İyi Kitap

Dünyanın yedi farklı ülkesinden 7-11 yaş aralığında, yedi farklı çocuğun günlük hayatlarını anlatan bu kitaptaki kahramanların her biri yazarın tanıdığı çocuklar. Kurgu kahraman değiller, gerçekler.

Yazan: Tülin Kozikoğlu

Batı’lı yayınevleri yıllar önce çocuklara dünyanın kendilerinden ibaret olmadığını, yeryüzünde farklı ülkelerde yaşayan farklı kültürlere sahip milyarlarca insan olduğunu göstermenin gerekliliğini fark ettiler. “Dünya Barışı”na hizmet etmek amacıyla yayımlanan bu kurgu-dışı çocuk kitaplarında sayfalar boyunca ikonik binalarıyla ülkeler sıralanıyordu; Mısır’da Piramitler, Hindistan’da Tac Mahal, Paris’te Eyfel Kulesi… Bu kitapların yazarları, çocukların zihnine barış tohumlarını bu şekilde ekip toplumları birleştirebileceklerini varsaydılar. Oysa ki bu kitaplarda “diğer ülke insanı”nı tanıtmak için klişelerin ötesine geçemediler; Çinliler pirinç yer, Afrikalılar çıplak dans eder, Orta Doğulular deveye biner… Bu “klişeleştirme tavrı”nın birleştirmeye değil, ötekileştirmeye hizmet ettiğinin farkına varmadan… Ve gün geldi, dünya İnternet’le tanıştı. Önce ansiklopedik bilgilere ulaşmak için İnternet’e başvurulur oldu. Kısa bir süre sonra sosyal medya gündemimize girdi ve böylece işin rengi iyice değişti; çocuklar İnternet’te bir takım yetişkinlerin kaleme aldığı bilgileri okumakla kalmayıp dünyanın dört bir yanındaki yaşıtlarıyla doğrudan iletişim kurmaya başladılar. Birbirlerinin paylaştığı fotoğraflara bakar, yüklediği videoları izler, aktardığı bilgilere kulak verir oldular. Ve böylece Çin’in kilometrelerce uzayan bir duvardan, Japonya’nın kimono giyen kadınlardan, İtalya’nın da makarnadan ibaret olmadığını öğrendiler. Her şeyden önce, zihinlerinde ülkeleri insanlarla bağdaştırmaya başladılar. Avustralya kangruyu, Alaska iglooyu, İngiltere çift katlı otobüsü değil, her biri sosyal medyada arkadaş olduğu bir başka çocuğu hatırlatır oldu. Ve adını bile bilmedikleri ülkelerdeki çocukların da tıpkı kendileri gibi giyindiğini, benzer evlerde yaşadıklarını, aynı şekilde beslendiklerini gördüler. Daha ilginci bazı ülkelerde çok farklı kıyafetler giyseler de bambaşka mekânlarda yaşasalar da ve asla akıllarına gelmeyecek yiyeceklerle karınlarını doyursalar da birebir aynı esprilere güldüklerini, aynı müzikleri sevdiklerini ve yetişkinlerle ilişkilerinde aynı sorunları yaşadıklarını fark ettiler. Ötekileştirmeye karşı bundan daha güçlü bir ilaç olabilir mi?

İşte Benim Bir Günüm, binlerce iletişim ağının sonucu olarak ortaya çıkan bu güçlü ilacın süzülüp kırk dört sayfaya sığdırılmış hâli gibi. Dünyanın yedi farklı ülkesinden 7-11 yaş aralığında, yedi farklı çocuğun günlük hayatlarını anlatan bu kitaptaki kahramanların her biri yazarın tanıdığı çocuklar. Kurgu kahraman değiller, gerçekler. İtalya’dan Romeo, Japonya’dan Kei, Peru’dan Ribaldo, İran’dan Kian, Hindistan’dan Ananya, Rusya’dan Oleg ve Uganda’dan Daphine… Önce dışarıdan evlerini görüyoruz bu çocukların. Ardından evin içine girip ailelerini tanıyor, okula giderken ne giydiklerini öğreniyor, kahvaltı sofralarına bakıyoruz. Sonra her bir çocukla birlikte sokağa çıkıp okula gidiyoruz; onların her gün gittikleri yolu takip ederek. Okula ulaşınca öğretmenleriyle tanışıyor, hangi dersleri işlediklerini, kullandıkları alfabeyi görüyoruz. Öğle yemeklerinde onlara katılıp ardından birlikte oyun oynuyoruz. Okul çıkışı onlarla birlikte eve dönüp ailelerine hangi işlerde yardım ettiklerine şahit oluyoruz. Ve akşam yemeğinde evlerine misafir olup yemek sonrası ne yaparak vakit geçirdiklerini dinliyoruz. Son olarak hangisinin nasıl bir yatakta uyuduğunu görüyoruz. Kitabın, kitaplığını bir anlığına unutursak kendimizi elimizde telefon, yedi farklı ülkedeki yedi farklı arkadaşımızın Instagram hesaplarına göz atarken hayal etmemiz hiç de zor değil. Tam da sosyal medyada görmeye alışık olduğumuz türde günlük hayat detaylarıyla dolu bu kitap bizi o çocukların “gerçek” hayatının içine alarak “bu çocuğu daha yakından tanımak, onunla arkadaş olmak istiyorum” duygusunu oluşturmayı başarıyor. Kei ve arkadaşlarının okulda beyaz ev terlikleriyle dolaştıklarını ve sınıflarını temizlemekten sorumlu olduklarını öğreniyoruz. Oleg’in okulda Rusça ve İngilizce’nin yanı sıra Başkurtça adı verilen bir Türk lehçesini öğrendiğini okuyoruz. Daphine’e “kedi gibi” anlamına gelen Abwooli takma adıyla seslendiklerini, Ribaldo’nun akşam yemeğinde pişmiş muz yediğini anlıyoruz. Ananya’nın kocaman bir yatakta kardeşi, annesi ve babasıyla birlikte uyuduğunu görüyoruz. Kian’ın okul üniformasında gömleğin ceketin içine dikili olduğunu, Romeo’nun akşamları babasıyla birlikte araba maketleri yaptığını okuyoruz. Mekânların, kıyafetlerin, yiyeceklerin, oyunların ve geleneklerin ince ince detaylarını aktarırken bazen nasıl aynı bazen de nasıl farklı olabildiğini çok etkili bir şekilde gösteriyor kitap bize.
Kitabın sonunda yazar okurla vedalaşırken özel bir notla kitapta yazan bilgilerin o ülkedeki herkesi temsil etmediğini, örneğin Ribaldo’nun futbolu sevmesinin Peru’da yaşayan herkesin futbolu sevdiği anlamına gelmediğini veya Japonya’da herkesin kahvaltıda balık yemek zorunda olmadığını belirtiyor. Böylece yedi ülkenin değil, yedi çocuğun kitabını yazdığını son bir kez hatırlatıyor. Aynı gezegene ait yedi çocuğun kitabı… Ne kadar farklı yataklarda yatarlarsa yatsınlar, aynı yıldızlara bakarak uykuya dalan yedi çocuğun kitabı.

İşte Benim Bir Günüm
Matt Lamothe
Türkçeleştiren: Cemre Ömürsuyu Seyis
Redhouse Kidz Yayınları, 48 sayfa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz