İyi Kitap

Hayatta pırtlaklarla baş etmenin yolları

Gökhan Yavuz Demir 1 Ekim 2018 Editörün Seçtikleri, Gençlik Kitaplığı, Gökhan Yavuz Demir, Sayı 107 - Ekim 2018 Hayatta pırtlaklarla baş etmenin yolları için yorumlar kapalı

“Pek çok insanın aynı şeyi yüksek sesle, tekrar tekrar söylemesi, o şeyin doğru olduğu anlamına gelmez.”

Yazan:Gökhan Yavuz Demir

Kargocu gittiği hâde Kocabaş, elimdeki üzerinde adım ve adresim yazılı ufak pakete havlamaya devam ediyor. Paketi, teyakkuza geçmiş Kocabaş’ın gözleri önünde açıyorum ki sakinleşebilsin. “İşte,” diyorum ona sakince, “bak, sadece bir kitap.” George Saunders’ın yazıp Lane Smith’in resimlediği Frip’in Aşırı Israrcı Pırtlakları’nı görünce Kocabaş daha da gürültüyle havlıyor. İçinden hiç “pırtlak” düşürmemeye özen göstererek kitabı okumaya başlıyorum. Koca kız ise havlayarak bütün bahçeyi boydan boya kontrol ediyor.

Yazın parkta yahut tarlada gezerken ayakkabılarınıza, çoraplarınıza, kedinizin veya köpeğinizin tüyleri arasına yapışan pıtrakları bilirsiniz. İşte bu pırtlaklar da o pıtraklara benziyor; sadece biraz daha büyükler. Tenis topu kadar olan, parlak turuncu renkte ve bir sürü göze sahip olan bu pırtlaklar, keçilere çok düşkünler. O kadar ki bir keçinin üstüne çıktıklarında tiz bir sesle sürekli sevinç çığlıkları atarlar. Bu bitmek bilmeyen çığlıklar yüzünden de keçiler bir türlü uyuyamaz, zayıflar ve çok geçmeden süt vermeyi keser. Keçi sütü satarak geçinen köylüler için ne fena bir durum.

Frip de böyle keçi sütü satarak geçinen, üç iğreti kulübeden oluşan küçük bir köydü. Bu köyde yaşayan çocuklar günde sekiz defa bir ellerinde pırtlak fırçaları ve diğer ellerinde pırtlak çuvalları ağıla giderek keçileri tarar ve onları, üzerlerine yapışmış pırtlaklardan kurtarırlardı. Keçilerin üzerinden topladıkları pırtlakları çuvallara doldurur, ardından da köyün kıyısındaki uçurumdan aşağıya boşaltırlardı.

Fakat bu pırtlak istilasına nihai bir çözüm olmadığı için bu tarama, toplama ve boşaltma işlemleri gün içinde sürekli tekrar ederdi. Çünkü uçurumdan aşağıya boşaltılan pırtlaklar önce denizin dibine batar ve dibe varır varmaz da yavaş yavaş kıyıya sürünmeye başlarlardı. Üç saat içinde Frip’e tekrar varınca üç kola ayrılarak üç kulübedeki keçi ağılına doğru yola koyulurlardı. Bu, bir tür “Sisyphos laneti” gibi hiç bitmeyen ve sürgit devam eden bir pırtlak istilasıydı.

Ta ki çok zeki sayılmayan ama diğer taraftan hiç de aptal olmayan bir pırtlağın, bir gün Frip’teki üç kulübeden kırmızı olanın, yani annesini yakın zamanda kaybetmiş Becerikli’nin evinin, denize bir sonraki evden beş metre daha yakın olduğunu fark etmesine değin. Beş metre de nedir ki deyip geçmeyin. Tenis topu büyüklüğündeyseniz, bacaklarınız veya tekerlekleriniz yoksa ve sadece hassas karnınızı kırıştırıp açarak ilerleyebiliyorsanız, beş metre daha az yol yapmayı akıl etmek ancak Arşimet’in suyun kaldırma kuvvetini bulmasıyla mukayese edilebilir.

Pırtlak tarihinin bu en çığır açıcı buluşunun sonucu olarak o gece pırtlaklar ilk defa üç gruba ayrılmak yerine, sevinç naraları atarak hep birlikte Becerikli’nin ağılına daldılar. Yaklaşık bin beş yüz pırtlaktılar. Normalde Frip’te kulübe başına beş yüz, keçi başına da elli pırtlak düşerdi. Ama o gece bin beş yüz pırtlağın tümü Becerikli’nin ağılına girmişti ve keçi başına yüz elli pırtlak düşüyordu. Bu da bütün köyün pırtlaklarını tek başına Becerikli’nin toplayacağı anlamına geliyordu.

Nitekim kendi keçilerinin pırtlaklardan kurtulduğunu anlayan komşuları Bayan Bea Romo ile Sid ve Carol Ronsen, çok geçmeden kendi evlerini daha da uzağa taşıtarak pırtlak sorunundan kökten kurtulmayı ve Becerikli’yi tek başına altından kalkamayacağı bir sorunla baş başa bırakmayı tercih ederler. Onlara göre bu sorun, kendileri kadar çalışmadığı için kendileri kadar da şanslı olmayan Becerikli’nin kendi sorunudur. Bunun için Becerikli’ye yardım etmek yerine sadece nasihat ederler: Sen de bizim gibi kendi hayatının sorumluluğunu al ve pırtlaklardan kurtulabileceğini ispat et.

Allahtan Becerikli, onları dinlemek yerine ölmüş annesinin bir seferinde kendisine söylediklerini hatırlar: “Pek çok insanın aynı şeyi yüksek sesle, tekrar tekrar söylemesi, o şeyin doğru olduğu anlamına gelmez.”

Becerikli, keçi olmazsa pırtlak da olmayacağını düşünerek balıkçılık yapmaya karar verip, keçilerini komşu köyde satınca, pırtlak meselesi tekrar komşuların meselesi oluverir. Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın diyenlerin sonu zaten hep böyle olmaz mı!

Bireysel bir kurtuluşun asla mümkün olmayacağını anladığı için olsa gerek, Kocabaş hepimizi pırtlaklardan korumak için havlamaya devam ediyor.

 

 

 

Frip’in Aşırı Israrcı Pırtlakları
George Saunders
Resimleyen: Lane Smith
Türkçeleştiren: Niran Elçi
Delidolu, 88 sayfa

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1973 yılında Edirne’de doğdu. Sosyoloji Doçenti olan Demir’in bugüne kadar yayınlanan telif ve tercüme kitapları şunlardır: Sosyal Bir Fenomen Olarak Dilin Belirsizliği (İthaki, 2015); Borges'in Dediği Gibi (Nora, 2016); Anlamak İçin Yaşamak (Nora, 2017); Claude Lévi-Strauss, Mit ve Anlam, (İthaki, 2013); George Lakoff & Mark Johnson, Metaforlar: Hayat, Anlam ve Dil (İthaki, 2015); Paul Ricoeur, Yorum Teorisi: Söylem ve Artı Anlam (yakında Nora’da). Edebiyat ve linguistikle zenginleştirilmiş ve derinleştirilmiş bir sosyolojiyi anlamlı bulan Demir, birgün roman yazacağına olan inancını asla kaybetmiyor ve kendini ısrarla “entelektüel edebiyatçı” olarak tanımlamayı tercih ediyor.