İyi Kitap

Baştan belliydi böyle olacağı

Mühendislikte küçük bir hesap hatası çok büyük sorunlara neden olabilir. İki sayıyı yanlış çarptınız diye güzelim köprü yıkılır, rotanızı aya çevirmişken kendinizi Merih’te bulursunuz. Ve gerçek hayatta umulmadık sonuçlar genellikle komik değil trajik olur.

Yazan: Toprak Işık

On binlerce insan, yeni inşa edilmiş tribünlerde yerlerini almışlardı. O gün, ölüm gösterilerinin en unutulmazı yaşandı. Stadyum ucuz olsun diye ağaçtan imal edilmişti; içindeki insanların ağırlığına dayanamayıp çöktü ve başkalarının ölümünü izlemeye gelenlere mezar olarak, acı bir ironi ile tarihe geçti. Belki gladyatörlerden bir ya da birkaçının Azrail ile randevusu da bu facia sayesinde ertelenmişti. Bir stadyumun izleyicilerin ağırlığına dayanamadığı için çökmesi, üzerinde düşünmeye değer bir faciadır. Dünyanın yedi harikasından biri olan Rodos Heykeli’nin, hiç de harika olmayan birçok yapının aksine, depremlere dayanamayıp yerle bir olması da öyle… Sean Connolly, geçmişten bugüne, hatalı projeler yüzünden yaşanan faciaları derleyerek ilgi çekici bir koleksiyon oluşturmuş. Destansı Mühendislik Faciaları adlı kitabı Pat Lewis resimlemiş, İpek Güneş Çıgay Türkçeleştirmiş ve Tudem Yayınları yayımlamış. Çizimler hem çok esprili hem de son derece açıklayıcı. Ressamın ve çevirmenin adları da kapakta yer alsaymış daha iyi olurmuş. Mühendislikte küçük bir hesap hatası çok büyük sorunlara neden olabilir. İki sayıyı yanlış çarptınız diye güzelim köprü yıkılır, rotanızı aya çevirmişken kendinizi Merih’te bulursunuz. Ve gerçek hayatta umulmadık sonuçlar genellikle komik değil trajik olur. Sean Connolly’nin koleksiyonunda can yakmayan hatalı projeler de var: Pisa Kulesi… Turistlerin önünde matrak fotoğraflar çektirmeye bayıldıkları o eğik tarihi yapı, dimdik duran benzerlerinden çok daha ünlü olmasını, doğumundaki mühendislik kusurlarına borçlu.

Rüzgârda gereğinden fazla sallanıp yıkılan bir köprü, çöken maden ocakları, tuz buz olan stadyum kubbeleri, durduk yere yıkılan havaalanı terminalleri… Bunlar ne ki, bir anda ortadan kaybolan bir göl bile var. Dev Titanik’in bir buz dağıyla çarpışıp okyanusun sularında kaybolması ise kitaptaki en ünlü hikâye olsa gerek.

Yazar, tümü için ayrıntılı olay yeri incelemeleri gerçekleştirmiş. Delilleri toplamış, bilimi ve teknolojiyi yardıma çağırıp oraya nasıl gelindiğini açıklamış. Benzerleri yeniden yaşanmasın diye bilinmesi gerekenleri okurun kafasında sağlam temellere oturtacak, basit olduğu kadar da öğretici deneylere yer vermiş.

Sirakuza kuşatmasında Arşimet’in bilimi maharetle kullanıp saldırganlara kök söktürdüğüne dair tevatürlerden birinde bahsi geçer: Güneş ışınları dev mercekler ya da çukur aynalarla toplanıp gemiler yakılır. Arşimet bunu yapabilmiş midir tartışılır ama Londra’da her yanı camla kaplı şık bir gökdelenin, çukur yüzeyinden yansıttığı güneş ışınları ile komşularının başına dert olduğunu biliyoruz. Metallerin ısındığında genleştiğinden habersiz ortaokul öğrencisinin fen bilimleri dersiyle başı derde girebilir. Muhakkak ki bildiği bu gerçeği yeterince dikkate almayan mühendisin hayata geçirdiği proje ise insanların ölümüne neden olabilir.

Zamanı geri çevirmek mümkün olsa, faciaların önlenmesi çok kolay. Bu kolaylık başka bir zorluğu çıkarıyor ortaya. Sonu başından belliyse, pek çoğunun altında mühendislerin, mimarların imzaları bulunan bu projeler nasıl hayata geçirildi? Bazen basit olanın dikkatten kaçması felakete giden yolu açmış, bazen görüntünün cazibesi bilimselliğin önüne geçmiş ama çoğu zaman asıl sebebin dizginsiz kâr hırsı olduğunu da belirtmiş yazar. Felaketler yaşandıktan sonra bile masraftan kaçmak için ısrarla inkâr yolunu seçen şirketleri teşhir etmiş. Hatalı ürettiği lastikler yüzünden birçok ölümlü kazaya neden olan Firestone’un sabıkası muhakkak ki okurun zihninde kalıcı bir yer edinecektir. Kitapta özellikle dile ilişkin bazı kusurlar da var: “En çılgını şey ise katedralin 300 yıl boyunca sallanıp düşen parçalarıyla meşhur olmasıydı.” Bu ve benzeri dil yanlışlarına okuma keyfini önemli ölçüde azaltacak kadar sık rastlanmadığını da belirtmek gerek. “Eğer bir şeyin kütle merkezi, o nesnenin tabanında (yani yere değen kısmında) bulunuyorsa, nesne dik şekilde durabilir. Bulunmuyorsa, nesne eğilecektir.” Üç boyutlu bir cismin kütle merkezi tabanında olamaz. Kütle merkezi yerine, “kütle merkezini yere dik birleştiren doğru” yazılmalıydı. Destansı Mühendislik Faciaları, seçilen olayların ilginçliği nedeniyle çok kolay okunan bir kitap. Kazalara ilişkin basit analizler ve deneyler, genç zihinlerde bilim ile mühendislik arasındaki köprünün erkenden kurulmasını sağlayacak nitelikte. Her yaşta insan kitabı sıkılmadan ve öğrenerek okuyacaktır.

Destansı Mühendislik Faciaları
Sean Connolly
Resimleyen: Pat Lewis
Türkçeleştiren: İpek Güneş Çıgay
Tudem Yayınları, 256 sayfa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Toprak Işık 1973 yılında Elazığ'da doğmuştur. Üniversite birinci basamak sınavında Türkiye 9.su, ikinci basamak sınavında Türkiye 16.sı olarak girdiği Bilkent Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden 1996 yılında mezun olmuştur. Bir süre New York’ta yaşadıktan sonra yazarlığa daha fazla zaman ayırabilmek için 2008 yılından itibaren İstanbul’a yerleşmiş ve mühendislik yaşamını araştırma geliştirme projelerinde danışmanlık yaparak sürdürmeye başlamıştır. Yetişkinler ile çocuklara yönelik yirmiye yakın kitabı ve Devlet Tiyatroları Repertuvarında üç oyunu bulunmaktadır. Ayrıca yoksulluk, tüketim kültürü ve toplumsal cinsiyet konularında akademik çalışmalar yürütmektedir. Uluslararası konferanslarda sunulmuş bildirileri ile ulusal ve uluslararası dergilerde yayımlanmış çok sayıda makalesi bulunmaktadır. Seher Cesur Kılıçaslan ile birlikte gerçekleştirdikleri, oyun teorisi ve davranışsal iktisadın yoksullukla mücadeleye olası etkilerine yönelik çalışmaları 2015 yılında ABD’de kitap bölümü olarak yayımlanmıştır.

Yorum yaz