İyi Kitap

Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi

Nilay Yılmaz: “Sevdiğim her şeyi bu meydana topladım”

Çocuk kitapları yazarı ve eğitmen Dr. Nilay Yılmaz, Türkiye Yayıncılar Birliği’nin OKUYAY platformu tarafından desteklenen, “Sıradışı Meydan Okumalar” isimli projesini hayata geçirdi. Nilay Yılmaz ile farklı düşünme biçimlerini kucaklayan, bilişsel, duyuşsal ve psikomotor öğrenme alanlarını buluşturan, her yaşa ve her okura dokunan bir yanı olan, çocuklara ve gençlere sistemli düşünmeyi öğreten bu başına buyruk projenin detaylarını konuştuk.

Söyleşi: Elif Şahin – Nilay Yılmaz

Elif Şahin: Türkiye Yayıncılar Birliği’nin OKUYAY platformu tarafından desteklenen bir projeniz var: Sıradışı bir okuma projesi, bir meydan okuma projesi. Nasıl ortaya çıktı bu proje, hangi ihtiyaçtan doğdu, sıradışılığı nereden geliyor?

Nilay Yılmaz: Proje pek alışık olmadığımız bir okuma biçimini yaygınlaştırmayı amaçlıyor. Sıradışılığı biraz başına buyruk olmasıyla biraz okur odaklı yaklaşımıyla biraz da kurgu içinde kurgu yaratma potansiyeliyle ilgili diyebiliriz. Soyut düşünme becerilerine, yaratıcı düşünme tekniklerine ve sistemli düşünmeye yaşamımızın her alanında ihtiyacımız var. Okuma becerilerinin Türkçe ve edebiyat derslerinden özgürleşmesi gerektiğini görmek, okumanın sadece metin okuma değil de renk okuma, ses okuma, hareket okuma, nesne okuma, imge okuma, niyet okuma ve insan okumayı da kapsayan bir “dünya okuması” olduğuna inanmakla başlıyor sıradışı okumalar. Bu düşünceden yola çıkarak yaklaşık 20 yıldır küçük gruplarla denediğim, yararını ve etkisini görüp heyecana kapıldığım yaratıcı okuma ve düşünme çalışmalarının bir derlemesi gibi aslında bu proje. Farklı düşünme biçimlerini kucaklayan, bilişsel, duyuşsal ve psikomotor öğrenme alanlarını buluşturan, her yaşa ve her okura dokunan bir yeri var. Sevdiğim her şeyi bu meydana topladım.

E.Ş.: Projeye çocukların yanı sıra aileler, öğretmenler de katılabiliyor. Tam olarak nasıl işliyor süreç, nasıl bir meydan okuma bu, anlatır mısınız?

N.Y.: Sıradışı okuma meydanına çıkmak isteyen bir okur öncelikle kendine bir kitap seçiyor. Sonra okuduğu öyküdeki bir düşünceyi ve bu düşüncenin yarattığı duyguları doğrudan ya da dolaylı yollardan anlatan nesneleri, renkleri ve hareketleri belirliyor. Bunlarla görsel bir kompozisyon oluşturuyor. Yaptığı tasarımın içinde kendisine de bir rol vererek bu anlatısını fotoğraflıyor. Öykünün kurgusundan yeni bir kurgu yaratarak oluşturduğu bu görsel hikâyesini Instagram’da paylaşıp birine meydan okuyor. Bu hem bireysel hem de grupça yapılabilecek bir okuma çalışması. Aile ve eğitimci/kütüphaneci kategorileri ailece ya da sınıfça bir kitap üzerinde düşünmeye ve birlikte tasarım yapmaya olanak veriyor.

E.Ş.: Sıradışı Meydan Okumalar, çocukların anlama-anlatma, ifade etme, düşünceler arasında bağlantılar kurma becerisinin ve hatta akademik başarısının gelişimine büyük bir katkı sağlayacaktır diye düşünüyorum. Çünkü ezbere ve test çözmeye dayalı eğitim sistemi, çocukların bu becerilerinin gelişmesine fırsat vermiyor. Bu gibi projeler eğitim sistemindeki bu açığı kapatmada etkili olabilir mi?

N.Y.:Bu okuma yöntemi çocuklara ve gençlere sistemli düşünmeyi öğretiyor. Her şeyin aslında her şeyle ilgili olabileceği düşüncesi zihnimizi sonsuz ihtimallerle buluşturuyor. Öğrenmeyi sınırlı seçeneklere sıkıştırmaktan kurtarıyor. Nörologlar bir sinir hücresinin 10 bin sinir hücresiyle bağlantı kurabilme potansiyeli olduğunu söylüyor. Yani birbiriyle ilgisi olmadığını düşündüğümüz şeyler arasındaki görünmez ilişkileri keşfedebileceğimiz bir okuma yolculuğu bu. Önceden tanımlanmış tüm sebeplere ve sonuçlara meydan okuyan bir okuma yöntemi. Bu okuma biçimi sadece edebiyatın değil tüm disiplinlerin düşünme dilini yapılandırıyor. Bir başka deyişle bir öyküyü sıradışı bağlantılar
kurarak yeniden anlatabilen bir zihin aslında tüm derslerin kodunu çözmüş oluyor. Stres ve baskı altında hissetmeden özgürce düşünebilmek, doğru cevabı seçme kaygısı olmadan akıl yürüterek kendi seçeneklerini oluşturabilmek, düşüncesini gerekçelendirerek ifade edebilmek ve tüm bunların o kadar zor işler olmadığını görmek, “ben de yapabiliyorum, başardım, okumak eğlenceliymiş” diyebilmek her yaş için çok kıymetli ve ufuk açıcı keşifler. Yeni anlatılar meydana getirmeyi, bunları bir meydana taşıyıp tartışmayı, düşüncesini meydana getiren gerekçelerle başka bir anlatıya meydan okumayı kim istemez! Üstelik bunu yaparken Türkçe ve edebiyat dersleri dışındaki altı dersin 141 hedef kazanımını da farkında bile olmadan gerçekleştirmiş olmak çok önemli. Becerilerin sadece okula yönelik değil, yaşama da dönük olduğunu düşünürsek bu okuma çalışmalarıyla dünyayı okuma pratiği yaptığımızı da söyleyebiliriz. İşin içinde 21. yüzyıl öğrenme çerçevesinde anlatılan “Öğrenme ve Yenilik (4C)” becerileri var. 2023 Eğitim Vizyon Belgesi’nde sözü edilen tasarım beceri atölyelerine ve “beceri temelli etkinlikler” aracılığıyla ölçme değerlendirme yapmaya da bir araç sunuyor. Yöntem bu özellikleriyle projenin gönüllü ekibinde yer alan 60 öğretmenin gönlünü çoktan kazandı. Ayrıca proje kapsamında bugüne kadar 1.050 öğretmenle görsel okuma tekniklerinin uygulanması ve ölçme değerlendirmesi üzerine çalıştık. Bu kısa sürede bile yarattığı etki ayaklarımızı yerden kesmeye yetti.

E.Ş.:“Okumak”, sadece bir metni okumak değil, insanı-insan ruhunu okumak, farklı yaşantı ve eylem olanaklarını okumak, dünyayı okumak-anlamlandırmak aslında. Okumanın bu geniş anlamının sırrına vakıf olmak da iyi bir okur olmaktan, yaratıcı okumadan, görsel okumadan, sanatın diğer dallarıyla da bağ kurmaktan geçiyor. Proje kapsamında
yaratıcı okuma, görsel okuma, fotoğraf, drama, yaratıcı düşünme, eleştirel düşünme ve tasarım odaklı düşünme gibi alanlarda sıradışı atölyeler de düzenleniyor. Bu atölyelerden ve disiplinlerarasılığın okuma kültürüne ve sevgisine etkisinden bahseder misiniz?

N.Y.: Sıradışı okurlar, görsel tasarımlarını sosyal medyada paylaşıyor, tasarımlarıyla haftanın En’ler Buluşması’na katılıyor ve haftanın kitap oyunlarıyla en az bir kişiye meydan okuyorlar. Buna ek olarak okuma atölyelerini farklı bir disiplinle beslediğimiz sıradışı atölyeler yapıyoruz. Dört ayda 35 atölye gerçekleştirdik. 2.060 okur (çocuk, yetişkin, aile ve eğitimci) okuma sürecini farklı bir disiplinle besleyen
okuma çalışmasına katıldı. Bu atölyelerde okuma süreci bilişsel, duyuşsal ve psikomotor öğrenme araçlarıyla buluşuyor. Örneğin edebiyat ve müziğin birleşmesini düşünelim. Müzik öykünün ritmiyle, sözcüklerin tonuyla, karaktere özgü hareketlerin ve duyguların dansıyla, öykü mekânlarının yankısıyla farklı anlamlara ve hikâyelere doğru genişliyor. Benzer şekilde edebiyatın yogayla, fotoğrafla, resimle ya da gündelik nesnelerin simgesel anlamlarıyla yeniden kurgulandığını düşünün. Her biri beyinde farklı merkezleri eş zamanlı uyarıyor. Öğrenme sürecini
iyi yapılandırarak her çocuğu bulunduğu noktadan daha yetenekli ve daha yaratıcı bir noktaya taşıyabileceğimizi artık biliyoruz. Bu okuma ve düşünme biçimiyle okuma isteksizi olanlara okumayı sevdirebileceğimizi düşünüyorum.

E.Ş.: Ekim sonunda sona eren projenin geldiği noktayı ve geribildirimleri değerlendirir misiniz? Ayrıca bundan sonrası için okuma kültürünü geliştirmeyi hedefleyen yeni projeler var mı?

N.Y.: Çocuklar bir cevap anahtarına sıkışmadan düşünce üretme ve öyküyü yorumlama özgürlüğüne bayıldılar. Süreci doğru yapılandırdığınızda soyut düşünme becerilerinin okul öncesi dönemde bile aktif olarak kullanılabileceğini bir kez daha gördük. Çocukların ve gençlerin PISA v.b. sınavlarda akıl yürütme gerektiren açık uçlu soruları yanıtlayamadıklarını biliyoruz. Yıllardır altı basamaklı taksonominin ikinci basamağından öteye geçemediğimizi de. Atölyelerimize katılan ebeveyn ve eğitimcilerin rehberliğinde okuma yapan çocukların bu basamakların sonuna kadar çıkabilmesinin imkânsız ya da zor olmadığını, birkaç haftalık çalışmayla bile yaratıcı düşünme becerilerini harekete geçirebileceklerini fark eden yetişkinlerin sayısı arttı. Bugünlerde Sıradışı Meydan Okumalar’a gönderilen görsel tasarımları ve kitaplarla ilgili oyunlara katılan okurların görsellerini bir araya getirdiğimiz bir kitap albümü hazırlıyoruz. Elektronik ortamda paylaşacağımız bu kitapla ebeveynlere ve eğitimcilere bu okuma yöntemini görsel örneklerle anlatacağız. Sonrasında ise Öğretmen Ağı, Öğretmen Akademisi Vakfı ve İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü işbirliği ile görsel kompozisyonları farklı amaçlar için kullanılabilecek
okuma malzemelerine dönüştüreceğiz. Farklı içeriklerle devam edecek çalışmalarımıza katılmak isterseniz Instagram’dan ya da İnternet sayfamızdan bize ulaşabilirsiniz: @siradisi.meydan.okumalar

E.Ş.: Bir söyleşinizde “Bana ‘kitap okumalısın’ diyen herkese küskündüm,” diyorsunuz. Yine aynı söyleşide şunu da söylüyorsunuz: “Edebiyat sihirli bir toz gibidir. Varlığını gözünüzle göremeseniz bile etrafınızdadır, içinize derinden işler; bağışıklık sisteminizi güçlendirip sizi hayata hazırlar. Bence bu toz, ‘her eve lazım’ tozlardan.” Çocuğun bu sihirli toza bulanmasına engel olmamak için yetişkinlere, öğretmenlere düşen nedir sizce?

N.Y.: Bir şey sihirli değil diye içinde sihir yok diyemeyiz. Aslında sihir her yerde, herkeste. Bir şeye bu düşünceyle ve aşkla sarılan, yerlerde yuvarlanan ya da uçan birinin üstünü başını temizlemesek yeter bence.

 

Show More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.