İyi Kitap

Umut ve hayal herkese lazım

Gülsevin Kıral’ın ekmek kavgasının herkes için zor olduğunu gösteren nesnel tutumu, okura zor meseleleri daha önce dikkate almadıkları ayrıntılar eşliğinde tartışma imkânı veriyor.

Yazan: Karin Karakaşlı

Göç ve sürgün, sadece doğdukları topraklardan zorla ayrılmak zorunda kalanları değil, bütün dünyayı ilgilendirir. Çünkü göç dalgaları sığınılan yeni topraklarda, kurulmaya çalışılan yeni hayatlarda büyür, yayılır. İnsanlıktan nasibini almışlarımız için buradan çıkarılacak ders; bir anda evsiz, ülkesiz kalmanın aslında hepimizin başına gelebilecek ortak bir felaket olduğudur. Gel gelelim, kimileri de işin kolayına kaçarak önyargı sarmalında hor görülecek yeni birilerini bulmak olarak yorumlar bu hayat dersini.
Dedektiflik öyküleriyle sevilen, ödüllü yazar Gülsevin Kıral, Umut Sokağı Çocukları’nda kalemini bu kez Suriyeli sığınmacılara yönelterek, sürgünün hepimizi ilgilendiren sınavını ele alıyor. “Barışa, umutla” ithafı eşliğinde, Türkiyeli ve Suriyeli çocukların, ailelerinin endişe ve özlemlerini, hayal ve gerçeklerini akıcı bir kurgu ve sade bir dille aktaran yazar, aynı mahallede yolları kesişen insanları adeta evimize konuk ediyor.

Farklı sesler eşliğinde
Her bölümde başka bir anlatıcının söz aldığı dinamik kurgu, okurun aynı olayı farklı açılardan görmesine olanak tanıyor. Arkadaşları Yusuf ve Selo’yla mahalledeki otelin arkasındaki boş arsada top koşturan Ali, Ali’nin üniversite öğrencisi ablası İnci, İnci’nin sosyal medya üzerinden yazıştığı ve Suriyeli sığınmacılarla ilgili bir makale yazmak üzere mahalleye gelen yabancı gazeteci Danny, aynı oteldeki bir göz odada yaşayan Havva, kardeşi Hasan, çocuklarıyla birlikte bir ara dilenmek zorunda kalan anneleri ve iş bulmak umuduyla oradan oraya koşturan babaları Mahmut, mahallenin Kürt sakinleri Berivan ve kızı Rojda ile Berivan’ın haber alamadığı için hayatından endişe duyduğu savaş bölgesinde yaşayan kızkardeşi Eje, işsiz babasına destek çıkmak için lokantada çalışan Murat; tek tek sahne alıp, adeta yap-bozun parçalarını tamamlarken, romanın sevimli karakteri köpek Karabaş da dile gelerek toplayıcılardan kaçma, yiyecek bulma ve iyi insan arama üzerine kurulu günlük hayatıyla gönüllere taht kuruyor.

Bir resmin gösterdiği
Tanımadıkları, dilini bilmedikleri bir yerde, küçücük bir otel odasında mahsur kalan Havva ve Hasan’ın yalnızlığı, okura bir başka dokunuyor. Havva ve Hasan’ın tek eğlencesi, divanın arkasındaki duvara gizlice resim yapmak. Hasan evlerini bombalamadan sonraki hâliyle çiziyor unutmamak için, Havva ise o eski, önünde bahçe olan zamanını, hep hatırlamak için. Resmetmenin anlamına dair dedikleri, aslında darmadağın olan hayatında bir anlam bulmanın diğer adı. “Bir keresinde babam resim yapalım diye bize kâğıt getirmişti, ama duvara çizmek daha güzel oluyor. Kâğıda çizdiğim resim buruştu, üstüne çay damladı, değişti. Oysa duvara çizdiğin resim ilk yaptığın gibi kalıyor. Ben, hiçbir şey değişmesin, her şey aynı kalsın istiyorum.”
Her şeyin bir anda tepetaklak olabildiği bir düzende, değişmeden kalan tek şey sevgi ve dayanışmanın gücü. İnsanlar arası doğrudan temasla kırılamayacak tek bir önyargı olmadığını, bahsi geçen karakterlerin yolu birbiriyle kesişip iletişime geçtiklerinde bir kez daha görüyoruz. İletişim için ille de dil şart değil. Hasan, takımın zor bir anında mahalledeki ekibe dâhil olup “Çakallar” tayfasına karşı gollerini atarak kuruyor iletişimi. Günlerdir çaresizce iş arayan Suriyeli baba Mahmut, Berivan’ın çeviri yardımı ve işaret diliyle anlaşarak, Murat’ın çalıştığı lokantada bulaşıkçılığa talip oluyor. Sığınmacıları kira için sıkıştıran, mahallenin çocuklarına top oynatmayan, gazeteci Danny’yi ise yabancı turist olduğu için abartılı bir ilgiliyle karşılayan acımasız otel sahibi ise dilini bilen bilmeyen bütün karakterlerin kötülüğünü fark ettikleri fazlaca tanıdık bir tipleme.

Zor konulara çoklu bakış
Murat’ın kafası sığınmacılar konusunda karışık. Bir yanda onların daha ucuza çalışmasını gerekçe göstererek işine son verdikleri babasının öfkesi diğer yanda kendi gözüyle gördükleri… Gülsevin Kıral’ın ekmek kavgasının herkes için zor olduğunu gösteren nesnel tutumu, okura zor meseleleri daha önce dikkate almadıkları ayrıntılar eşliğinde tartışma imkânı veriyor. Mizah ve ilk aşk heyecanının da eksik olmadığı romanda, İnci ile Danny ve Ali ile Rojda’nın tatlı heyecanlarına tanıklık ediyoruz. Sadi Güran’ın özgün çizimleri de karakterleri gözümüzde canlandırmamıza katkı sağlıyor.
Zor bir toplumsal sorunu, çocukların gözüne ve diline ağırlık vererek işleyen deneyimli yazar Gülsevin Kıral’ın, 2008’de Günışığı Kitaplığı’nda Berber Pire Tellal Deve adıyla kitaplaşan, Evvel Zaman İçinde ve Ablamı Nereye Kaçırdılar adıyla yayımlanan (2006) dosyalarıyla ödüller kazandı. Posta Kutumdan Sihir Çıktı (2006) adlı kitabının ardından, polisiye lezzetli “Gizli Silahın Formülü Hangi Zarfta?” ve “Ağaçlar Yemek Yapar mı?” adlı çocuk öyküleri, Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği’nin (ÇGYD) 2006 Sulhi Dölek Ödülü’ne değer görüldü. Kıral’ın bu ödüllü öyküleri daha sonra, Günışığı Kitaplığı tarafından Gizli Formül Hangi Zarfta! adıyla tek kitapta toplandı. Yazarın, İstanbul’un mimari anıtlarının başrolde romanları İstanbul’u Çalıyorlar! ve Çalınan Kent de “Ömer Hepçözer Dedektiflik Bürosu” adı altında dizileşti.
Gülsevin Kıral, Umut Sokağı Çocukları’nda dünyadaki zulüm ve kötülüğe direnmek için umut ve hayal etmenin hepimiz için nasıl da elzem olduğunu hatırlatıyor. Ve elbette sevmenin… Ne de olsa, sevince her şey başa çıkılır hâle geliyor.

Umut Sokağı Çocukları Gülsevin Kıral Resimleyen: Sadi Güran Günışığı Kitaplığı, 140 sayfa

Umut Sokağı Çocukları
Gülsevin Kıral
Resimleyen: Sadi Güran
Günışığı Kitaplığı, 140 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz