İyi Kitap

Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi

Aynanın İçinden – ÇİĞDEM GÜNDEŞ

“Çocukların hayal gücüne yaklaşabilmeyi umuyorum”

Söyleşi: Elif Şahin Hamidi

İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunusunuz. Ama bir bankada çalışıp oradan emekli oldunuz. Derken çocuk kitaplarıyla yola devam ettiniz. Nasıl başladı bu yolculuk? Yazıyla olan ilişkinizden, çocuklar için yazmaya başlama serüveninizden bahseder misiniz? 

Çocuklarıma masallar anlatır, parmak kuklalar oynatırdım. Hepsi de doğaçlamaydı. Unutmayayım diye yazmıştım hepsini. Tudem’in yarışmasına gönderip ikincilik ödülü alınca başladı bu muhteşem yolculuk.

İki kız çocuğunuzun olması, anne olmak, çocuk kitaplarıyla hemhâl olmak yazınınıza neler kattı? 

Çocuklarımla büyüdüm ben. Büyürken de onlardan çok şey öğrendim. Örneğin anlattığım masalın sonu gelmeden uyurlarsa hemen unuturdum o masalı. Merakla, ilgiyle dinledikleri, uyutmayan masalları sevdiklerini fark ettim. Kitap okurken de aynı şeyi gördüm. O hâlde, uyutan değil, uyandıran masallar, hikâyeler anlatmam, yazmam gerekir dedim. Bunu başarmaya çalışıyorum. 

Yağmur Saçlı Kız dosyanızla, Tudem 2003 Edebiyat Ödülleri masal dalında ikincilik ödülünü aldınız ve bu dosyadaki masallar beş ayrı kitap oldu. Yazarlık yolculuğunda, yarışmaların ve ödüllerin yeri ve önemi üzerine neler söylersiniz? 

Yazma, çizme tutkusu olan, yazan, çizen herkese öneririm. Tabii eğer yarışmayı düzenleyen kurum ya da kuruluş güvenilirse. Çünkü ancak o zaman seçici kurul, değerlendirme ölçütleri ve ardından başlayacak yolculuk nitelikli, güvenilir ve sağlam oluyor. 

“Canavar Bumbum” adlı bir seri kaleme aldınız en son. Bu sevimli canavardan ve seri yazmanın avantajlarından ve dezavantajlarından bahseder misiniz biraz?

Bu benim ilk seri kitabım. Yazarken kolay oldu, kahraman belli, yan karakterler belli, sadece bir olay örgüsü bulmak gerekti. Ohh mis gibi! Ama her seferinde benzer kurgudan kaçınabilmek işin en zor kısmıydı. Bakalım okurların tepkisi nasıl olacak? Çok merak ediyorum.

Yıldız Kaydırağı da yeni çıkan kitaplarınızdan bir diğeri. Tüketim çılgınlığının hüküm sürdüğü bir dünyada, ebeveynler olarak çocuklarımızın her isteğini anında yerine getirerek, ihtiyaç mı istek mi hiç düşünmeksizin sürekli bir şeyler alarak onları mutlu edeceğimizi düşünüyoruz. Her şeyi tüketmeden ne yapmalı? 

Gereğinden fazla tüketim, çağımızın vebası sanki. Kendimizi değil ama dünyayı hasta ediyoruz. Karbon ayak izi diye bir gerçek var ve gün geçtikçe büyüyor bu iz. Biraz durup düşünmek yetiyor. Biraz araştırma yapmak, uzmanları dinlemek… Bireysel çaba ne işe yarayacak demeden, inanarak ve bilinçle katkı sağlamak belki de en önemlisi. Sadece kitap, kalem ve simit söz konusu olunca doymak bilmem. 

Hep farklıkların vurgulandığı günümüzde en önemli ortak noktamız, benzerliğimiz gözden kaçıyor. Bu da “insan olmak”. A-TİK-TUK adlı kitabınızda, gözden kaçan bu benzerliği göze görünür kılıyorsunuz. Çok küçük yaşlardan itibaren bu aynılığın farkında olan, önyargılardan ve ayırımcılıktan uzak çocuklar yetiştirmede de çocuk edebiyatına iş düşüyor, ne dersiniz?  

Bu “farklılık” güzellemesini de sevmiyorum. Aynıyız biz. Dünyada bilmem kaç milyar insan varsa hepimiz aynıyız. Bunu anlamamız gerekiyor artık ve anlatmamız. Edebiyat iyi bir araç bunun için. Çünkü okur, bir kitapta, kilometrelerce uzakta yaşayan bir çocuğun da tıpkı kendisi gibi patates kızartmasını çok sevdiğini görüyor ya da kerevizi hiç sevmediğini ve “Aynı benim gibi,” diyor. Öyküdeki kahramanın ebeveyni öldüğünde, tıpkı o çocuk gibi ağlıyor. 400 yıl önce Shakespeare, Venedik Taciri adlı eserindeki bir tiratta ne güzel demiş: “Hepimiz aynı yağmurda ıslanmıyor muyuz? Hepimizin kanı kırmızı akmıyor mu?” diye. Bakın hâlâ alkışlanıyor bu tirat, hâlâ okunuyor. Birilerinde mutlaka izi kalıyordur. Daha çok yüreğe dokunabilmek için bu “aynılığı” vurgulamayı seviyorum. Aslında hepimizin “aynı” olduğunu önce yetişkinlere anlatabilsek keşke… O zaman bambaşka şeyler konuşuruz. Belki bir gün… 

Masallar, şiirler, şarkılar, ninniler, tekerlemeler, kelime oyunları çocuklar ve çocuklar için yazanlar için verimli, besleyici, doyurucu bir kaynak bana kalırsa. Ne düşünüyorsunuz bu konuda? 

Çocuk için fantastik edebiyata giriş gibidir masallar, tekerlemeler, dil oyunlarıyla örülü ninniler… Olağandışı kahramanlar vardır, olağandışı şeyler yaşarlar. Dedesinin beşiğini tıngır mıngır sallayan bir çocuk düşünün örneğin, çok komik ve saçma değil mi? Bir o kadar da güzel. Yaşlarına uygun anlatılmış, soyut-somut kavramların dikkatli kullanıldığı, şiddet içermeyen ve şiddeti olumlamayan her masal, ninni, tekerleme çocuğun duygusal ve bilişsel gelişimine katkı sağlar. 

Masallar, ninniler, tekerlemeler yazmak da bir yazar için çok özgür bir alan. Hiçbir sınırınız yok; “bu da olmaz”, “bu bilimsel gerçeğe uygun değil”, “kimse buna inanmaz” demeden özgürce hayal edip yepyeni, bambaşka bir evren kurmak ve orada piyano çalan bir çorabın başından geçenleri anlatmak örneğin… Kuyulara saklanmak, rüzgârla yarışmak, bir uçurtmanın kuyruğunda dünya turu atmak ve bunu inandırıcı, eğlenceli bir biçemle yapmak. Daha ne ister ki bir yazar… 

Çocuklara kulak veren, onlardan ilham alan bir yazar olarak çocuklar için yazmanın/üretmenin, bu işi yapan kişiyi sürekli güncel ve gelişime açık tutan yanı üzerine neler söylersiniz? Sizin içinizdeki çocukla aranız nasıl, neler fısıldıyor size?

Çocuklar o kadar açık sözlü ki bir kitabı beğenmediğini pat diye söyleyiveriyor. Bu da bence bir yazarı uyandıran, kendine getiren bir şey. Bundan ders çıkartmaya çalışırım. Bugünün çocuğunu yakalamak, hızına yetişebilmek için çocukların sevdiği şeyleri takip etmek, gözlemlemek, ilgi alanlarını tanımaya çalışmak beni güncel tutuyor, kendimi geliştirmemi sağlıyor. “İçimdeki çocuk” klişesini pek sevmiyorum galiba. Hayata çocuğun gözünden bakabilmeye, çocukların algısına, beğenisine ayak uydurabilen yapıtlar üretmeye çalışıyorum. Ve çocukların hayal gücüne yaklaşabilmeyi umuyorum. 

Çocuk edebiyatının “yaşsız” oluşunu da göz önüne alarak çocuklar için yazmanın, yetişkinler için yazmaktan ayrıştığı noktalarla ilgili neler söylersiniz? 

Dediğiniz gibi yaşsızdır çocuk edebiyatı. Sadece daha çok özen ister. Ne anlattığınız kadar, nasıl anlattığınız da önemlidir. Savaşı anlatabilirsiniz çocuğa örneğin ama kan revan manzaralar çizemezsiniz. Doğru imgeleri, doğru sözcükleri bulmak zorundasınızdır. Oysa yetişkinler için yazarken daha rahattır eliniz de ruhunuz da. Diliniz yetkin ve yeterliyse, hikâyeyi de iyi anlatıyorsanız dilediğiniz manzarayı, dilediğiniz gibi ve dilediğiniz sözcüklerle betimlersiniz.

Çocuklar için yazarken size doğru yolu gösteren en önemli kaynağınız nedir ve yazı tasarıları nasıl gelir zihninize? Aniden parlak bir fikir, bir tasarı mı gelir, yoksa derme çatma bazı düşünceler, görüntüler, sesler mi üşüşür zihninize? 

En önemli kaynağım hayal gücümdür. Gözümün önünde bir görüntü belirir aniden ya da bir karakter… Birkaç zaman o hayalle dolaşırım. Sonra nasıl olur, farkına varmam hiç, hikâye ete kemiğe bürünür. Doğaçlama masal anlatırken de böyle olur. Bir hayali imgeyle başlarım, anlatırken evrilir, devrilir, dönüşür, büyür… Sonunun nereye gideceğini bazen ben bile bilmem. İşin kötü yanı, aynı anda birkaç ayrı kurgu, birkaç ayrı hikâye dolaşır peşimde. Neyse ki şimdiye dek kuyrukları birbirine değmedi. Ucuz kurtuluyorum yani. 

Nasıl bir düzene ihtiyaç duyuyorsunuz yazarken, size ne iyi geliyor: Sakin ve düzenli bir oda mı, karmakarışık bir masa mı, fonda bir müzik mi? Çalışma masanızı resmeder misiniz? 

Kalem! Tek şartım bu. Sağ elime kalem almadan asla odaklanamam. Saçma biliyorum ama ne yapayım… Müzik dinlerim bazen ama kalem kadar şart değil. Masamı hiç anlatmayayım. Kitaplarla, hiç işime yaramayacak, unutmayayım diye üst üste yığdığım ve o kargaşada kaybettiğim bir sürü ıvır zıvırla dolu. Topluyorum iki gün sonra yine eski hâline dönüyor. Bence canlı o masa. Ben de elimde bilgisayarım, o masa senin bu masa benim gezip duruyorum. 

İnsanın severek yapacağı bir işinin, mesleğinin olması kendini gerçekleştirip geliştirebilmesi adına da çok önemli. Yazan, yazar olmak isteyen çocuklara, gençlere neler tavsiye edersiniz? Yazmakla yetenek ve çalışma arasındaki bağ hakkında neler söylersiniz? 

Çok okusunlar, çok oyun oynasınlar, hayal kursunlar ve yazmak istiyorlarsa gerçekten hemen yazmaya başlasınlar. Anı, günce, mektup, kartpostal, öykü, şiir, roman, masal… Çocuklar yazar olmak için değil ama yazmak için acele etsinler. Yaza oynaya büyüyecekler ve gerçekten istiyorlarsa elbet bir gün yazar olacaklar. Yetişkinler hem yazmak hem yazar olmak için acele etmeli. Yazdıkça yazıyor insan çünkü. Buradan sorunun devamına da köprü atmış olduk. Yetenek önemli kuşkusuz. Ama yeterli değil. İşe yaraması için çalışmak şart! İstediğiniz kadar özgün kurgular hayal edin, eğer çalışmıyorsanız gelişemiyor, yetişemiyorsunuz. Bir süre sonra o parlak fikirler de yok olup gidiyor. Köreliyorsunuz. Yani hem yetenek hem çalışma diyorum. 

Yeni planlar, projeler, kitaplar var mı? 

Evet. Yayınevine gönderdiğim, yanıtını beklediğim iki öykü, çizimleri bitmiş bir masal, Kasım ayında Eskişehir’de düzenlenen “Geleneksel Düşündüren Masallar Şenliği”nde anlattığım ama henüz yazmadığım yeni bir masal, yazmaya devam ettiğim bir roman, yeni başladığım bir resimli öykü ve uzun zamandır gözümün önünde dolaşan bambaşka bir manzara. Sizin anlayacağınız yine karmakarışık zihnim. Bakalım neler çıkacak?

Show More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.