İyi Kitap

“Dinle… Bir hikâye anlatacağım sana.”

Yazan: Burcu Yılmaz

Metinlerin iç içe geçtiği, yazarların çoğaldığı, hatta seslerinin karıştığı kitaplara bayılırım. Önümde bir sürü lego varmış gibidir ve ben bu legolarla kitaplığın en üst rafına bir merdiven de kurabilirim, kim bilir nerede unuttuğum bir kitaba yol da inşa edebilirim… Yuan Huan’ın Kulübesi de elime lego tutuşturan kitaplardan oldu. Zira bu kitapta metin içi ve metinler arası göndermeler bolca var. İki anlatıcı olması da cabası. Zaten kitapta sık verilen mesajlardan biri de hikâyelerle her yere gidilebileceği. Başkahraman İlhami “Hikâyeler arasında bir bağlantı mı vardı?”(s.45) diye sorarken kendi kendine, ben pis pis sırıtıyorum.

Okumaya erinen çocuklara ve yetişkinlere, harflerin kudretini anlatıyor Yuan Huan’ın Kulübesi. Bunu tam da modern dünyaya uygun bir yöntemle, yapay zekâyı işin içine katarak yapıyor. Yapay zekâ benim tüylerimi biraz diken diken etse de “makinalaşmaya” çoğu yetişkinden daha yakın duran çocukların (en azından büyük kısmının) bu durumu pek tuhaf karşılamayacağını sanıyorum.

Kitaptaki kimi göndermelerin tek ya da birkaç cümleyle geçilmesi ise hem metnin tabanını kuvvetlendiriyor hem de onu didaktik olmaktan neredeyse kurtarıyor.

SENİ ARIYORLAR
Zümrüt, Caner ve İlhami, kitabın “bu dünyadaki” üç kahramanı. Türkçe öğretmenleri altıncı sınıftaki öğrencilerinden her hafta bir kitap okumalarını ve ardından onu sınıfta anlatmalarını isteyince çocuklar dehşete kapılır. Pazarlıklar sonunda haftada bir öyküye dek düşer bahisler. Kahramanlarımız okumayı pek sevmez. Bu durumu tartışarak eve dönerlerken bir süredir parkta kurulu bulunan sirkin, belediyenin kapatma kararıyla (çünkü sirkte hayvanlar çalıştırılıyordur ve hayvanların gösteriye çıkarılması yasaktır [yaşasın ilk güzel mesaj!]) apar topar ayrıldığını öğrenirler. Sirkten kalan eşya arasında bir telefon kulübesi de vardır. İlhami ahizeyi kulağına dayar ve hikâye başlar: “Dinle… Bir hikâyem var sana.”(s.19)

İlhami her gün gizli gizli dinlediği bu hikâyeleri Türkçe derslerinde, sanki onları bir kitaptan okuyormuş gibi anlatmaya başlar ve Türkçeden ilk defa 100 alır. Bu arada, yaptığı numara anlaşılmasın diye bir de yazar adı uydurur -ki bu adı telefon kulübesinin bir yerlerinde okumuştur: Yuan Huan. İlhami zamanla kulübedeki sesi sorgulamaya başlar; karşısındaki bir bant kaydı değil de kanlı canlı bir insan mıdır yoksa?

Kitabın illüstrasyonları Zülal Öztürk’e ait. Genel olarak çizimlerin havasından hoşlansam da metin-resim tutarlılığını sarsan bazı şeyler var. Altıncı sınıfa giden kahramanlarımız önlük
giymese, “Üstü Çizilen Çocuklar”daki sakallı, yaşlıca yazarın en azından sakalı olsa, Çinli yazar Çinliye benzese daha iyi olabilirdi belki. Yuan Huan’ın hikâyelerindeki illüstrasyonlarla kitaptaki öteki illüstrasyonlar arasında üslup farkı olmasını ise sevdim. “Gececiler” de bu fark birazcık silikleşse de siyah beyaz çizimlerin, karakalemin metnin ruhuna uyduğunu düşünüyorum. Öte yandan yayınevi, çizerin adına ön kapakta ve üçüncü sayfada da yer verseydi, hatta çizerin özgeçmişi de kitapta yer alsaydı daha hakkaniyetli olurdu.

YUAN HUAN’A GELİRSEK
Yuan Huan bize, birbirine eklemlenen ve edebiyatın gücüne övgü olarak okuyabileceğimiz beş hikâye anlatıyor. “Tünel Kazan Çocuklar” ve “Ara Kat”ı ayrıca sevdim. İlk hikâyede, “ağır suçları” olan çocukların kaldığı, güvenlik önlemleri had safhada bir hapishaneye söyleşiye giden yazar, çocukların tünel kazmasına yardımcı oluyor! Kaçtıkları yerden dönüp de sayfaların içinden çıkması beklenen, “harflere tutunan” çocukların, kaldıkları koğuşa götürülüp yataklarının üzerine bırakılmasını çok incelikli bulduğumu söylemeliyim. Sertbarut, az konuşup pek çok şey anlatıyor ve okura “oh be!” dedirtiyor. Kurgunun kurgusu ihtimalini söz konusu eden “Ara Kat” ise yazarın “ol”durma, okurun boşlukları doldurma kudretini gösteriyor. Ve kurgudaki her kahramanın sadece bir tip değil, karakter olması gerektiğini de…

Günümüz çocuklarının metinle biraz daha yakından bağ kurabilmeleri için kitapta yer aldığını sandığım Aleyna Tilki ayrıntısından ise pek hoşlandığımı söyleyemeyeceğim. Her yerde karşımıza çıkan veya maruz kaldığımız kişi ya da şeylerle edebi metinlerde karşılaşmamayı tercih ederim. Okumayı sevmeyen çocukların yer aldığı bir kitapta böyle bir örneği belki bilinçli olarak tercih etti yazar… Belki de onların dünyasına âşina olduğunu göstermek için. Yoksa “yazıp sustuğum sendin” nedeniyle mi? Cevabını çok merak ettiğim bir soru bu.

Son sözüm okumak için vakit bulamayanlara gelsin: Zaman sahiden genişliyor!

Yuan Huan’ın Kulübesi
Miyase Sertbarut
Resimleyen: Zülal Öztürk
Tudem Yayınları, 136 sayfa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz