İyi Kitap

“Umutlarım, hayallerim, hayatım… Hepsi bitti” mi?

Koşmak İstiyorum romanı, “Hayatım bitti,” cümlesiyle başlıyor; “umutlarım, hayallerim, hayatım… Hepsi bitti,” diyor Jessica…

Yazan: Ceyhan Usanmaz

Eminim siz de fark etmişsinizdir; etrafımızda, koşanların sayısı gün geçtikçe artıyor. Özellikle hafta sonu günlerinde, mesela bir sahil kenarındaysanız, birçok koşucunun yanınızdan farklı hızlarda geçip gittiğine tanıklık etmişsinizdir. Renk renk kıyafetleri ve ayakkabılarıyla, çeşit çeşit aksesuarlarıyla birlikte sağlık açısından sorun yaratabilecek kilolarından kurtulmak için koşanlar, formlarını korumak için koşanlar, boş zamanlarını değerlendirmek üzere koşanlar, zihinlerini boşaltıp stres atmak için koşanlar, biraz ter atmak için koşanlar… Herkesin kendisine göre bir gerekçesi var bu sporu yapmak için. Hatta, Nobel Edebiyat Ödülü için yıllardır favori gösterilen Japon yazar Haruki Murakami’nin Koşmasaydım Yazamazdım isimli bir kitabının olduğunu düşünürsek, ilk başta aklımıza gelmeyecek değişik sebeplerle koşanların da olduğunu söyleyebiliriz! Bir de elbette profesyonel sporcular var; diğer bir deyişle atletler.
Atletler açısından ise koşmanın –yukarıda saydığımız gerekçelerin dışında– çok daha farklı bir anlamı var hiç kuşkusuz. Amatör koşucular, belki hayatlarının belli bir döneminde, günlük programlarının belli bir saatinde koşuyorlar yalnızca ama atletler için koşmak, hayatlarındaki en önemli şeylerden biri… Yediklerini, içtiklerini, uyku saatlerini, gün içinde neler yapacaklarını, kısacası hayatlarını neredeyse tamamen buna göre düzenliyorlar.
Koşmak İstiyorum romanının kahramanı Jessica için de benzer bir durum söz konusu. 16 yaşındaki Jessica bir atlet. Koşmayı seviyor; dahası, koşmak onun için bir varoluş biçimi: “Ben bir atletim. Yaptığım şey koşmak. Ben buyum. Bildiğim, istediğim ve önemsediğim tek şey koşmak. Koşu aşkına kapılmam, üçüncü sınıfta futbol sahası kenarında yapılan bir yarışta olmuştu. İlkbahar çimenlerinin tatlı kokusunu içime çekmek. Otların arasında büyüyen yoncaların üzerinden süzülmek. Bütün oğlanları geçmek. O günden sonra duramadım. Her yerde koştum. Herkesle yarıştım. Yanaklarıma çarpan, saçlarımı savuran rüzgârı seviyordum. Koşarken ruhum uçuyordu. Yaşadığımı hissediyordum.” Geleceğe yönelik planları da hep bu doğrultudadır Jessica’nın; üniversite eğitimini de koşu bursu alarak sürdürmek ve zaferlerine yenilerini eklemek niyetindedir. Ancak, hiç tahmin etmediği bir “sorun”la karşı karşıya geliyor Jessica… Okul otobüsüyle, tam da seçkin atletlerin katılacağı özel bir koşu turnuvasına giderken bir kaza geçiriyorlar. Freni bozuk hurda bir kamyon virajı alamayıp yoldan çıkıyor ve bariyerleri de aşarak Jessica ve takım arkadaşlarının bulunduğu okul otobüsünü yerle bir ediyor. Kaza sonucunda Jessica’nın bir bacağı sıkışıp parçalanıyor, üstelik, tedavi edilemeyecek derecede…
Koşmak İstiyorum romanı, işte bu yüzden “Hayatım bitti,” cümlesiyle başlıyor; “umutlarım, hayallerim, hayatım… Hepsi bitti,” diyor Jessica. Bir bacağını diz altından kaybetmiştir, bir daha asla koşamayacağını düşünmektedir çünkü: “Benim için koşmak her zaman yemek yemek ya da nefes almak gibiydi, hep yaptığım bir şeydi ve koşmadığım zaman kendimi berbat hissediyordum.” Birkaç gün önce 400 metreyi 55 saniyede koşarken; “engeli” sebebiyle artık beş metre ilerlemek bile beş dakikasını almaktadır… Ama “zafer” kazanmaya alışmış genç ve azimli bir atlet, gerçekten de hemen her şeyden vaz mı geçer?
Nitekim, hastaneden eve gelen Jessica, bir gün, evdeki merdivenleri tek başına tırmanmayı başararak o ilk adımı atar. Gerisi çorap söküğü gibi gelecektir. Ailesinin, öğretmenlerinin ve arkadaşlarının (özellikle de Fiona, Rosa ve Gavin’in) yardımıyla Jessica, başka bir zaferin peşine düşmekte gecikmeyecektir… Hatta, edindiği farkındalıkla, başkalarının hayatlarında da değişimler yaratmak üzere harekete geçer. Yeni bir “çıkış çizgisi”ndedir artık… (Romanın, sırasıyla şu bölüm başlıklarına sahip olduğunun altını da özellikle çizelim: “Varış Çizgisi”, “Rüzgâra Karşı”, “Düz Koşu”, “Engelleri Aşmak”, “Çıkış Çizgisi”.)
Wendelin Van Draanen’in kaleme aldığı Koşmak İstiyorum, yalnızca Jessica’nın hikâyesi değil, yalnızca koşuyla ilgili bir roman da değil. Genel olarak, bir inanç ve kararlılık hikâyesi aslında. (Jessica’nın koçunun dediği gibi, “Hayat başımıza gelenler değil, başımıza gelenlerden sonra bizim yaptıklarımızdır,” ne de olsa.) Böylesi hikâyeleri, üstelik gerçekten yaşanmış olaylara da dayanan hikâyeleri daha önce de okuduk ve izledik ama bir yenisini daha okurken ya da izlerken hiçbir zaman “sıkılmıyoruz.” Verdikleri umuda ihtiyacımız olduğundan sanırım, benzer hikâyeleri tekrar tekrar okumak ve izlemek insana çok iyi geliyor.
Wendelin Van Draanen’in, eşiyle birlikte, çocukları okumaya ve koşmaya teşvik etmek ve okul kütüphanelerine fon sağlamak amacıyla “Okuma ve Egzersiz Hakkı” (Exercise the Right to Read) adı altında Amerika Birleşik Devletleri çapında başlatılan bir kampanyanın mimarlarından olduğunu da söyleyelim. Yazarın işte bu kampanya kapsamında katıldığı ilk maratonda koşan engellileri görmesi, elimizdeki Koşmak İstiyorum romanı için de büyük ölçüde ilham kaynağı olmuş zaten. Eminim Jessica’nın hikâyesi de birçok kişi için ilham kaynağı olmuştur/olacaktır…

Koşmak İstiyorum Wendelin Van Draanen Türkçeleştiren: Aslı Anar Beyaz Balina Yayınları, 408 sayfa

Koşmak İstiyorum
Wendelin Van Draanen
Türkçeleştiren: Aslı Anar
Beyaz Balina Yayınları, 408 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1980 Bursa doğumlu. Yayın hayatı sona erene kadar, yaklaşık dokuz yıl, aylık kitap ve eleştiri dergisi Virgül’ü çıkaran ekibin içinde yer aldı. Kanat Kitap'ın kuruluşundan itibaren editörlerinden biri olarak çalıştı. Çeşitli yayınevlerinde serbest editörlük yaptı. Şu sıralar, Açık Radyo'daki haftalık programlarına devam ediyor ve güncel edebiyat dergisi SabitFikir’in genel yayın yönetmenliğini sürdürüyor.

Yorum yaz