İyi Kitap

Yandı bitti kül oldu, küllerden hikâyeler doğdu

Çocukken Binbir Gece Masalları ’nı dinleyip büyülenen Andersen, Uçan Sandık masalını 1839’da yayımlıyor. Yani “masallar şehri” dediği İstanbul’a yapacağı seyahatten tam bir yıl önce.

Yazan: Nilay Kaya

Genç Hans Christian Andersen, günün birinde tıpkı başka bir büyük yazar, William Shakespeare gibi tiyatro oyuncusu olma hayaliyle büyük kente gelir. Ama yazarlığı, oyunculuğunun önüne geçer. Sadece içinden çıktığı coğrafyanın değil, dünya kültüründe kolektif benliğin parçası hâline gelmiş; filmlere, balelere, tiyatro oyunlarına, müzikallere ve başka edebi eserlere esin kaynağı olmuş, “Kibritçi Kız”, “Kralın Yeni Giysisi”, “Çirkin Ördek Yavrusu” gibi masalları bize kazandıran bir yazar olur. İskandinav dünyasında şiirleri, romanları ve seyahatnâmeleri ile de başat bir yeri olan Hans Christian Andersen, kadim bir hikâye anlatıcısıdır. Çocukken dinlediği hikâyeleri yeniden yazarak çocuk edebiyatı ve dünya masalları külliyatına eşsiz bir miras bırakmıştır. Masalları çoğunlukla sözlü edebiyat geleneğinin yazıyla yeniden üretilmesine dayalıdır.

Andersen 19. yüzyılın başlarında ilk masallarını yayımlarken, İskandinavya’nın hemen güneyinde iki kardeş, Grimm Kardeşler de Almanya ve Avrupa’nın büyük bir bölümünde yıllarca topladıkları halk hikâyelerini derleyerek bir masallar toplaması olarak -zaman içinde çocuklara yönelik bir yapıya büründürülmek üzere- yayımladılar. Andersen’in ve Grimm Kardeşler’in aynı dönemlerde masal türünü yazılı kültüre aktarması bir tesadüf değildi. Zira 18. yüzyılın sonu ve 19. yüzyılın başında, büyük imparatorlukların çözüldüğü bir Avrupa’da ulus-devletler kuruluyor, buna paralel olarak ulusal kimlikler inşa ediliyordu. Bu inşa sürecinin kültürel alandaki en önemli ayağından biri de halkın sözlü edebiyatını, yerel kültürü, dilleri ve kullanım biçimlerini derli toplu bir biçimde ortaya koyarak yeni bir dolaşıma sokmaktı. Tam da bu yüzden Grimm Kardeşler aynı zamanda birer dilbilimci sayılırken, Andersen de gündelik dilin deyimlerini ve kalıplarını bu yeni anlayışla edebiyatına katıyordu.

Yapı Kredi Yayınları Doğan Kardeş Kitaplığı tarafından bağımsız bir masal kitabı olarak yayımlanan Uçan Sandık, Andersen’in masalları içinde ayrı bir yerde duruyor. Çocukken Binbir
Gece Masalları’nı dinleyip büyülenen Andersen, Uçan Sandık masalını 1839’da yayımlıyor. Yani “masallar şehri” dediği İstanbul’a yapacağı seyahatten tam bir yıl önce. Bu vesileyle, onun İstanbul seyahatnâmesini merak edenlere Yapı Kredi Yayınlarından çıkan İstanbulda İki İskandinav Seyyah adlı kitabı da önerelim. Yaklaşık yirmi yıl sonra büyük bir Kuzey Afrika ve Asya seyahatine de çıkan Andersen’in Doğu kültürüne ve özellikle masallarına olan tutkusunun izlerini Uçan Sandık’ta ziyadesiyle görmek mümkün.

Zengin bir tüccar olan babasının ölümünden sonra elindeki tüm zenginliği har vurup harman savuran masalın kahramanına, isimsiz bir dostundan, kalan iki üç eşyasını koyması öğüdüyle uçan bir sandık gelir ve kahraman bu sandığa binip bir Doğu ülkesine gider. Böylece doğrudan bir Binbir Gece Masalları göndermesiyle başlayan masal, Sinbad ve Uçan Halı hikâyesini Batılı bir erkek kahraman ve uçan bir sandıkla, tersinden işler. Bu arada, masalın Danca orijinalinde “tyrkernes land” olarak geçen Türk diyarının, Tahsin Yücel’in Türkçe çevirisinde “Arap ülkesi” olarak yer bulmasının, üzerinde ayrıca duyulması gereken bir çeviri tercihi meselesi olduğunu belirtelim. Sultanın kızına aşık olan genç, kendini peri padişahının oğlu olarak tanıtır ve masallar anlatarak onun gönlünü kazanmaya çalışır. Bu da yetmez, sultanın ve sultanın eşinin onayını almasının yolu da masal anlatmaktan geçmektedir, başka bir deyişle bu masalda
kızın değil, oğlanın çeyizi vardır ve o çeyiz sandığı hikâye doludur. Şehrazat, bir nevi İskandinav oğlanına dönüşmüştür; zira kahraman, Doğulu prensese Deniz Kızı, Karlar Kraliçesi gibi kendi dünyasının masallarını anlatır.

Andersen, doğrudan kendi masallarını anarak, bugün edebiyatta üstkurmaca dediğimiz tekniği uygulamıştır. Doğu masallarının bütün arketiplerini kullanan Andersen’in masalının sonunda maddi olan her şey yanıp kül olur ama kahramanın elinde bir tek masallar kalır. Dünyayı dolaşarak masallarını anlatan kahraman, Andersen’in yazar seyyah yönünü yansıtır ve neticede hikâyelerin ulusların ötesine geçen gücüne işaret eder.

Uçan Sandık
Hans Christian Andersen
Resimleyen: Buket Topakoğlu
Türkçeleştiren: Tahsin Yücel
Yapı Kredi Yayınları, 48 sayfa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz