İyi Kitap

Aisha Saeed hikâyesini 2012’de Pakistan’ın Svat Vadisi’ndeki okulundan evine dönerken kısa mesafeden vurulan Malala Yusufzay’dan ilhamla kaleme almış. Malala’nın suçu çevresinin bütün itirazları ve baskılarına rağmen okumak istemesi.

Yazan: Gökhan Yavuz Demir

Hayatın ne getireceği ve ne götüreceği hiç belli değil. Bunu en iyi, bir zamanlar sokakta yaşayan Kocabaş biliyor. İri cüssesinden dolayı hor görülen, aç kalan, itilip kakılan Kocabaş, şimdi bahçesinde ailesiyle yaşarken huzurlu. Ama herkes veya hepimiz bu kadar şanslı mıyız? En temel haklarından ve güvencelerinden yoksun yaşama mücadelesi veren canlılar, hayvan veya insan olmaları fark etmeksizin başka başka coğrafyalarda hayatın kendilerine adil davranacağı ânı bekliyorlar. İyi ama hayat adil davranmadığında beklemekten başka yapacak bir şey yok mu hakikaten!

Güz güneşinin altında uyuklayan koca kızı izlerken bunları düşünüyorum. Ardından da kargodan yeni çıkan Aisha Saeed’in romanı Okumak İstiyorum’u okumaya başlıyorum. Kitapta on iki yaşındaki Pakistanlı bir kız çocuğu olan Emel’in hikâyesi anlatılıyor. Emel, Pakistan’ın küçük bir köyünde yaşıyor. En büyük hayali okula gitmek ve eğitimini tamamladıktan sonra bir öğretmen olmak. Aslında ne kadar mütevazı bir istek. Ama kız çocuklarının, okula gitmek yerine ev işi yapıp çocuk bakmaya yazgılı olduğu bir toplumda ne kadar da cüretkâr bir hayal.

Aisha Saeed hikâyesini 2012’de Pakistan’ın Svat Vadisi’ndeki okulundan evine dönerken kısa mesafeden vurulan Malala Yusufzay’dan ilhamla kaleme almış. Malala’nın suçu çevresinin bütün itirazları ve baskılarına rağmen okumak istemesi. Şükürler olsun ki Malala hayatta kalmış ve dünyanın dört bir yanındaki okumak isteyen çocuklara rol model olmuş. Malala gerçekten cesur biri. Fakat çoğumuz, onun kadar şöhret sahibi olmasak da kendi hayat kavgamız içinde sürekli inandığımız değerler ve hayaller için savaşmaya, zorluklara ve büyük tehlikelere göğüs germeye mecburuz. Üstelik bu hayatta kalma mücadelemizde kimi zaman bir başımıza kalacağımız da aşikârken. Malala’nın hikâyesi, tıpkı Emel’inki gibi mutlu sonla bitse bile dünya sonu mutlu bitmeyen hikâyelerle dolu. Çünkü hayat bazılarımıza daha adilken çoğumuza hiç de adil olmayabiliyor.

Emel, ilkin annesinin beşinci doğumundan ötürü okuldan ayrılmak zorunda kalır. Bütün evin yükü ve kardeşlerinin bakımı küçücük omuzlarının üzerine yıkılır. Ama küçük kız umutla annesinin iyileşeceği ve okula yeniden dönebileceği günü bekler. Oysa olaylar bütün o masum umutları solduracak şekilde gelişir.

Emel evin alışverişini yapmak için çarşıya gittiğinde küçük bir kaza geçirir ve hiç tanımadığı bir adamla tartışır. Tanımadığı adam, küçük kızın kendisi ve kardeşleri için aldığı dükkandaki son kalan narı isteyince, Emel hiddetlenir ve adama meydan okur. İşte bu meydan okumanın neticesinde artık annesi iyileşse de okuluna dönemeyecektir. Çünkü adam, hep ismini duyduğu, yaptığı kötülüklerle bütün köye nam salmış, herkesin korktuğu toprak ağası Cevat Efendi’dir. Nitekim Cevat Efendi bu küçük kızın köy meydanında kendine diklenmesini unutmaz ve babasının kendine olan borcu karşılığında, kızını evine hizmetçi olarak almaya karar verir. Yapılacak hiçbir şey yoktur. Bütün boyunlar bükülmüş, eve hüzün çökmüştür. Emel bunun hiç adil olmadığını söylemek ister ve babası ona hemen, hayatın zaten adil olmadığı yanıtını verir. Okumak, öğretmen olmak hayalleri bir anda delik bir balon gibi söner. Emel artık bir tür sözleşmeli köledir.

Her şey eskisiyle kıyas kabul etmez şekilde değişmiştir. Ama Emel’in pes etmeye niyeti yoktur. Korksa da kabullenemeyen, hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini bilse de denemekten vazgeçmeyen bir kişiliği vardır. Cevat Efendi’nin konağında da bu kişiliğiyle hem dost hem de düşman edinmekte hiç zorluk çekmez. Fakat Emel meydan muharabesindeki bir general gibi koşullar ne kadar aleyhine gelişse de daima taarruza geçmeyi bilir. Kendisi olma arzusunun aleviyle sıcak tuttuğu, hayatını geri kazanma mücadelesine girişir.

Doğrusu, Aisha Saeed güzel bir direniş, varoluş ve adalet mücadelesi hikâyesi yazmış. Ama kendisi de Pakistanlı bir kadın olduğu için Malala’nın şahsında bütün kız çocuklarının varoluş
mücadelesine kaçınılmaz olarak haddinden fazla angaje olmuş. O kadar ki romandaki bütün karakterler, maniheizmin siyah ve beyaz, iyi ve kötü, aydınlık ve karanlık güçleri arasındaki kavganın tarafları olarak arzı endam eyliyorlar. Romandaki karakterler ya pür iyiler yahut da pür kötüler. Neredeyse hiç ara durum ve renk yok. Cevat Efendi en az Yaşar Kemal’in İnce Memed’indeki Abdi Ağa gibi hiç insani bir emare göstermeyen, hissiz, safi kötü, karanlık bir adam. Yazar bizi sürekli Cevat Efendi’den kötülük beklemeye alıştırdığından bir süre sonra hikâyenin tadı tuzu iyice kaçıyor. Bir yazar, karakterlerine karşı daha tarafsız ve eşit mesafeli olmalı ki insani hâllerin gökkuşağı kadar renkli yelpazesindeki her renk ve ton kendiliğinden dile gelip okurun hayatında karşılığını bulabilsin.

Kocabaş ile ben korkarken de yapılması gerekeni yapmaktan vazgeçmeyen, kötülük ederken bile içinde insani duygular barındıran karakterlerin olduğu hikâyeleri çok seviyoruz. Çünkü ancak böyle hikâyeler bize, kendi hayatımızı cehenneme çeviren insanlara karşı direnme gücü verebilir. Dünyayı daha güzel ve adil bir yer hâline getirebilmek için direniş ilhamına çok ihtiyacımız var.

Okumak İstiyorum
Aisha Saeed
Türkçeleştiren: Dilek Parsadan
Beyaz Balina Yayınları, 248 sayfa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1973 yılında Edirne’de doğdu. Sosyoloji Doçenti olan Demir’in bugüne kadar yayınlanan telif ve tercüme kitapları şunlardır: Sosyal Bir Fenomen Olarak Dilin Belirsizliği (İthaki, 2015); Borges'in Dediği Gibi (Nora, 2016); Anlamak İçin Yaşamak (Nora, 2017); Claude Lévi-Strauss, Mit ve Anlam, (İthaki, 2013); George Lakoff & Mark Johnson, Metaforlar: Hayat, Anlam ve Dil (İthaki, 2015); Paul Ricoeur, Yorum Teorisi: Söylem ve Artı Anlam (yakında Nora’da). Edebiyat ve linguistikle zenginleştirilmiş ve derinleştirilmiş bir sosyolojiyi anlamlı bulan Demir, birgün roman yazacağına olan inancını asla kaybetmiyor ve kendini ısrarla “entelektüel edebiyatçı” olarak tanımlamayı tercih ediyor.

Yorum yaz