İyi Kitap

Dursun Ege Göçmen’in 2018 Tudem Edebiyat Ödülleri Üçüncülük Ödülü’ne değer bulunan romanı Vur Patlasın Çal Oynasın Orkestrası, kıvrak anlatımıyla akıp gidiyor…

Yazan: Sema Aslan

Bir devlet okulunda beşinci sınıf öğrencisi olan Şahap, okul hayatı boyunca sınıf arkadaşlarının zorbalığına maruz kalmış, her yeni güne ayakkabılarının yüzüne bakarak başlayan ve günün sonunda kendini koşa koşa sınıftan dışarı dar atan bir çocuk. Sınıfında okulun en havalısı Berkay ile en az onun kadar havalı Sude’nin etrafında öbekleşmiş kızlar ve oğlanlar topluluğunun acımasız şakaları ve hatta doğrudan doğruya laf atmalarıyla geçen günleri, hem de koskoca beş yıl boyu, tek başına göğüslemiş. Zorbalığın görünür nedeni, Şahap’ın ismi. Yaygın ve moda bir isim olmayan Şahap, önce hapşırma sesinin sonuna eklenerek alay konusu ediliyor. Bir zaman sonra da Türkçe öğretmeninin sert sessizleri “Fıstıkçı Şahap” örneği üzerinden anlatmasıyla şakaların odağına yerleşiyor; Şahap, adının önüne eklenen “fıstıkçı” lakabıyla hırpalanıyor. Zaten sessiz sakin bir çocuk olan Şahap iyice yalnızlaşıyor. Ne ebeveyninin ne de öğretmenlerin dikkatini çekmiş görünüyor bu zorbalık. Ancak bu “bir başınalık”, romanda okurun canını sıkmıyor, çünkü olaylar hızlı bir şekilde gelişiyor ve dengeler neredeyse doğallıkla değişiyor.

Her şey, sınıfa dönem ortasında yeni bir çocuğun gelmesiyle başlar. Şahap’ın duygudaşlıkla, sınıf arkadaşlarınınsa acımasızlıkla “ezik” kategorisine yerleştirdiği bu çocuk, ailesinin tayin nedeniyle göç etmesinin ardından Şahapların okuluna gelen İpek’tir. İpek’in ezik olarak yaftalanmasının nedeni, turuncuya çalan kırmızı kıvırcık saçlarıdır. Çocuklar, kendilerine benzemeyeni, bilmediklerini, tanımadıklarını hem yaftalıyor hem de itip kakıyorlar. Hatta korkutuyor; farklı olanın sinmesine neden oluyorlar. Şahap, bu tavırdan doğrudan etkilenen bir çocuk; adından nefret ediyor. Kendisine dedesinin adını verdikleri için anne babasına kızıyor. Manasını bile merak etmiyor, adını her duyduğunda kalbine iğnelerin saplandığını hissediyor. Şahap’ı kuytusundan çıkaracak olan, tabii ki İpek olur. Daha sınıfa girdiği an, okurlar anlar İpek’in sataşmalara pabuç bırakmayacağını. Yazar hiç aceleye getirmiyor, ince ince örüyor dayanışma ağlarını. Okul Aile Birliği Başkanının şahsi katkısıyla okula alınan enstrümanları kullanacak ve okullar arası müzik yarışmasında kendi okullarını temsil edecek bir müzik grubunun seçmeleri söz konusu olduğunda, işte o zaman olaylar gelişmeye başlar. Okul Aile Birliği Başkanı, Sude’nin annesidir. Okulun müdürü de Berkay’ın babasıdır. İki çok popüler öğrenci, önemli mevkiler işgal eden yetişkinlerin çocuklarıdır. Bu, bazen hiçbir şey ifade etmeyebilir. Ancak bizim hikâyemizde ve önemli ölçüde gerçek hayatta, güç, popülarite ve başka pek çok şey arasında bağlantılar kurmak son derece olası. Bu, çocukların da malumu olmakla birlikte, gıcır gıcır enstrümanları gören ve müzik öğretmenlerine güvenen çocukların her biri, okul saatleri dışında verilecek müzik kursuna da kurs sonunda yapılacak seçmelere de katılmaya gönüllü olur. Her biri canla başla çalışır. En sonunda okulun müzik grubunu tayin edecek seçmeler yapılır. Sude ve Berkay başta olmak üzere, seçilen çocuklar için değerlendirme ölçüsü “başarı” olmaz. Başını İpek’in çektiği “ezikler” ise kendi müzik gruplarını kurarak çalışmaya başlar. Herhangi bir yarışmaya katılmak için de değil üstelik; sadece şarkı söylemeyi, enstrüman çalmayı sevdikleri için. Sonrası biraz mücadele, biraz heyecan ve elbette neşe.
Vur Patlasın Çal Oynasın Orkestrası’nın işaret ettiği önemli bir ayrıntı; gücünü kendinden bulmak, kendi içinden devşirmek üzerine. Şahap, elbette İpek’in yardımıyla, İpek’i gözleyerek, İpek’le arkadaşlık ederek bu yola girebiliyor ancak gücünü en sonunda kendi içinden bulup çıkarıyor. Kuvvetli olduğu iki özelliği, iki dedesinden almış olduğunu fark ediyor: Adının anlam zenginliğini ve darbuka çalmadaki ustalığını. Bu ikisiyle barıştığında, kendiyle barışan ve kendinden ummadığı bir performansa, bir özgüvene ulaşan Şahap için hayat, daha yeni başlıyor!
Kitapta, neredeyse çocuklar kadar canlı ve ayrıntıyla anlatılmış olan tek yetişkin karakter, okulun güvenlik görevlisi Aytaç Abi. Yıllardır güvenlik görevlisini gördüğü hâlde, adını ya da kişisel hiçbir özelliğini bilmeyen Şahap, Aytaç Abiyle bile okula çok sonra gelen İpek sayesinde tanışır. Okurlar çok geçmeden anlar ki, Şahap gibi birçok eski öğrencinin Aytaç Abiyle gerçek manada bir tanışıklığı hiç yoktur. Oysa Aytaç Abi, kapıların birer birer açılmasında çok önemli bir karakter. Çünkü esasında o “atanamamış bir öğretmen”. Felsefe mezunu olan Aytaç, işsiz kalmamak için güvenlik görevlisi olarak çalıştığı okulda, başta İpek olmak üzere çocukların sevgisini kazanır, olaylara yaklaşımıyla onlara cesaret verir. Aytaç, ekonomik nedenlerle okuldaki işinden çıkarıldığında da semt pazarında tezgâh açar. Direngen, dayanışmacı mizacıyla örnek bir yetişkin portresi çizer.
Dursun Ege Göçmen, canlı ve sıcak bir hikâye anlatıyor. Dili son derece kıvrak, güncel. Hikâyenin baştan sona çocuk dünyasında geçmesi, sosyal alanın kurgusunun çocuklar tarafından “yeniden” yazılmasına imkân tanıması, kitabın önemli özelliklerinden.

Vur Patlasın Çal Oynasın
Orkestrası
Dursun Ege Göçmen
Tudem Yayınları, 120 sayfa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1978 Berlin doğumlu. Sosyoloji ve iletişim okudu, gazetecilik yaptı. “Benim Kitaplarım / 35 İsim 35 Kütüphane” (Doğan Kitap) ve “Kozalak” (İletişim Yayınları) isimli iki kitabı bulunmakta.

Yorum yaz