İyi Kitap

Sürükleyici temposuyla bir solukta okunan kitabın en kıymetli özelliklerinden biri de mizah dolu dili. Per Olov Enquist, içindeki çocuğa hep sahip çıkmış delişmen dede ve Mina arasındaki sıcacık ilişkiyi, esprili bir dille anlatmış.

Yazan: Karin Karakaşlı

Çocukluğun en önemli özelliklerinden biri hayal ile gerçeğin arasındaki çizginin bulanıklığıdır. Bir çocuk için gördüğü rüya ile günlük hayat deneyimi arasında fark yoktur. Gel gelelim, bunu yetişkinlere anlatmak zor bir iştir. Per Olov Enquist’in Üç Mağara Dağı, tam da bu noktadan hareketle kendi rüyasını, dedesinin hayaliyle birleştiren küçük Mina eşliğinde okuru heyecan dolu bir maceraya davet ediyor.
İsveç’in en önemli çağdaş yazarlarından Per Olov Enquist’in, bu kez çocuklar için kaleme aldığı Üç Mağara Dağı (De Tre Grottornas Berg), Türkçede ilk baskısını 2004’te Yerdeniz Yayınlarından yapmıştı. Ali Arda’nın İsveççeden çevirdiği kitap, bu kez Çınar Yayınları etiketiyle minik okurlarla buluşuyor. Stina Wirsén’in yalın siyah çizimleriyle bezeli romanda, altı yaşındaki Mina, küçük kardeşi Moa, kuzenleri Marcus ve İa ile tanışıyoruz. Her şey Mina’nın bir gece rüyasında, babasının kazağından kaçan bir timsah tarafından poposundan ısırılmasıyla başlar. Yorgun babası tarafından “Lütfen anlamaya çalış, bugün Pazar. Uyuyup dinlenmem gerek,” diye geçiştirilen Mina, çareyi ailenin sıra dışı üyesi dedesine gitmekte bulur. Mina’ya bir koruyucu gerektiğini düşünen dede, torununu bir yavru köpek almaya ve dahası Üç Mağara Dağı’na çıkmaya ikna eder. “Bu işi başaranlar bir daha asla korkmazlar. Hiçbir şeyden,” der dede. İşin aslı, dedenin kurt köpeği Mişa, o dağın tepesinde bir şeyler olduğu sezmiş ve bu sırrı merak eden, zorlu yola da tek başına çıkmaya cesaret edemeyen dede, Mina’nın rüyasını kendi hayaline bahane kılmıştır. Ekip, dedenin ikinci eşi Gunilla ile sınıra yakın Varmland’daki eve doğru yola çıkınca, macera da başlamış olur…

MİZAH DOLU BİR DİL
Sürükleyici temposuyla bir solukta okunan kitabın en kıymetli özelliklerinden biri de mizah dolu dili. Per Olov Enquist, içindeki çocuğa hep sahip çıkmış delişmen dede ve Mina arasındaki sıcacık ilişkiyi, esprili bir dille anlatmış. Feminist olan Gunilla’dan hareketle, örneğin şöyle bir tarif çıkıyor karşımıza: “Dedesi Mina’ya, feminizmin ne olduğunu açıklamıştı. Feminizm: Dedenin kendi temizliğini kendisinin yapması, ev işleri yapılırken, apaçık bir şey olduğundan ‘yardım edebilir miyim?’ diye sormamasıydı.” Enquist, türler arası eşitliğe dayalı bir anlatı örmüş.
Kedi Pamuk, kurt köpeği Mişa, yavru köpek Elsa çocukların Mişa’nın yardımıyla bulup sahip çıktığı ve Maja-Rubert adını vererek bakımını üstlendiği kurt yavrusu, o yavruyu arayan anne kurt dâhil doğadaki her canlı konuşuyor ve birbiriyle sevgi ve emek üzerine kurulu bir ilişki kuruyor. İnsana, doğanın ayrılmaz bir parçası olduğunu anımsatan bu yönüyle roman, iklim krizinin son derece ciddi bir mesele olduğu günümüzde pek çok yararlı ve bilgilendirici tartışmaya ilham verecek nitelikte. Yazarın bir diğer yetisi de bunları didaktizme hiç yenik düşmeden yapması. Hayatın doğal akışı içerisinde farklı bir maceraya atılan çocuklar üç hafta içerisinde büyürken, dede de alışılageldik yaşlı portrelerinden bağımsız, deneyimleriyle kıymetli bir insan olarak öne çıkıyor.
Per Olov Enquist, 1934’te İsveç’in Vasterbotten şehrinde doğdu. Gazetecilik, roman ve oyun yazarlığının yanı sıra politik eylemleriyle de tanındı. İlk romanı Kristallögat 1961’de yayımlandı. Asıl ününe üçüncü romanı Magnetisörens femte vinter (1963) ile ulaştı. Legionarerna (1968), Sekondan (1971), Berattelser fran de installada upprorens tid (1974), Musikanternas uttağ (1978), Doktor Mabuses nya testamente (Anders Enhmark’la birlikte, 1982), Kaptan Nemos Bibliotek (1991) başta Almanca olmak üzere birçok dile çevrilen roman ve hikâye kitaplarından birkaçı. İsveç ve Danimarka’da yaşayan yazar, oyunlarının çoğunda
tanınmış İskandinav yazar ve aydınların, politik kişilerin özel hayatlarını ya da ilişkilerini işledi, tartışmalara yol açtı. Strindberg – Ett liv (Strindberg – Bir Hayat, 1984) adlı bir tv-romanı da bulunan Enquist, Jan Troell’in 1995’te yaptığı Hamsun filminin senaryosunu da kaleme aldı. Türkçede Everest Yayınlarından çıkan Ölümün Mavi Işığı’nda ünlü nörolog Charcot’nun hastası, “histerikler kraliçesi” lakaplı Blanche Wittmann ve iki Nobel ödülü sahibi bilim kadını Marie Curie arasındaki dostluğu, aşk uğruna göze alınanları ve bilim dünyasındaki ataerkil ahlâkı sorgulamıştı. Kanat Kitap’tan çıkan Kraliyet Doktorunun Ziyareti’nde VII. Christian’a Kraliyet Doktoru olarak seçilen Struensee’nin ziyaretinin Danimarka Krallığı’nda yol açtığı değişiklikleri ele almıştı. İletişim Yayınlarından çıkan Düşmüş Melek’te ise roman, şiiri ve oratoryoyu harmanlayarak türler arası bir kurgu yaratmış, sıra dışı aşklara, utanç ve özgürlüğün sınırlarına bakmıştı.
Yetişkin edebiyatındaki hayal gücü-gerçek sınırının bulanıklığını çocuklar için ürettiği kitaba da taşıyan yazar, Üç Mağara Dağı’nda kötülere karşı verilen mücadele eşliğinde içlerindeki gücü keşfeden çocuklar aracılığıyla hepimize cesaretin korkusuz olmak değil, korkuna rağmen harekete geçmekten kendini alıkoyamamak olduğunu anımsatıyor. Çocukluğu hak ettiği yere taşıyan ve özgün hayal gücüne selam çakan bu yazardan çocuk edebiyatı sınırları içerisinde de öğrenilecek çok şey var.

Üç Mağara Dağı
Per Olov Enquist
Resimleyen: Stina Wirsén
Türkçeleştiren: Ali Arda
Çınar Yayınları, 136 sayfa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz