İyi Kitap

Altı üstü masal deyip geçme

Çınaroğlu nasıl iyi bir anlatıcı olarak kelime kelime, cümle cümle masalını nakşettiyse, Delioğlu da ruhuna nüfuz ettiği bu masalları fırçasıyla kitabın sayfalarına renk renk, imaj imaj kanaviçe gibi işlemeyi biliyor.

Yazan: Gökhan Yavuz Demir

Kocabaş, geçen zaman içinde açılmamış kargo paketlerinin içinden çıkacak kitapları tasnif etmekte ustalaştı. O kadar ki kargocunun getirdiği paketteki masal kitaplarını hemen ayırt ediyor ve gidip bahçedeki en serin köşeye uzanıp ona masal okumamı bekliyor. Bu sebeple, geçen hafta daha ben kargoyu açmadan, bizim koca kız gelen kitabın Ayla Çınaroğlu’nun Altı Masal Üstü Masal’ı olduğunu anladı ve yattığı yerden hiç kalkmadan, ayıp olmasın diye kesik kesik kargocuya bir iki havladı. Sonra oturup uslu uslu ona masal okumamı bekledi.

Eğer masalların altı üstü masal olduğuna ve sadece çocukların ilgisini çektiğine inanıyorsanız yanılıyorsunuz, en azından, iyi bir masal okumayı leziz bir yemek yemek kadar seven Kocabaş ve ben böyle düşünüyoruz. “Bir varmış bir yokmuş,” diye başlayan masallar, bir şeyin hem var hem de yok olabildiği, insan zihninin özgürlüğü sınırsızca tecrübe ettiği leziz anlatılardır. Her şey ama her şey, meselâ kanatlı kediler, konuşan kurbağalar, dilekleri gerçek kılan cinler, altın yumurtlayan tavuklar, sihirli kelimelerle açılan mağara kapıları, yalan söyleyince burnu uzayan tahtadan oyulmuş çocuklar, uçan halılar ve hayal etmekle tüketilemeyecek daha pek çok şey ancak masallarda mümkündür. İnsan sırf yetişkin oldu diye neden bu keyiften mahrum kalsın ki!

Ayla Çınaroğlu’nun Altı Masal Üstü Masal’ında yer alan daha önce başka yerlerde yayınlanmış altı masalı (“Kim Demiş Niye Demiş Bu Naneyi Kim Yemiş,” “Keçi Masalı,” “Papağan Masalı,” “Terzi Masalı,” “Berber Masalı,” ve “Bilgebaş Masalı”), yüzyıllar içerisinde farklı anlatıcıların ağzında bütün talaşından ve fazlalıklarından arınmış, kolektif bilincin ürünü olan kadim halk masalları kadar heyecan ve haz veriyor.

Bu masallarda hiç de didaktik olmayan bir üslup ve kurguyla Çınaroğlu bizlere Kara Yusuf ve ailesinin, sağ eliyle verdiğini sol eliyle geri alan Cin Foznah’ın kurduğu kölelik düzeninden nasıl kurtulduklarını; inatçı bir keçinin etini yiyince birbirine düşen köy halkının dayanışma ve işbirliğiyle yeniden barışmalarını; eskiciden alınan bir kitap ve kuşun asıl hikâyesini, Sihirbaz Yamtirikabra Usta’nın sahtekâr öğrencisi Pamçi’yi nasıl bir papağana dönüştürdüğünü; beceriksiz bir terzi çırağı olan Firaz’ın Dikiş Cadısıyla yaptığı anlaşmayı ve sonrasında rengârenk bez oyuncaklar diken hünerli Zera’ya âşık olmasını; Birberber ile Morberber’in valiyi kızdırdıktan sonra sürüldükleri Kelada’dan da kovuluşlarını; içinde akıl perisi olmayınca bir kafanın içine istenildiği kadar malumat tıkıştırılsın, o kafanın hiç çalışmayacağını bir bir anlatıyor. Üstelik çoğu kez de masalı kesin bir sonla bitirmeden. Çınaroğlu masalın sonunu, okurun kendisinin istediği şekilde tamamlayabilmesi için havada bırakmayı tercih ediyor. Meselâ anlatıcı papağana dönüştürülmüş olan Pamçi’yi kurtarıp kurtarmamaya karar veremediği için masalın okurundan ne yapması gerektiğini söylemesini istiyor. Yahut Firaz, Zera’yla evlenmek için annesinin elini öptüğünde anlatıcı, Zera bu teklifi ister kabul etmiş olsun ister etmemiş, masalın sonunun geldiğini haber veriyor. Veyahut da kız kardeşleri Bilgebaş’ı üçkâğıtçı amcaoğullarının ellerinden kurtardığında anlatıcı onların murada erip kerevete
çıkmadıklarını, hayatlarının asıl şimdi başladığını söylüyor. Bütün bu masalların keyfini kaçırabilecek bir kesinliğin aksine yazar biz okurlarını belirsizliğin oyununu oynamanın tadını çıkarmaya davet ediyor.

Doğrusu insan bu masalları uzanıp yatağında okusa da karanlıkta ateş başında ninesine anlattırsa da hatta sesli kitap olarak tatile giderken arabanın arka koltuğunda tabletinden dinlese de sever. Fakat çizer Mustafa Delioğlu’nun resimleri eşliğinde okunduğunda bu masallar kesinlikle daha zenginleşiyor ve büyülü bir hâl alıyor. Çınaroğlu nasıl iyi bir anlatıcı olarak kelime kelime, cümle cümle masalını nakşettiyse, Delioğlu da ruhuna nüfuz ettiği bu masalları fırçasıyla kitabın sayfalarına renk renk, imaj imaj kanaviçe gibi işlemeyi biliyor. Bu sayede okur altı da üstü de önü de ardı da masal gibi masal olan bir kitabın içinde oradan oraya koştururken vaktin nasıl geçtiğini anlamıyor.

Kocabaş havanın kararmaya başladığını fark etmiyor. İnatçı keçinin kesilip etinin bütün köy tarafından yendiğini duyduğunda hırlayarak homurdanması hariç bütün bir kitabı kafasını ön
patilerine yatırarak uslu uslu dinliyor. Sanırım kendisinin başkahramanı olduğu bir masal hayal ediyor. Hepimiz gibi…

Altı Masal Üstü Masal
Ayla Çınaroğlu
Resimleyen: Mustafa Delioğlu
Tudem Yayınları, 192 sayfa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1973 yılında Edirne’de doğdu. Sosyoloji Doçenti olan Demir’in bugüne kadar yayınlanan telif ve tercüme kitapları şunlardır: Sosyal Bir Fenomen Olarak Dilin Belirsizliği (İthaki, 2015); Borges'in Dediği Gibi (Nora, 2016); Anlamak İçin Yaşamak (Nora, 2017); Claude Lévi-Strauss, Mit ve Anlam, (İthaki, 2013); George Lakoff & Mark Johnson, Metaforlar: Hayat, Anlam ve Dil (İthaki, 2015); Paul Ricoeur, Yorum Teorisi: Söylem ve Artı Anlam (yakında Nora’da). Edebiyat ve linguistikle zenginleştirilmiş ve derinleştirilmiş bir sosyolojiyi anlamlı bulan Demir, birgün roman yazacağına olan inancını asla kaybetmiyor ve kendini ısrarla “entelektüel edebiyatçı” olarak tanımlamayı tercih ediyor.

Yorum yaz