İyi Kitap

Tonton bir teyze, genç bir balıkçı ve bildiğimiz kedi

Edebiyatta kedinin apayrı bir yeri var. Çocuk kitaplarında da sık rastlıyoruz bu ilham veren yaratığa. Kedi dediğin sokakta, evde ya da öyküde öyle süs gibi bir kenarda durmaz. Kişilik sahibi olduğunu hemen hissettirir. Kimseyi takmaz, kendini açıklamaya kalkmaz, burnunun dikine gider… Bu hâliyle de gizemlidir, merak uyandırır. Öylesine ki satırlar arasında dolanırken bile rol çalmakta ustadır. Gerçi buna çoğunlukla gerek kalmaz. Birçok yazar, bir kediye yakışanın başkahramanlık olduğunu zaten bilir.

Yazan: Suzan Geridönmez

Çağdaş İngiliz çocuk edebiyatının usta kalemlerinden Philippa Pearce de bunlardan biri. 1920 doğumlu yazar, Cambridge’de edebiyat ve tarih eğitiminin ardından 2006’daki ölümüne dek, bugün modern çocuk edebiyatının klasiklerinden sayılan, hemen hepsi ödüle değer
görülen birçok eser kaleme aldı.

Bunlardan Tonton Hanım’ın Kedisi, İngiltere’de ilk defa 1961’de basıldı ve adı üstünde bir kediyle sahibini konu ediyor: Tonton Hanım, Londra’nın yüksek binalarından birinde yaşayan yaşlı bir kadındır. Yıllardır balon satarak geçimini zar zor sağlamaktadır. Ama hâlinden memnundur, ne de olsa yalnızlığını can dostu kedi Kömür’le paylaşmaktadır. İşte bu Kömür, günün birinde evden kaçar. Tonton Hanım olup bitene anlam veremez. Üzüntüden ve kedisi için endişelenmekten yemekten içmekten kesilir. Oysa Kömür’ün pekâlâ kendine göre bir nedeni vardır. Hem Tonton Hanım’ın hem balıkçıların işlerini kötü etkileyen hava şartları nedeniyle haftalardır boğazından taze balık geçmemiştir. Yağmur yüzünden çatıya çıkamamak onu bunaltmış, en sevdiği yemeği yiyememek içinde koca bir öfkenin birikmesine neden olmuştur. O kadar ki her şeyden Tonton Hanım’ı sorumlu tutmaya başlamıştır. Sonunda da canına tak etmiştir…

Kedi, risk alıp mutluluğunun peşine düşerken Tonton Hanım, hayatına bıraktığı yerden ama eksilerek devam eder. İçine attığı üzüntü onu yiyip bitirdiği için, bir gün şiddetli bir rüzgâr artık hiç de tonton olmayan kadını balonlarıyla beraber alıp götürür. Bulutların içinden geçerken iliklerine dek ıslanıp perişan olan Tonton Hanım, bulutların üstüne çıktıkça yavaş yavaş ısınıp toparlanmaya, ardından da tuhaf bir hayat sevinciyle dolmaya başlar. Bir yandan sağ salim aşağı inmenin yollarını düşünür; bu son yolculuğu bile olsa hiç değilse bacaklarıyla Londra’nın fabrika kulelerinden birine çarpmamak için stratejiler geliştirir. Öte yandan bulutlar üzerinde
hoplamanın, uzun zamandır ilk defa denizi görmenin, güneş tarafından okşanmanın keyfini çıkarır. Çocuksu bir neşeyle o buluttan bu buluta atlarken birden tökezler. Ama şansı yaver gider. Son hız aşağı düşerken bir elindeki balonları kaçırsa da öteki elinde tuttuğu şemsiye paraşüt gibi açılır. Sonunda da denizin ortasına, bir balıkçı kayığının yanı başına yumuşak bir iniş gerçekleştirir. Genç balıkçı onu kurtarıp kayığına çeker. Tonton Hanım kayıkta biri daha olduğunu fark etmekte gecikmediği gibi, sırtı dönük oturanı, kayıp kedisini görür görmez tanır. Bu kuşkusuz bir mucizedir. Ama okuru asıl şaşırtan hikâyenin bundan sonra gelişen sonudur. Kömür de Tonton Hanım’ı tanır tanımasına. Dahası var gücüyle mırlayarak onu ne kadar özlediğini belli eder. Kedi kendini okşatırken balıkçı da Tonton Hanım’a, Kömür’ün evden kaçtıktan sonra yaşadığı güçlükleri, katlandığı acıları anlatır.

Çocuk kitaplarında, hele de 60’lı yılların başında yazılmışlarsa, mutlu sonlara alışığız. Bu kitap da mutlu bitiyor. Ama bilindik mutlu sonlardan çok farklı bir ufuğa yelken açıyor. Neyse ki kedi, bildiğimiz kedi işte! Alışılmadık sonun sorumlusu da o. Çünkü ne pişmanlık göstermeye tenezzül ediyor ne de kavuştuğu sahibiyle birlikte eski küçük dünyasına geri dönüyor. Hayır, yaşamını kökten değiştiren, daha doğrusu vazgeçilmemesi gereken, tadına varılacak daha nice şey olduğunu keşfeden Tonton Hanım oluyor. Genç balıkçının yanına taşınma kararının arkasında, kedinin tercihine (canlı balık yemek) saygı ve onu mutlu görme isteği de vardır, muhtemel. Ama aslında kendi mutluluğunun peşinden gidiyor. Risk almak gerektiğini kediden öğrenmiştir, bulutların üstüne çıkmak ise ona hayattan pekâlâ daha fazla şey talep edebileceğini hatırlatmıştır. Deniz kenarında balon satmanın keyfi bile bambaşkadır…

Sembolik anlamlar üzerinden okunduğunda (mesela düğün pastasına benzeyen bulut ve ardından gelen genç balıkçı) yazıldığı yıllara göre zamanının epey ilerisinde olan eser, bugünden ve toplumsal cinsiyet üzerinden okunduğunda sıkıntılı mesajlar da (mesela Tonton Hanım’ın balıkçının ev işlerini üstlenmesi, balıkçıyı böyle razı etmesi) barındırıyor. Ancak bunlar, bu büyülü eserin altmış yıldır özgünlüğünü korumasını engellemiyor, değerini eksiltmiyor.

Keşke Türkçe çevirisi de kitabın hak ettiği niteliği yakalasaydı. Ne yazık ki “avazı çıkana kadar mırlayan” kediler, aynı anda hem “sayamayacağınız kadar fazla” hem “bir sürü” olan baca külahları ve belki daha özenli bir editörlükle düzeltilebilecek daha pek çok kulak tırmalayan ifade, okurun hikâyenin gerçek tadına varmasını en hafif ifadeyle güçleştiriyor.

Tonton Hanım’ın Kedisi
Philippa Pearce
Türkçeleştiren: Nurten Hatırnaz
Beyaz Balina Yayınları, 64 sayfa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1966’da Almanya’da doğdu. Öğrenimini İstanbul Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde sürdürdü. Avusturya’da çağdaş kütüphanecilik eğitimi aldı. Geçmişte bir yayınevinde uluslararası ilişkiler sorumlusu olarak çalışan Geridönmez’in çoğu çocuk ve gençlik edebiyatı alanına giren 20’ye yakın kitap çevirisi bulunmaktadır. 2014’de Tarabya Çeviri Teşvik Ödülü’ne layık görülen Geridönmez çocuk ve gençler için hikaye ve roman yazıyor.

Yorum yaz