İyi Kitap

Shakespeare, hiçbir zaman orijinal bir hikâye peşinde koşmaz. Onun asıl derdi, bilindik hikâyeleri en trajik ve dramatik unsurlarını gözler önüne serecek şekilde yepyeni bir usulle tekrar anlatmaktır.

Yazan: Gökhan Yavuz Demir

Kış geliyor. Hava soğudukça mutlu olan Kocabaş’ın yanına daha az inebiliyorum. Bu nedenle Kocabaş’ın bahçede uzanıp düşünmek için bolca fırsatı oluyor: Olmak yahut olmamak, işte bütün mesele! Ben kargocu dostumuzdan yeni kitabımızı alırken koca kız hâlâ bu sorunun cevabını bulmaya çalışıyor. O kadar ki bal rengi gözlerindeki soru işareti büyürken kargodan çıkan Romeo ve Jülyet’i koklamaya bile gelmiyor.

William Shakespeare’in (1564-1616) gençlik yıllarında kaleme aldığı unutulmaz oyununun, Rosa Navarro Durán’ın sahneye uyarladığı ve Iban Barrenetxea’ın resimlediği bu yeni baskısı, doğrusu çok şık olmuş.

Bilindiği üzere Shakespeare, hiçbir zaman orijinal bir hikâye peşinde koşmaz. Onun asıl derdi, bilindik hikâyeleri en trajik ve dramatik unsurlarını gözler önüne serecek şekilde yepyeni bir usulle tekrar anlatmaktır. Shakespeare için “güneşin altında yeni bir şey yoktur.” O nedenle pek çok oyununun konusunu, antiklerden veya Don Quijote’sinin ilk cildini okuduğu Cervantes gibi çağdaşlarından almakta hiçbir beis görmez. Romeo ve Jülyet’in konusuna baktığınızda da aslında ortada çok özgün bir aşk hikâyesi yoktur. Din ayrılığı, servet eşitsizliği, sınıf ayrılığı gibi nedenlerle bir araya gelemeyen sevgililerin birleşememesi, neredeyse bütün çağlarda ve bütün toplumlarda karşımıza çıkabilecek bir temadır. Fakat Shakespeare, kendi Romeo ve Jülyet’inin hikâyesini İtalyan yazar Matteo Bandello’dan (1485-1561) almıştır. Shakespeare’i hâlâ Batı edebiyatında aşılamaz denli büyük kılan da bu temellük yeteneği, yani başka bir dehanın eserini kendine mal edebilme ustalığıdır zaten.

Olay Verona’da geçer. Şerefte birbirinin dengi iki aile, Montegüler ile Kapuletler, eski bir kin yüzünden kavgaya tutuşmuşlardır. Bu iki ailenin kavgasında akan kan, Verona’nın bütün yurttaşlarının eline bulaşmıştır. Ne var ki daha asıl büyük felaket yaşanmamıştır. Çünkü bu iki ailenin kindar tohumlarından ve nefret dolu kalplerinden bahtı kara iki âşık doğacaktır. Montegülerden zarif ve yakışıklı Romeo ile Kapuletlerden narin ve güzel Jülyet, ailelerinin kinine kurban gideceklerdir.

Kapuletlerin düzenlediği bir şölene arkadaşı Benvolyo’nun ısrarıyla giden Romeo, bir görüşte Kapuletlerin dünyalar güzeli kızı Jülyet’e âşık olur. Şanslıdır, çünkü Jülyet de Romeo’ya âşık olur. Bundan sonra ailelerinin birbirlerine olan düşmanlığının gölgesinde aşklarını gizlice yaşamaya başlarlar. Hatta gizlice evlenirler de. Tek umutları bu gizli evliliğin aileleri arasındaki düşmanlığa son vermesidir.

Fakat kaderin iki âşık için başka planları vardır ve olaylar onları hızla trajik sonlarına götürecek biçimde seyreder. Kapuletlerden Tebaldo, bir gün Romeo ve arkadaşı Merkuçyo ile karşılaşır. Laf atmalar ve sataşmalar başlasa da Jülyet’e olan aşkından ötürü Romeo sürekli alttan alır. Bu duruma anlam veremeyen Merkuçyo daha fazla sabredemez ve Tebaldo ile düelloya tutuşur. Merkuçyo’nun düelloda can vermesi üzerine Romeo da kılıcına davranır ve hemen oracıkta Tebaldo’yu öldürür. Bu olayı duyan Prens, Romeo’yu Verona’dan sürer. Bu esnada Kapuletler, Jülyet’i Paris ile evlendirmeye karar verir. Romeo ve Jülyet’in bütün umutları artık tükenir.

Zaten sürgündeki Romeo ile evli olan Jülyet, ikinci kez Paris’le evlenemeyeceği için son bir umut Peder Lorenzo’ya koşar. Peder bütün bu sorunu çözmek için aslında sonrasında işleri içinden daha da çıkılmaz hâle getirecek bir oyun tasarlar. Jülyet’e onu istemediği evlilikten kurtarmak için, içtiğinde onu iki gün ölü gibi gösterecek bir iksir verir. Bütün bu oyunu anlatmak için de Romeo’ya bir mektup yollar. Ancak perde arkasından kader de sinsi sinsi gülmektedir. Çünkü bu mektup asla Romeo’ya ulaşmaz.

Jülyet’in Paris’le evleneceğini duyan Romeo hemen Verona’ya döner. Geldiğinde iksiri içtiği için ölü gibi yatmakta olan Jülyet’i görünce de çılgına döner. Paris ise Jülyet’in ölümünden ötürü Romeo’yu suçlar. Aynı kadına âşık iki bahtsız düelleoya girişirler ve Romeo, Paris’i öldürür. Ardından yanında getirdiği zehri içerek Jülyet’in yanına yatar. Peder, Jülyet’i uyandırır ve bu defa da Jülyet yanı başında ölü Romeo’yu görünce çılgına döner. Hemen Romeo’nun hançerini alarak kendi kalbine saplar ve oracıkta ölür.

Kocabaş anlayamasa da ancak iki âşığın ölü bedenleri bu kanlı nefreti dindirebilmiştir.

 

 

 

William Shakespeare
Resimleyen: Iban Barrenetxea
Türkçeleştiren: Saadet Özen
Can Çocuk, 144 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1973 yılında Edirne’de doğdu. Sosyoloji Doçenti olan Demir’in bugüne kadar yayınlanan telif ve tercüme kitapları şunlardır: Sosyal Bir Fenomen Olarak Dilin Belirsizliği (İthaki, 2015); Borges'in Dediği Gibi (Nora, 2016); Anlamak İçin Yaşamak (Nora, 2017); Claude Lévi-Strauss, Mit ve Anlam, (İthaki, 2013); George Lakoff & Mark Johnson, Metaforlar: Hayat, Anlam ve Dil (İthaki, 2015); Paul Ricoeur, Yorum Teorisi: Söylem ve Artı Anlam (yakında Nora’da). Edebiyat ve linguistikle zenginleştirilmiş ve derinleştirilmiş bir sosyolojiyi anlamlı bulan Demir, birgün roman yazacağına olan inancını asla kaybetmiyor ve kendini ısrarla “entelektüel edebiyatçı” olarak tanımlamayı tercih ediyor.