İyi Kitap

Herkes görmezden gelirse, ne yaparsın?

Aile içi şiddet, akran zorbalığı ve yetişkin riyakârlığının ortasında farklılıkları kucaklayan ve dayanışmayı deneyen Maja ile büyüyoruz…

Yazan: Karin Karakaşlı

Bazen bir sanat yapıtı doğrudan tek bir soru soruyor gibi gelir insana. O derece yakıcı bir meselesi vardır. Susan Kreller’in Mavi Kulübe romanı için de geçerli bu durum. Kitap adeta baştan sona “Herkes görmezden gelirse, ne yaparsın?” sorusuyla yüzleştiriyor okuru. Ardından da görmezden gelemeyen Maja’nın hikâyesini anlatıyor.

Olcay Geridönmez’in çevirdiği ve Ginko Çocuk tarafından basılan Mavi Kulübe -ya da görmezden gelinen filler-; alt başlığına ilişkin olarak şu bilgileri içeriyor giriş sayfasında: “Kitabın orijinal ismi, Elefanten sieht man nicht, İngilizce bir deyimden türetilmiştir: The elephant in the room [Birebir: Odadaki fil]. Herkesin farkında olduğu ama hakkında -korkudan ya da rahatı kaçmasın diye- kimsenin konuşmadığı büyük konu anlamına gelmektedir.” Susan Kreller, annesi öldükten sonra her yaz, babası tarafından yaz tatili için babaannesinin Almanya’nın kırsalındaki Barenburg kasabasına bırakılan on üç yaşındaki Maja aracılığıyla bu fili gözümüze sokuyor.

Maja öncelikle bu zamanın donakaldığı, her şeyin ürpertici bir sterillik içerisinde aktığı yeri tarif ederek başlıyor hikâyesine: “İnsanları ancak arabalarını yıkadıklarında, derneklerine gittiklerinde ya da çıt çıkmayan ön bahçelerindeki ortancalarının bakımını yaptıklarında görebiliyordun… Mahalle öylesine sakindi ki sessizlik kulaklarımda gümbürdüyordu; aslında tam olarak sessiz de sayılmazdı, çünkü etrafta çim biçen birileri olurdu, ilerigeriilerigeriilerigeri, kısa ve kesin, pazarları asla. İşte ben, bu çim biçme makinesi sessizliğine öylece sıkışıp kalmıştım; yapacak çok az şeyim vardı ama dünyanın zamanına sahiptim.”

Bu uyuşturucu tekdüzelik, bir gün çocuk parkında Maja’nın dokuz yaşındaki Julia ve kardeşi yedi yaşındaki Max ile tanışmasıyla değişir. İki çocuk da zengin oto galerici Christian Brandner ve eşi Heike’nin çocuklarıdır ve ailenin mahallede saygın bir itibarı vardır. Ancak çocuklarda bir tuhaflık vardır. Kendisi de annesinin ölümünden sonra, kızıyla nasıl ilişki kuracağını bilemeyen belgeselci babasından ve sınıf arkadaşlarının alaylarından dolayı dışlanmanın ne olduğunu bilen Maja için bu çocukların bir başınalığını hissetmek zor olmaz. Küçük Max, kilolarından ötürü alay konusudur. Julia da kendi dünyasına çekilmiş hâliyle yalnızdır. Üçlü arasında zamanla bir arkadaşlık ilişkisi gelişirken Maja, Julia ve Max’ın bedenindeki tuhaf morlukların, yaraların farkına varır. Onları izlediği bir gün de babalarının Max’ı nasıl duvara çaktığını görür. O andan itibaren bu çocukları kurtarmak, maruz kaldıkları şiddeti ifşa etmek Maja’nın en büyük mücadelesine dönüşür. Ancak başta babaannesi olmak üzere bütün komşular adeta hiçbir şey bilmemek üzerine yemin etmiştir. Dahası çocuklar da travmadan dolayı ağızlarından bir şeyler kaçırsalar da bu şiddete bir bahane bulma derdindedir. Yetişkinlere sesini duyurmak konusunda başarısız olunca çaresizlikten ne yapacağını bilemez hale gelen Maja, çocukları mısır tarlalarının arasındaki metruk depoya, adına Mavi Kulübe dediği sığınağına götürür. Kapıyı kilitlediği noktada bunun çocuk kaçırma olarak görüleceğini ve daha büyük belalara yol açabileceğini hiç düşünmeden hem de…

TRAVMANIN SERT TASVİRİ
Elimizde ağır bir kitap var. Susan Kreller adeta bütün bu acılardan geçen çocuklar var oldukça, onların yaşadıklarının olanca çıplaklığıyla anlatılması gerektiğini düşünmüş. Travmanın ne kadar zorlu ve karmaşık olduğunu hissettirebilmek adına kâh Max’ın hayali arkadaşı Pablo’yu aynen babasının kendisine davrandığı gibi dövüp aşağıladığını gösteriyor bize, kâh Julia’nın itiraflarına ve ardından yurda gönderilme ve annesinin ölebileceği korkusuyla şiddeti meşrulaştırma çabalarına tanık ettiriyor. Ama bunların hiçbiri Maja’yı, mutlaka bir şeyler yapılması hissinden uzaklaştırmıyor. Yanlış da olsa deneyecek, çünkü hiçbir şey sessiz suç ortaklığından daha katlanılmaz olamaz.

Birinci tekil anlatıcı Maja aracılığıyla ortak olduğumuz hikayede, Maja’nın babasıyla bir tek müzik dinlerken oluşturdukları bağa, Maja’nın bu yöntemi Julia’da uygulayışına, dedenin tornunun hamlesinden etkilenerek çekingen de olsa arka çıkışına bakarak en imkânsız koşulların içinden beliren umudu da yakalıyoruz. Aile içi şiddet, akran zorbalığı ve yetişkin riyakârlığının ortasında farklılıkları kucaklayan ve dayanışmayı deneyen Maja ile birlikte büyüyoruz.

BÜYÜMEK ZOR AMA GÜZELDİR
Susan Kreller, büyüme macerasına önem veren yazarlardan. Serbest gazeteci ve yazar olarak çalışan 1977 Plauen doğumlu Susan Kreller, Alman Dili ve Edebiyatı ile İngiliz Dili ve Edebiyatı alanındaki yüksek eğiminin ardından doktorasını İngilizceden Almancaya çocuk şiiri çevirileri üzerine yaptı.

Kreller’in Türkçede yayımlanan ilk kitabı Alman Gençlik Edebiyatı 2015 En İyi Roman Ödülü’ne değer görülen Karda Birdoksan başlıklı gençlik romanı oldu. Aylin Gergin’in çevirisiyle ON8 Kitap’tan çıkan romanda, ilk aşka ardından da ilk kalp kırıklığına dönüşen bir arkadaşlığa odaklanan yazar, yaşıtlarından “farklı” bir gencin hissettikleri eşliğinde, “normal” kavramını tartışmaya açıyor, mesafenin üşüten boyutunu, kırık kalp sızısını dile getiriyordu.

Mavi Kulübe de dünyanın bütün kötülüğüne karşın mücadelenin ve hakikatin kıymetini hatırlatıyor bize. Bu derse ise hepimizin her yaşta ihtiyacı var.

Mavi Kulübe
Susan Kreller
Türkçeleştiren: Olcay Geridönmez
Ginko Çocuk Yayınları, 160 sayfa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz