İyi Kitap

Bilge değil, dürüst Uydurukçu değil, hayalperest

Hala, akşamları sadece çorba pişiriyor ve pişirdiği çorbalara, o gün yaşananlara uygun çeşniler seçip, katıyor. Gürültülü patırtılı, kavgalı bir günse, terbiyeli bir çorba hazırlıyor söz gelimi. Ya da içleri daralmışsa umut çorbası yapıyor.

Yazan: Sema Aslan

Sokrates’in “Merak bilgeliğin başlangıcıdır” epigrafiyle başlayan hikâye, annesiyle babasının tartışmalarından ve yatılı yaz okulu olasılığından huzursuz olan, korkan küçük kızın, atı Rüzgâr’ın sırtına atlayıp halasının evine gidişiyle başlıyor. Küçük kız, okuru, halasıyla ilgili gerçeklere daha en baştan hazırlıyor; diyor ki, “Herkes ona ‘tuhaf kadın’ derdi, ama olsun, o benim halamdı.” Hala da sağ olsun, tuhaflığını daha ilk sayfalarda gösteriyor. Evinden kaçarcasına çıkıp kendine gelen yeğenine “Burası Yolgeçen Hanı mı?” diye soruyor. Neyse ki evinin Yolgeçen Hanı olmasa da kapısındaki kızın yeğeni olduğunu saniyeler içinde kabul ediyor ve “Kirpicik” diye sevdiği yeğenini içeri alıyor.

Elmakurdu Rüyaları, çok katlı bir apartman dairesinde, çok çalışan bir anne babayla yaşayan ve sadece yaz dönemini değil kış dönemini de yatılı okuması olası, hayal gücü gelişkin bir çocuğu tam da kendi gibi; yalnız yaşayan, hayaller kuran ve kurduğu hayallere inanan bir yetişkinle bir araya getiriyor. Birbirlerine çok benzeyen ve bir anlamda kader ortaklığı yapan bu iki kız çocuğu, birlikte, her günü başka bir macerayla dolu iki ay geçiriyorlar. Elbette yetişkin bir kadın olan hala, hikâyenin bir noktasında kendisinin de hâlâ çocuk olduğunu söylediği için gönül rahatlığıyla “iki kız çocuğu” vurgusunu yapabildim; çocukla çocuk olabilmek mi deriz, büyüse de çocuksu merakı ve bakış açısını koruyabilmek mi deriz… orası kişinin kendine kalmış. Ama hala, evdeki küçük çocuğu eylemek için ya da arada bir günlerine renk katsın diye değil, tam da inanarak masalsı bir dünyanın içinde yaşıyor, küçük kızı da peşinden sürüklüyor. Mesela akşamları sadece çorba pişiriyor ve pişirdiği çorbalara, o gün yaşananlara uygun çeşniler seçip, katıyor. Gürültülü patırtılı, kavgalı bir günse, terbiyeli bir çorba hazırlıyor söz gelimi. Ya da içleri daralmışsa umut çorbası yapıyor. Biraz cadı gibi, büyücü gibi birbirinden tuhaf tariflerle birbirinden tuhaf malzemeleri harmanlıyor. Küçük kız çorbaların gücüne kesinlikle inanıyor ki terbiyeli çorbadan iki kâse içiyor!

Hala yeğen, doğanın içinde, çiçek böcek ve kedi köpekle günleri devirirken yıldızların altında, denizin kıyısında vakit geçiyor; birbirlerinin hayallerinin ve hayal kırıklıklarının içine giriyor, dünyayı zaten o “gerçeklikle”, o bakış açısıyla kavrayarak yaşıyor. Zaman zaman şiirsel ve naif diyaloglarla sürüp giden bu hikâyede görüyoruz ki şehrin karmaşasından uzak, küçük bir yerleşim yerinde yaşayan halasının yanında kalan çocuk, tıpkı diğer çocuklar gibi sokakta oynuyor, yeni arkadaşlar ediniyor. Bazen sıkılıp bazen eğleniyor; yüzüyor, bisiklete biniyor, yaz günü hastalanıyor, dondurma yiyor, kedi köpekle oynuyor vs… Özetle, pek çok çocuğun yaşadığına benzer bir yaz yaşıyor. Ama buradaki fark, Kirpicik’in dünyayı pek çok çocuğun gördüğünden farklı görmesi; halanın da bu görüşü kavraması ve ona katılması ya da zaten tam da öyle bir görüşe sahip olması. Sonuç, bu
ikisinin dışarıdakine hiç benzemeyen bambaşka bir dünya yaratması.

Solmaz Kâmuran, bu benzersiz dünyayı, abartısız ama çok güçlü bir dille aktarmış. Yetişkinlere ait sorular ve sorunların da sızdığı hikâyede pek çok kavram sorunsallaştırılmış, üzerinde düşünmeden geçip gidilenler tek tek ele alınmış ve “tuhaf hala” karakteri ile bilge değil, dürüst ve açık bir yetişkin kimliği yaratılmış. Tuhaf haladan bir münzevi ya da bilge yaratmak da mümkün olabilirdi; hikâyenin koşulları epey uygun. Benzer biçimde Kirpicik’in de hayal gücü öyle gelişkin ki diğer çocukların bile havsalasını aşıyor; çoğu, onun uydurukçu olduğunu düşünüyor. Fakat yazar “bakış açısının” altını çizerek uydurmacılıkla hayalperestlik arasındaki farkı açıkça
göstermiş. Kirpicik, bir gün suya atılan taşın kendisine gösterdiklerini anlatır; suyun dibindeki denizkızlarının korktuğunu görmüştür, suyun üstündeki karabatak da aşağıda olup bitenleri anlatmak için havalanmıştır… Deyin ki uydurukçuluk.

Elmakurdu Rüyaları
Solmaz Kâmuran
Masalperest Yayınları, 152 sayfa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1978 Berlin doğumlu. Sosyoloji ve iletişim okudu, gazetecilik yaptı. “Benim Kitaplarım / 35 İsim 35 Kütüphane” (Doğan Kitap) ve “Kozalak” (İletişim Yayınları) isimli iki kitabı bulunmakta.

Yorum yaz