İyi Kitap

Çocuklar için edebiyat dergisi: Kırmızıfare

Fatih Erdoğan, tam kırk yıldır çocuk edebiyatı alanında yazıyor, çiziyor, üretiyor. Çocuk dergiciliği alanında özel bir yeri olan, 1990-2007 yılları arasında toplam 107 sayı yayımlanan Kırmızıfare Dergisi, Fatih Erdoğan’ın çocuk edebiyatına en güzel armağanlarından biri. Doğan Gündüz, Fatih Erdoğan ile Kırmızıfare üzerine söyleşti.

Söyleşi: Doğan Gündüz – Fatih Erdoğan

İki bölüm hâlinde yayımlayacağımız söyleşinin devamı gelecek sayıda…

Doğan Gündüz: Sevgili Fatih, senin de çok iyi bildiğin bir hikâye var; “Pan kırları çok severdi: güneşli günlerde hep kırlarda gezerdi. Güzel bir gün yine kırlarda dolaşırken bir de ne görsün? Otların üzerinde bir çiçek, ama yerinden sökülmüş; kurumak, solmak üzere bir çiçek…” diye başlayan. Sonra Pan hasta çiçeği eline alır, ona nasıl yardım edebileceğini düşünür. Çevresindeki canlılara, çiçeklere bakarak ne yapacağını bulur. Pan, kazdığı bir çukura çiçeğin köklerini gömer, sonra sular. Ama bu yetmez tabii, çiçeği iyice güçlenene kadar her gün su verir. Çiçek iyileşir ve Pan’ın güçlü bir dostu olur. Bir de benim bildiğim bir hikâye var: “Fatih, sanatı ve edebiyatı çok severdi. Üniversitede mühendislik okurken sanat etkinliklerini keyifle izler, bu alanda bir şeyler yapmak isterdi,” diye başlayan. Sonra Fatih, bundan tam kırk yıl önce bir gün elinde makine mühendisliği diploması, yolda giderken “çocuk edebiyatıyla” karşılaşır. Önce ona nasıl davranacağını bilemez. Sonra diplomasını bir kenara bırakır, Pan ve Çiçeği adlı bir çocuk kitabı yazıp resimler. Ama bu yetmez tabii, başka kitaplar yazmak, yayınevi açmak, dergi çıkarmak, araştırma, çeviri yapmak, örgütlenmek de gerekir. Onları da yapar. Fatih’in artık çok güçlü bir dostu vardır.
İşin şakası bir yana çocuk edebiyatıyla tanışman, bu alanda çalışmaya karar vermen nasıl oldu?
Fatih Erdoğan: İçine kapanık, utangaç, sessiz bir çocukluk… Özellikle ilk yıllara eşlik eden yoksunluklar, babamın yoktan var etme çabalarıyla zaman içinde genişleyen imkânlar vb… 60’lı yıllar. Daha televizyon vb. yok. Kitaplar var. İyigün Yayınlarının başı çektiği “çocuk klasikleri,” özellikle Jules Verne’ler… Dış dünyaya ne kadar kapalı tutmaya çalıştıysam kendimi, kitapların içindeki dünyaya da o kadar çok açtım. Belki çevremdeki çocuklardan biraz daha yoğun. Bu alanda çalışmaya başlamış olmamın alt yapısını galiba bu oluşturdu. Ama böyle bir alanın bir meslek olarak düşünülmesi o yıllarda pek mümkün değildi.
“Büyüyünce ne olacaksın?” sorusuna verilen beylik yanıtlar, öğretmen, doktor, mühendis, malum… Babam doktor, annem öğretmen dedi ama dönem makine mühendisliğinin gözde olduğu dönemdi ve Jules Verne bana “bir şeyler icat/keşfetme”nin zevkini sezdirmişti. Mühendisliği buna yakın buluyordum o zaman. O nedenle makine mühendisliği okudum,hem de iyi bir üniversitede okuyup mezun oldum.
Ancak şöyle bir şey oldu; iyi bir üniversite, dersler haricindeki etkinlikleriyle, iyi ve ilgili hocalarıyla başka bir şey daha sağlıyor: kendini tanımanı… Tiyatro, sinema, edebiyat, mağaracılık vb kulüpleri, evet sosyalleştirdiği kadar insanın kendi ilgilerini, yeteneklerini, kapasitesini ve sınırlarını keşfetmesini de sağlıyor. Bende de öyle oldu; her ne yapacaksam yazmakla çizmekle ve kitaplarla ilgili bir şeyler olması gerektiğini fark ettim. Bir iki yere (Sanat Emeği Yayınları, vb.) çeviri işleriyle alana biraz yaklaştıktan sonra yolum, Redhouse Yayınevine düştü. Yıl 1979-80… O zamanki yöneticisi William Edmonds ile tanıştım. Alanla ilgili hiçbir şey bilmememe rağmen beni işe aldı ve çıraklıktan başlayarak ve adım adım öğrenerek orada on bir yıl çalıştım. İşte Kırmızıfare Dergisi fikri de bu sürecin son yılında gelişti.

DG: Aradan on yıl geçiyor ve farenin biri çıkıp dolmakalemden bir bayrak direğine “Yaşasın Edebiyat” bayrağını göndere çekiyor. Bu bildiğimiz farelerden değil, kırmızı, mutlu bir fare, daha doğrusu dergi Kırmızıfare’si. İlk merhaba yazısında da “Geciktiğimiz için özür dileriz. Ülkemizde yıllardır çocuklara yönelik bir edebiyat dergisi yoktu ve biz ancak şimdi bir tanecik çıkarabildik…” diyor. Belli ki “çocuklar için edebiyat dergisi” olmamasının mahcubiyetini derinden hisseden ve bu eksikliği bir nebze olsun gidermek isteyenlerin çıkardığı bir dergi Kırmızıfare. İlk dört sayıyı çıkaran ekipte sen varsın, Feridun Oral var, bir de Aslı Özer. Böyle bir dergiyi çıkarma fikri nasıl oluştu?
FE: Feridun daha çok çizim ve grafik işlerini, Aslı da yazı işlerini yürütüyordu. (Sadık Oğuz diye bir arkadaşımız da baskı işlerinin takibini yapıyordu. Sonradan aramıza katılan Neslihan Hun ise abonelik işlemlerini yürüttü.) ABD’de 1973’ten beri yayımlanan Cricket Dergisi’ne
özenerek, niye bizde de böyle bir dergi olmasın diyerek ortaya çıkan bir heves projesiydi. Hiçbirimiz profesyonel sayılmazdık. Hiçbirimizin
böyle bir deneyimi de yoktu. Biraz da bu nedenle, mesela o dönem çıkan ve bilinen dergilerin (Milliyet Kardeş, Milliyet Çocuk, Bando, vb.) hiçbirine benzemeyi, özellikle onların ticari pazarlama, reklam, promosyon vb. yöntemlerini (bunun zorunlu olduğunu henüz öğrenmemiştik) istemedik ve zaten istesek de bunu becerebilecek bilgiye sahip değildik. Reklam olmayacak, olursa da çocuk kitabı reklamı olacak, dedik. Bir iki yayınevi böylece reklam verdi. Hatta gazete dergi dağıtım bayilerini bile hedeflemedik. Sadece abonelikle gidecektik. İlk sayıyı (Mart 1990) çıkarıp ücretsiz olarak ulaşabildiğimiz herkese gönderdik. Bir anda çok ilgi topladı. Telefon edenler,
mektup yazanlar…

DG: Çocuklara edebiyatı sevdirmeyi kendine amaç edinen Kırmızıfare, daha çok hangi yaş grubuna sesleniyordu?
FE: 7-10 yaş dedik ama içinde yer alan metinlerin, istikrarlı olarak aynı yaş grubunu hedeflemeyi başardığını söyleyemem.

DG: İlk sayılarda dergilerin içinde, dergiden ayrı, farklı renklerde “Yetişkinlere” başlıklı tek yapraklık bir yazı yer alıyor. Örneğin dördüncü sayıda senin bilgisayar ve kitabı karşılaştırdığın “İlle de Kitap” yazın, altıncı sayıda Mustafa Eremektar’ın (Mıstık) “Çocuk Kitabı Çizerliği” yazısı, yedinci sayıda İlhan Gülger’in “Türkiye’de çocuk edebiyatı ve dergilerin okur kitleleri açısından sorunları” yazısı bu yapraklardaki yazılara örnek verilebilir. Dergi çocuklara edebiyatı sevdirirken diğer yandan yetişkinlere de seslenme gereği duymuş. Bu ihtiyaç nereden doğdu?

FE: Bugünden bakınca bunu anlamlandırmak zor gelebilir. Bugün yetişkinlerimizde iyi kötü bir “çocuk edebiyatı bilinci” oluştu. O zaman her şey çok farklıydı. Yetişkinler çocukların kitaplarıyla çok da ilgilenmiyorlardı. Evet, alıyorlardı ve ellerine tutuşturuyorlardı. İçinde ne var, ne yok, çok önemsenmiyordu. “Aman okusun da ne okursa okusun” düzeyi ortalama kabul gören bir yaklaşım düzeyiydi. İşte yetişkinlerin kitaplara ilişkin bir bilincinin oluşması gerektiği düşüncesiyle bunu bilinçli olarak yapmak istedik, çok sürdüremesek de…

DG: Dördüncü sayıda, birinci yılın değerlendirmesi var. Daha önce hiç yayımlanmamış 26 öykü ve şiirin Kırmızıfare’nin sayfalarında yer aldığı belirtiliyor. Ki bu öykü ve şiirlerin bazılarının daha sonra yazar ve şairleri tarafından kitaplarına alındığını biliyoruz. Bunun haricinde bazı yabancı çocuk edebiyatı yazarlarının kimi öykülerinin Türkçeye çevrilip ilk kez Kırmızıfare’de yer aldığını görüyorum. Kırmızıfare çocuk edebiyatı alanında iyi örneklere yer vererek bir nevi kılavuz gemisi gibi ilerliyor. Editöryal olarak dergide yazılacak yazıları nasıl seçiyordunuz? Yazarlara özel yazı siparişi verdiğiniz oluyor muydu?
FE: Kırmızıfare’nin uzun bir aradan sonra, editörlüğünü Keriman Güldiken’in yaptığı ikinci döneminde, konulu metinler arayışına girdik. Mesela bir sayıyı “kış” temasına ayırdık ve derginin içindeki her şeyi kışla ilgili oldu. Yazarları arayıp bu konuya ilişkin öykülerini istedik. Ama daha önceki sayılarda böyle bir lüksümüz yoktu, ki bu bile iki dönem arasında çocuk edebiyatının geldiği yer bakımından ipuçları veriyor. Biraz açayım: 1990-2000 döneminde temel sorun gerçekten iyi öyküler bulmaktı. Çok öykü yollanıyordu ama çocukların asla ilgisini çekmeyecek sıkıcılıkta metinlerdi. Çeviriler burada yardımımıza koşuyordu. Cricket Dergisi’nin yöneticilerinden Marianne Carus ile bir yurtdışı fuarında tanışıp “sizden ilhamla biz de Kırmızıfare’yi çıkarıyoruz,” dediğimde Cricket’teki bazı öyküleri çevirebileceğimizi daha ben sormadan önermişti. Çok az sayıda olsa da bu çeviriler çocuklardan çok, çocuklara yazan yazarlarımıza iyi örnekler olarak katkı sağlamıştır diye umuyorum. Ve evet, birçok yazar için sevdikleri bir dergiye öykü yetiştirme çabası aynı zamanda onları üretmeye ve güzel eserler vermeye de zorlamış oldu. Devamı gelecek sayıda…

KIRMIZIFARE İÇİN NELER SÖYLEDİLER?
Ayla Çınaroğlu (Yazar)
Kırmızıfare Çocuk Dergisi’ni, yazın yaşamımın ilk coşkulu ama ürkek yıllarında, bana ve tüm çocuk yazını gönüllülerine uzatılmış tutunacak sağlam bir dal olarak algıladığımı anımsıyorum. İçsel olarak, sanal bir biçimde de olsa sahiplenmiştim dergiyi; sahiplenmiştik. Keşke öylece de sürebilseydi. Çünkü biz şanslıydık. Günümüzde bu eksikliği sanırım ancak biz, o dönemi yaşamış olanlar hissedebiliyoruz. Bu değerli çabası için sevgili Fatih Erdoğan’a yıllar öncesinden teşekkür borçluyuz.
Süleyman Bulut (Yazar)
Öteden beri, edebiyatın nabzının dergilerde attığı bilinir, söylenir. Bu çocuk edebiyatı için de böyledir. Sorunuz üzerine, Kırmızıfare’nin ciltlerini şöyle bir karıştırdığımda, yazarları, çizerleri, kapak ve sayfa tasarımları, başlık ve punto kullanımlarıyla o nabzın atmaya devam ettiğini gördüm. Kendini “Çocuklar için edebiyat dergisi” olarak tanımlayan Kırmızıfare, bu tanımlamanın hakkını veren bir dergiydi.

Kırmızıfare Çocuklar İçin Edebiyat Dergisi,
Redhouse Yayınevi Sayı 1, Kış 1990
Kırmızıfare dijital arşivi: https://www.mavibulut.com.tr/
kirmizifare-sID84.html

Pan ve Çiçeği (Televizyon Oyunu), Fatih Erdoğan,
Redhouse Yayınevi, İstanbul, 1980

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Doğan Gündüz 1966’da İstanbul’da doğdu. Kitapları: Kaçan Uykuların Peşinden (Can Çocuk, 2013), Sahi Benim Annem Hangisi? (Can Çocuk, 2014), Kayıp Çocuklar Bahçesi (YKY, 2015), Unutma Oyunu (YKY, 2015), Alaturkadan Alafrangaya Zaman Osmanlı’da Mekanik Saatler (Ege Yayınları, 2015), Acayip Bir Hediye (Can Çocuk, 2015), En Sevdiğim Oyuncak (YKY, 2016), Fare Adlı Kedi (Can Çocuk, 2016), Bisküvi Kutusundaki Martı (Can Çocuk, 2016), Denize Mektuplar Atan Çocuk (YKY, 2018), Ailenin En Yaramazı (Can Çocuk, 2018)

1 Comment

  1. Ayla Çınaroğlu 5 Mayıs 2020 at 14:17

    Kutluyorum, çok güzel bir yazı olmuş. Bu konuda dönem yazarlarımızdan gelecek başka güzel yorumlar da olacaktır eminim.
    Gelecek sayıda olmalı,
    sevgiler,
    Ayla

Yorum yaz