İyi Kitap

“Neden bir insan, bir hayvandan daha önemli olsun?”

Yazan: Alev Karakartal

Yıl 1935. Muhteşem Wasserman Sirki, ABD’nin Buffalo kentinden Kanada’ya gitmek üzere içi pek çok hayvan ve sirk çalışanıyla dolu treniyle yola çıkar. Trenin son iki vagonu arasındaki çekme kancası kırıldığı için gecikmişler, geçici bir kaynakla sorunu çözdükten sonra alelacele yola devam etmişlerdir. Toronto yakınlarında, zorlanan metal yeniden kırılır. Diğerlerinden koparak devrilen son vagonda bulunan; ne annesinin ne de diğer aslanların istediği, gösteri yapmaya bir türlü alışamayan genç aslan Günışığı, artık bir firaridir.

Kentin hemen çevresindeki tren yolunda bunlar olurken Torontolu, 10 yaşlarındaki Sara Menken ve babası, çilekli turtaları yetiştirmek için ter dökmektedir. Okuldan kalan tüm vaktini, evde turta yaparak geçimlerini sağlayan babasına imalat ve dağıtımda yardım ederek geçiren, kendi deyimiyle sorumluluk sahibi ve sürekli meşgul Sara’nın görünürdeki tek sıkıntısı, turta dağıttığı zengin evlerinden birindeki, pencereden sürekli onu izleyen oğlan çocuğudur. Ancak Sara’nın yoğun ve rutin hayatı, şehrin ortasındaki büyük High Park’ta kaybolan köpek, sincap, tavuskuşu söylentileriyle kente yayılan “parktaki canavar” dedikoduları ve haberlere çıkan Sirk Treni kazasında kaybolan aslan arasında bağlantı kurduğu an heyecanlı bir maceraya dönüşecektir. Devasa parkta devrilmiş bir ağaç kökünün dibindeki oyuğa saklanmış Günığışı’nı bulan küçük kızın artık turtalardan daha “büyük” bir sorumluluğu vardır: Bu dev bebeğin diğerlerine istemeden de olsa zarar vermesini, onun da özellikle insanlardan zarar görmesini önlemek, onu beslemek, korumak ve kollamak. Bu yeni ve zorlu görevi sırasında sinirlerini bozan zengin çocuğu, Theodor Jr. ile yaptıkları zorunlu “suç ortaklığı” da sağlam bir dostluğun temellerinin atılmasına neden olacaktır.

Cary Fagan’ın kaleme aldığı ve Tudem Yayınlarından çıkan Aslan Firarda, alışılmışın dışında olsa da birbirine göz kulak olmanın kıymetine dair bir dostluk hikâyesi. Fagan, doğduğu sirk dünyasına uyumsuzluğu yetmiyormuş gibi, bir başına parkta sıkışıp kalmış yavru bir aslan; tıpkı aslan gibi annesinin terk ettiği, arkadaşsız, oyun oynamaya bile vakti olmayan bir kız çocuğu; koskoca bir evde hizmetlilere emanet edilmiş, sevgiye aç bir oğlan; tek başına çocuk büyütmek zorunda kalan bir baba ve Menken’lerin evlerine sığınan emekli kütüphaneci karakterlerinin her birinin (evet aslanın bile) sahiciliği sayesinde, öykünün “masalsı” atmosferiyle
muhtemel uygunsuzluğun altından sade diliyle ve incelikle kalkmayı başarmış. Küçük, sıcak ve naif bir hikâyenin, “idare eder” bir mutlu sonla bitmesi “idare edebilecekken” sürprizli sonuyla okurunu şaşırtması da hediyesi.

Türkiyeli okurlar yazarı, yine Tudem’den çıkan ve tüm dünyada çok satan Şapkada Eriyen Bay Karp ve Dünyanın En Komik Adamı kitaplarından tanıyor olmalı. Sadece hikâyeyi okumakla yetinmeyip yazarını da merak ettilerse, onun doğduğu ve büyüdüğü Toronto’ya nasıl âşık olduğunu, 30’u aşkın kitabında dönüp dönüp vardığı, ait hissettiği yer olduğunu da bileceklerdir. Fagan, Aslan Firarda da salt çocukluğuna değil, kentin henüz dünyaya gelmediği 1935’lerdeki hâline; atların çektiği arabalar ve külüstür tramvayların geçtiği sokakların, küçük sıra evlerin, sayısız fabrikanın oluşturduğu atmosfere ve çocukların daha özgür ve bağımsız oldukları günlerin anısına bir selam sarkıtmayı ihmal etmemiş.

Yayınevi kitabın orijinal adı Hollow under the Tree (Ağacın altındaki oyuk) yerine Aslan Firarda’yı seçerek doğru bir tercih yapmış. Ancak bizzat yazarının dilin ritmine, metnin müziğine yaptığı vurguya rağmen, Türkçeleştirme konusunda aksayan kimi yerlerin, ritmi kıran, bozan anlatım tercihlerinin, kitabın hedef kitlesi olan kendi dilini bulma yaşlarındaki çocukları hayal kırıklığına uğratmayacağını umalım.

Kitabın nostaljik atmosferine uygun olarak son söz de geçmişte kalan ve kalması gerekenlere dair olsun. Eğer okullarda çocukluğumuzdaki gibi hâlâ bir kitap ya da okuma parçasından “dersler çıkarılıyorsa”, yazarın amacını biraz da aşarak şişeye mesajı koyup denize bırakalım. Belki birilerine ulaşır: Sirkler, doğalarından koparılmış hayvanların siz eğlenesiniz diye esir tutulduğu, işkence gördüğü yerlerdir. Gitmeyin! Vahşi hayvanları evcilleştirme çabasına girmeyin, evcilleştirilmiş olanların sahibi olmak yerine birlikte yaşamı öğrenmeyi deneyin. Var olma, var kalma ve kendini gerçekleştirme hakkı sadece insana ait değildir. Bakın biri, dünyanın ötesinden sesleniyor. Sesine ses verin: “Neden bir insan, bir hayvandan daha önemli olsun?”

*Sirk, latince çember, daire anlamındaki “circus”dan gelir.

Aslan Firarda
Cary Fagan
Türkçeleştiren:
Damla Kellecioğlu
Tudem Yayınları, 128 sayfa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Alev Karakartal Gazeteci. İstanbul’da doğdu, yaşıyor. 8 kardeşin en büyüğü. Kedileri, kitapları, ağaçları, yıldızları ve trenleri seviyor. Bir sonraki yaşamında, bir Rönesans bilim/sanat/teknoloji/mühendislik/mimarlık vb. insanı olmayı umuyor…

Yorum yaz