İyi Kitap

Mitolojiyle tanışmanın eğlenceli hâli

McMullan, kitabında mitolojik karakterleri ve bir sürü tanrının, tanrıçanın olduğu bir dünyayı popülerleştirerek işliyor.

Yazan: Sema Aslan

Epsilon Yayınları tarafından “Tepetaklak Mitoloji” üst başlığıyla yayımlanan Kate McMullan imzalı kitaplar Yakıyorsun Hades ve Dön Evine Persephone, mitolojinin iki karakterine ve onların ortak hikâyelerine bugünün dünyasından ve dilinden bakıyor. Kitapların isimleri, zaten daha ilk anda yaklaşım ve üsluplarına ilişkin önemli bir ipucu veriyor. Yeraltı dünyasının acımasız tanrısı Hades’in cehennem ateşiyle yakınlığına, “yakıyorsun!” gibi sokağın gündelik diliyle işaret etmek, nereden bakılsa konuyu biraz hafifleten, gündelikleştiren, belki komikleştiren bir hamle. İyilik ve kötülük, ödül ve ceza kavramları da bu hamleyle bu dünyaya ait, geçişken, hareketli kavramlar oluyor.

Bu yazının konusu, Persephone’nin yeraltına kaçışını ya da kaçırılışını ele alan Dön Evine Persephone kitabı.

Persephone, Yunan mitolojisinde Zeus ve Demeter’in, asıl adı Kore olan kızı. Zeus, malum, hem insanların hem tanrıların babası, en güçlü ve önemli tanrı. Göklerin, şimşeklerin, gök gürültülerinin tanrısı olan Zeus, Dön Evine Persephone kitabında bu üstün nitelikleri nedeniyle epeyce “şaka malzemesi” oluyor. Hades’in bakış açısıyla Zeus; kendi büyüklüğünden başı dönmüş, televizyonda Zeus Şov programını yapan, göbekli ve yalancı bir tanrı olarak resmediliyor. “Güzel örgülü” diye bilinen Demeter’e gelince; tarımın, bereketin ve mevsimlerin yaratıcısı olan Demeter’in bir önemli özelliği de anne sevgisinin tanrıçası olması. Kitapta, bu defa Persephone’nin bakış açısından, bu anne sevgisinin ne kadar boğucu olduğu anlatılıyor. İşin aslı, Persephone anne sevgisinden kaçan, biraz numaracı bir bahar tanrıçası olarak çıkıyor karşımıza.

Mitoloji, bildiğimiz gibi, Persephone’nin bir çiçeğin peşinden sürüklendiği tarlada ansızın yerin yarılmasıyla ortaya çıkan Hades tarafından kaçırıldığını ve yeraltında zorla tutulduğunu anlatır. Bu anlatıya göre Kore, kaçırıldıktan sonra Persephone adını alır; bir de “ölü yemeği” yediği için orada mahsur kalır. Hikâye, mevsimlerin oluşumunu da anlatan bir izahla devam eder: Persephone, annesinin ısrarıyla yılın sadece kış dönemini yeraltında geçirecektir; Demeter’in yeryüzünü şenlendirmeye, bereketini dağıtmaya devam edebilmesi ancak bu koşulda mümkün olabilir. Aksi durumda tüm topraklar kuruyacak, kıtlık baş gösterecektir.

Oysa McMullan’ın kaleminden anlatılan Hades ve Perspephone hikâyesi, biraz daha farklı. Bir kere Hades korkunç bir tanrı değil; kötücül ya da karanlık biri de değil. Kardeşlerin ve diğer akrabaların kendisini sık boğaz etmesinden sıkılacak kadar kendi hâlinde biri. Zeus’un iktidar hırsından ve kardeşlerinin, akrabalarının kalabalığından, gürültüsünden uzaklaşmak için yeraltı tanrısı olmayı memnuniyetle kabul eden Hades’in krallığı, tahmin edilenin aksine, mutlu bir krallık. Elbette kendi koşullarınca. Persephone’ye gelince… O, anlatıldığı gibi kaçırılmış biçare bir tanrıça değil, kendi arzusuyla yeraltına inmiş, anne baskısından bunalmış, üstelik âşık bir genç kadın. Kitap, bu iki karakterin karşılaşmalarını yer yer romantikleştirerek, biraz da mizahi bir biçimde anlatıyor. Olup biteni alt üst etme yaklaşımına ve dilindeki mizaha rağmen, kendi özünde yatan sorulara ve sorunlara uzak durmuyor ama. Evet, bir aşk var ve bu aşkın önü arkası tuhaf karşılaşmalar ve bazı kazalarla dolu. Ama bununla birlikte söz konusu olan ilişkinin karşılıklı rızaya dayanıp dayanmadığı, aşk olarak tanımlanmasının ne kadar doğru olduğu gibi sorular, tanıklar ve tanrılar huzurunda tartışılıyor. En sonunda Zeus ve Demeter, kızlarının kaçırıldığını düşünüyor mu, düşünüyor. Hades, Persephone’ye nasıl olduğunu kendinin de anlamadığı bir hızla, hatta bir parça garip bir hızla mı âşık oluyor, evet öyle oluyor. Peki… Persephone sevimli bir bahar tanrıçası mı, yoksa hesapçı biri mi? Bu soru(n)ların her biri tek tek sorgulanıyor.

Mitolojik karakterleri ve bir sürü tanrının, tanrıçanın olduğu bir dünyayı bir anlamda, popülerleştirerek işliyor yazar. Persephone’nin kablosuz bir telefonu var mesela; “çanta telefonu”. Annesi kızını bu telefon sayesinde sıkı bir biçimde takip ediyor, hatta kızını kısa aralarla “Neredesin?” diye arayarak “darlıyor”. Hades’in arabasını çeken atların isimleri Harley ve Davidson. Yeraltında bir pizzacı, bir motel ve bir adliye salonu var. Moda o dünyada da mühim bir konu. Bekârlık sultanlıktır diyen bir adamın yer altı ve yer üstünde görülmemiş büyüklükte bir düğün töreni hazırlamaya gönüllü olması, âşıkların arasına girmeye çalışanlar… Klişeler de yerli yerinde.

Temel meseleler, hikâye tepetaklak edilse de yine temel mesele olarak duruyor önümüzde. Yani bu kitabın okuru, Hades ve Persephone arasında gönüllü/gönülsüz bir ilişkinin bulunduğunu; bu ilişkinin bir takım sonuçları olduğunu öğreniyor. Tanrıları tanıyor; kim kimdir, hangi tanrı hangi sorumluluk ve kabiliyetle donatılmıştır sorularının cevabını, gündelik popüler dilin içinde akan bir hikâyeyle öğreniyor. Mitolojiyle tanışmak için eğlenceli bir yol gibi görünen bir seri.

Dön Evine Persephone
Kate McMullan
Türkçeleştiren: Gülen Işık
Epsilon Yayınları, 128 sayfa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1978 Berlin doğumlu. Sosyoloji ve iletişim okudu, gazetecilik yaptı. “Benim Kitaplarım / 35 İsim 35 Kütüphane” (Doğan Kitap) ve “Kozalak” (İletişim Yayınları) isimli iki kitabı bulunmakta.

Yorum yaz