İyi Kitap

“Eski zamanlarda, ilkel toplumlarda, bir ucube doğuran kadına bu şekilde davranıyorlardı herhâlde. Sanki onu suçluyormuş gibi. Ama sözde biz medeni toplumuz.”

Yazan: Feryal Saygılıgil

17 Kasım 2013 tarihinde aramızdan ayrılan Lessing, 22 Ekim 1919’da İran Kermanşah’da İngiliz bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Babası I. Dünya Savaşı’nda yaralanmış, biraz para biriktirebilmek için İran Kraliyet Bankası’ndaki memuriyeti kabul etmişti. Annesi hemşireydi. 1925 yılında, çiftçilik yapmak hayaliyle Güney Rodezya’ya (bugünkü adıyla Zimbabwe’ye) taşındılar. Ne var ki bir yandan Afrika’nın siyasi ortamı, diğer yandan
dayanması zor iklim koşulları maddi sıkıntılarını arttırdı. Lessing, babasının savaş hikâyeleri ve annesinin baskıcı eğitimi arasında, kitaplara sığınır. 15 yaşında okuldan kaçar, 16 yaşında çalışmaya başlar. Hemşirelik, telefon operatörlüğü ve kâtibelik yapar. Rodezya’da ırkçılık karşıtı bir sol partinin kurulmasına katkıda bulunur. Evlenir, boşanır, anne olur. 1943’te Komünist Parti’ye katılır. 1949’da İngiltere’ye göç eder. Kendini tamamen yazmaya verir. Türkü Söylüyor Otlar (1950), Altın Defter (1962) en bilinen eserleri arasındadır.

Beşinci Çocuk, Doris Lessing’in 1988’de yayımladığı romanı. Daha önce Afa Yayınlarından (1990) Nihal Yeğinobalı çevirisiyle Türkçeye kazandırılan eser, geçtiğimiz günlerde DeliDolu Yayınları tarafından Niran Elçi çevirisiyle yeniden yayımlandı. Kitap, “mutlu aile”, “annelik”, “normallik/anormallik”, “ev/yuva” gibi meseleler üzerine oldukça düşündürücü bir metin.

Kitabın kahramanları Harriet ve David’in hayalleri ortaktır: Mutlu bir aile kurmak, çok çocuk yapmak ve kendilerinin de dile getirdikleri gibi “ailenin merkezi olmak”. Harriet’in daha önce hiç ilişkisi olmamıştır. David ise “gönülsüzce âşık olduğu bir kızla uzun ve zor bir ilişki yaşamıştır”(s.7). David’in ailesi yedi yaşındayken boşanır. David daha çok annesinin evindeki odasını yuvası olarak görse de iki ailesi vardır. Harriet ise anne ve
babasıyla birlikte “mutlu aile yuvasında” büyür. İkisinin de ortak ideali yuvadır. Hemen evlenip Londra yakınlarında Victoria tarzında yapılmış üç katlı bir ev tutarlar. En az altı çocuk yapma hayalleri vardır. Evin borçlarını ödeyebilmek için çocuk işini ertelemek isterler ama Harriet hamile kalır. Oğulları olur: Luke. David’in biyolojik babası zengin olduğundan ondan destek almaya karar verirler. Bu arada tatillerde, paskalya ve noel kutlamalarında görkemli evleri akrabalarla dolup taşmaktadır. Bu durum hoşlarına gitse de maddi açıdan zorlanırlar. “Ailenin merkezi olmak” kolay değildir. Bu arada Harriet’in annesi Dorothy yardımcı olmak için bir süreliğine onlarda kalmaya başlar. İkinci çocuk da birincinin peşi sıra gelir: Helen. Bu arada Harriet’in kız kardeşi Sarah’nın down sendromlu bir bebeği olur. Dorothy iki kızı arasında adeta bölünür. İkisinin de bakım emeği olarak annelerine ihtiyaçları vardır. David para yetiştirebilmek için daha çok çalışmakta, aile de daha tutumlu davranmaktadır. Dorothy evde çocuk bakımı dışında kavanoz kavanoz reçeller, domates salçaları yapmaktadır. Harriet üçüncü ve dördüncü çocuğunu da doğurur: Jane ve Paul. Üst üste hamile kalmaktan, emzirmekten yorgundur ama şikâyetçi değildir ta ki beşinci çocuğa hamile kalıncaya kadar. Korkunç bir hamilelik geçirir. Alışılmışın dışında bir bebek dünyaya getirir: Ben. Ondan kurtulmak ister ama yapamaz. David, doktorlar dâhil herkes onu suçlar; böyle anormal bir çocuk nasıl dünyaya getirir diye. David’in çocuğu değildir o.

Ailenin günah keçisi olarak görülen Harriet’in, beşinci çocuğun aynasında toplumsal değerlerle hesaplaşması “mutlu ailenin/yuvanın” dağılışını başlatır… “Harriet bir kez daha, neden ona suçluymuş gibi davrandıklarını merak ederken buldu kendini. Ben doğduğundan beri böyle, diye düşündü. Şimdi ona gerçek buymuş gibi geliyordu, herkes sessizce kınıyordu onu. Başıma bir talihsizlik geldi, dedi kendi kendine; ben suç işlemedim” (s.97)… Dört harika, normal, akıllı, güzel çocuk yapmış olman ne akıllıca! Senin değerinin aynası onlar. Aferin Harriet! demedi kimse bana, asla, hiçbir zaman. Kimsenin bunu söylememiş olması tuhaf değil mi sizce? Ama Ben söz konusu olunca sürekli ben suçlanıyorum!” (s.128).

Elizabeth Badinter’in Kadınlık mı? Annelik mi? kitabında (Çev.: Ayşen Ekmekçi, İletişim Yayınları, 2014) erkek egemen sistem yapısının yeni efendileri bebekler midir sorusunu sorar ve annelikte baki olan “suçluluk duygusunu” tartışır. Lessing de metninde bakım emeğini de göz ardı etmeden anneliğin ne olduğunu sorgulattırır okuyucuya. Orta sınıf bir ailenin rahatının, huzurunun farklı bir durumla karşılaştıklarında nasıl toz duman olduğunu incelikle gözler önüne serer. Başka yerlerde de vurguladığı gibi Lessing’e göre “her tutum, duygu ve düşüncenin görünürden uzakta ama her zaman orada, dengede olan zıttı vardır” (Dört Kapılı Şehir). Bu eserinde de mutluluk yuvası zannedilen evin, ev içlerinin aslında nasıl da tekinsiz yerler olduklarını gösterir.

Beşinci Çocuk’daki karakterler Harriet başta olmak üzere oldukça derinlikli, değişken, geçirgen, çok parçalı kişiliklerden oluşmakta. Bir ustanın romanı kendimizle başlayan sorgulama sürecimiz için yanı başımızda duruyor…

 

 

 

Beşinci Çocuk
Doris Lessing
Türkçeleştiren: Niran Elçi
DeliDolu Yayınları, 168 sayfa

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Feryal Saygılıgil, Güliz Sağlam’la birlikte “Kafesteki Kuş Gibiydik” (Desa Direnişinde Kadınlar)(2009), “Bölge” (2010) ve “Kadınlar Grevde” (2010) isimli belgeselleri çekti. Gülebilir miyiz Dersin? (Beyhan Uygun-Aytemiz’le birlikte, İletişim Yayınları 2016), Toplumsal Cinsiyet Tartışmaları (Dipnot Yayınları, 2016), Kadınlar Hep Vardı (Dipnot Yayınları, 2017) isimli derlemeleri yaptı. Kâinatta Bir Nokta: Nüzhet Gökdoğan (Kültür Üniversitesi Yayınları, 2010) ve Bir Kadın Grevi (Güldünya Yayınları, 2018) isimli kitapları bulunmaktadır. Duvar Dergisi yayın kurulu üyesidir. İstanbul Arel Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nün öğretim üyelerindendir. Ayrıca Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde ders vermektedir.

Yorum yaz