolduruyorum. Kocabaş kabı silip süpürürken, ona “Frida ile Diego ne şirindiler, değil mi?” diyorum. Diego gibi ağzı doluyken asla konuşmayan Kocabaş da “Mmmm,” diye cevap veriyor. Frida’nın Diego’yu anladığı gibi ben de Kocabaş’ı anlıyorum. İnsanın sevdiği birini anlaması için çok da kelimelere ihtiyacı yok aslında.

 

 

 

Ressam Frida Kahlo ile Diego Rivera
Fabian Negrin
Türkçeleştiren: Meltem Akın
1001 Çiçek Kitaplar, 36 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

Yazar Hakkında

1973 yılında Edirne’de doğdu. Sosyoloji Doçenti olan Demir’in bugüne kadar yayınlanan telif ve tercüme kitapları şunlardır: Sosyal Bir Fenomen Olarak Dilin Belirsizliği (İthaki, 2015); Borges'in Dediği Gibi (Nora, 2016); Anlamak İçin Yaşamak (Nora, 2017); Claude Lévi-Strauss, Mit ve Anlam, (İthaki, 2013); George Lakoff & Mark Johnson, Metaforlar: Hayat, Anlam ve Dil (İthaki, 2015); Paul Ricoeur, Yorum Teorisi: Söylem ve Artı Anlam (yakında Nora’da). Edebiyat ve linguistikle zenginleştirilmiş ve derinleştirilmiş bir sosyolojiyi anlamlı bulan Demir, birgün roman yazacağına olan inancını asla kaybetmiyor ve kendini ısrarla “entelektüel edebiyatçı” olarak tanımlamayı tercih ediyor.

Yorum yaz