İyi Kitap

Görünmez çocuğa dair birtakım fantastik gerçekler

Görünmez Çocuk, insanlığın ortak kaderine yazılı en hüzünlü olguyu, ölümü mesele ediniyor. Bu meseleyi şaşılacak derecede olağan ve son derece dostane bir biçimde ele alıyor.

Yazan: Deniz Poyraz

Bir zamanlar bir kentte, uzak, çok uzak bir yerde, sıradan bir çocuk yaşardı: Finn Garrett. Dağınık, parlak siyah saçları vardı, teninin rengi de gayet aleladeydi: pembemsi. Oldukça görünürdü yani. Diğerleri gibiydi. Okula gider, futbol oynar, arkadaşları ve ailesiyle takılırdı. Fakat artık tüm bunlar geride kaldı. Bir zaman geldi, Finn Garrett yavaş yavaş görünmez olmaya başladı.

Evan Kuhlman’ın yazdığı, J. P. Coovert’ın resimlediği Görünmez Çocuk adlı eser, Finn’in gayet resmî, fakat gayriciddi; biraz hüzünlü, çokça eğlenceli otobiyografisi. Pegasus Yayınlarından çıkan kitabı dilimize Onur Kaya çevirmiş.

“Bu benim hikâyem ve tamamen ortadan kaybolmadan önce onu size anlatmam lazım,” diyen başkahramanımız Finn, görünmez olmaya babasını sonsuza dek kaybettiği günden sonra başlıyor. Sıradanlık bir gün pencereden uçup gidiyor, bir daha da ortalarda gözükmüyor. Parça parça solmaya başlıyor Finn’in rengi. Bir tür hastalık gibi; öldürmeyen, acısız bir biçimde sizi ortalıktan silen bir hastalık.

Testlere bakılırsa Finn gayet normal ve sağlıklı görünüyor. Demir seviyesi iyi, kan sayımı da öyle; bol miktarda B12’si var, herhangi bir enfeksiyon da gözükmüyor. Finn’in tıbben hiçbir sorunu yok. Ama bir tuhaflık olduğu açık. Finn neden gitgide görünmezleşiyor? Kaybettiği babasıyla birlikte takılmak için canlı bir hayalete mi dönüşüyor? Finn deneysel bir çocuk mu yoksa? Ergenliklerin en kötüsünü mü geçiriyor? Bir yıldız gibi süpernova patlaması mı yaşıyor? Ya da şiddetli bir şok yaşadığı için ruhu beyaza yenik mi düşüyor? Yaşadığı, basit bir vitamin eksikliği değil, bu belli. Fakat çocukların saçları böyle beyaz, tenleri de bu kadar solgun olmaz ki… Oysa Finn günbegün beyazlıyor. Porselen beyazı mı, göz akı beyazı mı, kaz tüyü beyazı mı bilinmez ama bu hâl Finn’e bilge ve büyüleyici bir hava da katıyor. Yüzüklerin Efendisi’ndeki Gandalf gibi. Ya da Bıçak Sırtı’ndaki replikant Roy gibi. Bir çocuktan çok, hayatta kalmak için çabalayan birine benziyor yahut insanın bir başka biçimine: Homo sapienus görünmezus…

Gelelim bu post-modern öğeler de içeren oyuncu metni ayakta tutan en temel izleğe… Eğer bir laboratuvarda meydana gelmediyse, her çocuğun bir babası vardır, öyle değil mi? Ama otuz altı yaşındaki bir babayı kaybetmenin hiçbir doğal nedeni olamaz Finn’e göre. Çünkü babalar bunun iki katı hatta daha fazla süre yaşarlar! Yani teorik olarak bu böyle.

Herkes bilir: zaman denen şey, kaygandır. Çok keyif aldığınızda, yani yavaşlamasını istediğiniz o mutlu anlarda inadına hızlanır. Canınız sıkıldığında ya da kötü bir gün geçirdiğinizde, “şu an hemen geçsin, bir an evvel bitsin” dediğiniz vakit yavaşlar da yavaşlar. Zamana güvenemeyiz, diyor Finn de. Ne geçmişe ne geleceğe. Geçmiş, geçmiştir işte. Gelecekse yok gibi bir şeydir. Ona vardığınız an ortadan kayboluverir. Gelecek dediğimiz o şey, biz daha ne olup bittiğini anlayamadan “geçmişimiz” oluverir. Belki de bu yüzden, zamandan nefret ediyor Finn. Zamanı hınzır ve oyuncu buluyor. Neticede, bir hırsız değil mi zaman? Hem de her şeyimizi alıp giden cinsten. Fakat hatıralarımız bizimledir ve biz istemediğimiz sürece kimse gelip alamaz onları elimizden!

Hatıraların mutluluk garantisi var mıdır peki? Pek sayılmaz… Babanızı kaybettiğinizde, herhangi bir şey, gözyaşı ve hatıra selini tetikleyebilir. Tıpkı Finn’in, babasının kullandığı cep tarağını bulduğunda, üzerindeki birkaç saç telini gördüğü zamanki gibi…

Oysa hayat devam etmektedir. “Yarı-görünmez ucube kılıklı çocuklar” bile aşk tarafından aniden altüst edilebilirler! Yaşam her şeye rağmen bir saniyeliğine bile olsa nefes almaya değerdir. Başımıza talihsiz ve can acıtıcı şeyler geldiğinde elimizden tutan bir dost, sevgisini esirgemeyen bir aile, yanı başımıza sokuluveren bir kedi bile iki kere değerlidir.

Görünmez Çocuk, insanlığın ortak kaderine yazılı en hüzünlü olguyu, ölümü mesele ediniyor. Bu meseleyi şaşılacak derecede olağan ve son derece dostane bir biçimde ele alıyor. Ölümü lanetlemeden ve yaşamı her satırda kutsayarak. Görünmez Çocuk, her şeye rağmen görünür olmayı başarabilen tüm çocuklara çağdaş edebiyatın güzel bir armağanı olarak önümüzde duruyor…

 

 

 

Görünmez Çocuk
Evan Kuhlman
Resimleyen: J. P. Coover
Türkçeleştiren: Onur Kaya
Pegasus Yayınları, 240 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1991 yılında Lüleburgaz’da doğdu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü mezunu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Çağdaş Yayıncılık ve Yayıncılık Yönetimi alanında yüksek lisans yapıyor. Edebiyat ve güzel sanatlar alanlarında yazdığı eleştiri, makale ve röportaj türündeki çalışmalar Ayrıntı, Duvar, Evrensel Kültür gibi dergilerde, BirGün gazetesinde ve kitap ekinde, ayrıca Bianet gibi çeşitli internet sitelerinde yayımlandı.

Yorum yaz