İyi Kitap

Akılla bir konuşmam oldu dün gece…*

Tanrı olduğunu iddia eden, ak saçlı ak sakallı bir adam çalışma odanıza gelip, hemen masanızın önündeki koltuğa kurulsa ona inanır mıydınız?

Yazan: Deniz Poyraz

Genişçe bir masa hayal edin… Bir ucunda, hayatının büyük bölümünde, insanlığı, daha yüce bir dünya düzeninin ve yepyeni fırsatlarla dolu doyurucu bir evrensel barış döneminin beklediğine canı gönülden inandırmış bir yazar, diğer ucundaysa Tanrı oturuyor. Baş başa verip hüsrana yazgılı bir manzaraya bakıyorlar pencereden: Savaş, zulüm ve yozlaşmaya açılan bir pencere bu; yani, yeryüzüne… İngiliz yazar, tarihçi, gazeteci ve sosyolog H. G. Wells, Ağrı Dağı Yolcusu Kalmasın adıyla Türkçeleştirilen bu çarpıcı novellada, yaşamı, usta yazarlara özgü derin bir kavrayışla ele alıyor. Yerkürenin ve uygarlığın geleceğini deyim yerindeyse masaya yatırıyor. Bunu da Nuh
Lammock adlı bir yazar-karakterle Tanrı’nın diyalogları üzerinden yapıyor. İthaki Yayınlarından çıkan kitabı -her ne kadar ön kapakta ismi yazmasa da- Mert Moralı’nın özenli çevirisiyle okuyoruz.

İsmi Nuh Peygamber’e benzerliğiyle dikkat çeken, yazar Bay Nuh Lammock, kendi hâlinde bir entelektüeldir. Her entelektüel gibi onun da dünyayla, içine doğduğu toplumla, aydın çevreleriyle, yoksul halkla, savaşla ve ölümle derdi vardır ama geleceğe dair umut dolu tahayyülünü de kaybetmiştir artık ve kaygılıdır da: Acaba insanlar da bir zamanlar “güneşin keyfini çıkarmış” ve sonra yeryüzünden silinip gitmiş diğer canlıların akıbetini paylaşacaklar mı? İnsan türünün de tıpkı dinozorlar ve dev tembel hayvanlar gibi nesilleri tükenecek ve “güneşleri” batacak mı?

Öte yandan, Tanrı da benzer kaygılar içerisindedir. Evreni yaratarak ve kendini gizleyip tüm imgesini kâinata bağlayarak, bir nevi kendinden vazgeçmiştir. Teologlar aksini iddia etseler bile, Tanrı insana irade bahşederek her şeye kadir olma özelliğini bir köşeye koymuştur. Hem, her şeye kadir olmak durağan bir durumdur Tanrı’ya göre. Etrafınızdaki her şey sizin kontrolünüzde ve zihninizde mevcutsa, gerçekleşecek bir şey de kalmaz aslında. Bu, “yaşayan bir Tanrı” fikrine son derece terstir ve Tanrı canlılık istemiştir. Şaşırmak istemiştir. Bir Âdem ve Havva fikri, Tanrı’ya oldukça parlak bir buluş gibi gelmiştir vaktiyle; fakat ilk insandan bu yana, tarih boyunca birçok kere hayal kırıklığına uğramıştır. Demek ki insan denen mahlûka, yaratıcısı bile güvenmemelidir. Bu yüzden Tanrı, birçok sefer peygamberler göndererek insan soyunu türlü felaketlerden kurtarmış ve bazen de olası karanlık senaryolardan korumuştur.

20.yy’a kadar her şey iyi kötü hâllolsa da artık dünya hiç olmadığı kadar rezil bir yola girmiş olmakla beraber, bu yolun sonunda canlıları korkunç bir yıkım beklemektedir. Bu yüzden de halkları uyarması, canlıları koruyup kurtarması için Lammock’tan yardım ister Tanrı. Yardım da denmez, bir tür iş birliği teklif etmektedir aslında: “Benim yardımım ve talimatlarımla bir gemi inşa etmeni teklif ediyorum. Bu sefer başarılı olacak bir gemi. Geminin içine yeryüzündeki tüm güzel şeyleri, üreyebilecek her şeyi koyacağız. Hayvanları kuşları, sanatı ve zanaatı, icatları, keşifleri ve edebiyatı. Hepsini itinayla inceleyip seçeceğiz. Medeniyetin tüm canlı tohumlarını, daha sonra yeniden ekmek için kurtaracak ve sonra da yola çıkacağız. Bu rezil savaş tufanı sona erip o garabet koku dağıldığında, gemi başka bir Ağrı Dağı’na konacak ve işte orada, tertemiz bir şekilde yeniden doğan dünyaya hep birlikte adım atacaksınız.”

Tanrı olduğunu iddia eden, ak saçlı ak sakallı bir adam çalışma odanıza gelip, hemen masanızın önündeki koltuğa kurulsa ve bunları söylese, ona inanır mıydınız? Lammock da inanmıyor başta. Tanrı: “Bak, bunların hepsi Kitab-ı Mukaddes adlı eserimde yazıyor,” dese bile, Lammock bir yazar olduğu ve kurgunun sınırlarını bildiği için, öyle kolay ikna olmuyor anlatılana. Mesele Yaratılış’tan açılıyor da Aydınlanma Çağı’na hatta Marx ve Engels’e dek uzanıyor. Kurtuluş yolları aranıyor, sınıflı toplum yapısının olmadığı alternatif bir düzen tartışılıyor. Magna Carta’dan Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’ne, Sovyet deneyimine kadar her şey bir bir konuşuluyor. Tanrı’yla bu tür şeyler konuşmak Lammock’a biraz tuhaf gelse bile, git gide “Tanrı’ya inanmaya” başlıyor. Zira Tanrı büyük umutlarla parlak bir başlangıç teklif ediyor ona; yeni bir sayfa açması konusunda teşvik ediyor ve sonrasında da onu yarı yolda bırakmayacağına dair söz veriyor. İnsanlığın keder dolu tarihi, yanlış başlangıçların tarihiyse şayet, Tanrı, ismi eski bir peygamberine benzeyen bu orta yaşlı yazara yeni bir hikâye yazma ve yeryüzü sakinlerinin makûs talihini paramparça etme şansı sunuyor. Böyle bir teklif bir insanın karşısına ömrü boyunca kaç kere çıkar ki? Hem de Tanrı’nın bizzat kendisinden!

Ağrı Dağı Yolcusu Kalmasın, araştırmaya ve öğrenmeye teşvik eden kurgusuyla genç okurun; bildiğimizi sandığımız şeyleri kökten sorgulatan usta işi felsefik altyapısıyla da yetişkinlerin keyifle okuyacağı bir metin olarak önümüzde duruyor. Bir de H. G. Wells Kitaplığı’nın başköşesinde tabii… İyi okumalar!

* Ömer Hayyam

Ağrı Dağı Yolcusu Kalmasın
H.G. Wells
Türkçeleştiren: Mert Moralı
İthaki Yayınları, 88 sayfa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1991 yılında Lüleburgaz’da doğdu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü mezunu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Çağdaş Yayıncılık ve Yayıncılık Yönetimi alanında yüksek lisans yapıyor. Edebiyat ve güzel sanatlar alanlarında yazdığı eleştiri, makale ve röportaj türündeki çalışmalar Ayrıntı, Duvar, Evrensel Kültür gibi dergilerde, BirGün gazetesinde ve kitap ekinde, ayrıca Bianet gibi çeşitli internet sitelerinde yayımlandı.

Yorum yaz