Çaylak Rann şimdi, eve getiriyor geceyi (*) – İyi Kitap
İyi Kitap

Bülbül Korusu’nun Gizemi, yazar Lucy Strange’in ilk romanı. Eski bir İngilizce öğretmeni, aktris ve şarkıcı olan yazar, kendini hikâye anlatıcısı olarak tanımlıyor.

Yazan: Alev Karakartal

1919 yazı. 1. Dünya Savaşı henüz bitmiş. Teşhisi konulamamış bir hastalıktan mustarip anne, “her şey yolundaymış” gibi davranmakta son derece başarısız baba, bebek Piglet, yaşı itibarıyla haksızlık sayılabilecek sorumluluklarla boğuşan Henry ve “lekesiz beyaz önlüğü, kusursuz topuz yaptığı sarı saçlarıyla tam bir sabır abidesi” Jane Dadı, Londra kırsalında, yeni taşındıkları tuhaf evleri Umut Evi’nin önünde, hep birlikte dururlar.
Perde, hepsi yan yana dizilip yeni eve bakarken açılır. Bazı yerleri neredeyse dökülen, büyük, eski evin hafifçe kabarmış duvarları, yosun bağlamış, kiremit kaplı dik bir çatısı vardır ve kapının yukarısında büyük harflerle adı yazar: UMUT EVİ. “Bu, yeni bir başlangıç, dedi babam. Annem bir şey demedi. Sadece gözlerini önce yeni, tuhaf evimize dikti, sonra da babama. Hadi, Piglet, diye fısıldadım bebeğe. Gel biz etrafa bakalım”.
Henry (ya da gerçek adıyla Henrietta), Umut Evi’nde ilk şokunu, yerleşme fırsatı bile bulamadan yurtdışında bir iş bulup annesi, bebek kardeşi ve dadılarıyla birlikte onları bir başına bırakan babasının gidişiyle yaşar. Abisi Robert’in ani ölümü yüzünden derin bir depresyona giren annesi, tedavisini üstlenen Dr. Hardy’nin hiç de emin olmayan ellerinde yavaş yavaş karanlığa gömülürken, Henry tanıdık kitapların bildik satırlarına sığınır. Umut Evi’nin hemen ardındaki Bülbül Korusu’nda yaşayan, kasabanın çocuklarının cadı olarak görüp korktuğu Moth (Güve) adlı kadınla tanışmaları sayesinde Henry’nin tecrit edilmiş, yalnız dünyasında umulmadık bir ışık yanacak, küçük kız parçalanmış ailesini yeniden birleştirmek için verdiği mücadelesinde tuhaf ama etkileyici bir “suç ortağı” bulacaktır.
Hep Kitap’tan çıkan Bülbül Korusu’nun Gizemi, yazar Lucy Strange’in ilk romanı. Eski bir İngilizce öğretmeni, aktris ve şarkıcı olan yazar, kendini hikâye anlatıcısı olarak tanımlıyor. Biyografisinden Londra’dan taşındığı Dubai’de yazdığı bloglarıyla ünlü olduğunu, 2014’de Montegrappa Birinci Kurmaca Yarışması’nda ikincilik ödülüne layık görüldüğünü öğreniyoruz. Hakkında daha fazla bilgiye ulaşmak zor ama ihtimal, genç bir insan ve edebiyat dünyasına yeni adım atmış bir yazar olmasının da etkisiyle, bir çocuk kitabı için hacimli sayılabilecek eserin sayfalarında Stange’in dil ve zihin dünyasına ilişkin enteresan ipuçlarını yakalamak, bibliyografisine ulaşmak kadar zor olmuyor.
Kadın meselesine bakışında misal. Başta hikâyenin kahramanı ve anlatıcısı; zeki ve güçlü kız çocuğu Henrietta; ormanda tek başına yaşama cesareti gösteren ve Henry’nin hayatı anlamlandırmasına, derdini aşmasına yardımcı olan Moth; bunu oldukça tuhaf bir şekilde yapsa da evi, hasta anneyi, çocukları ve diğer her şeyi çekip çeviren Dadı Jane olmak üzere kadınlar ve mücadeleleri üzerine kurulu bir öykü Bülbül Korusu’nun Gizemi. Erkek figürler ya “kötü adam” ya da “araçsal” niyetle kullanılmış. Ancak belki toplumsal cinsiyet eşitsizliği konusunda eksik okuma yaptığı veyahut henüz kavramı tutarlı biçimde kafasında oturtamamasından olsa gerek, “Güzel kadınları kurtarırken bütün kahramanlar böyle mi hissediyordu?” gibi cümlelere ya da “evin erkeği” konusundaki şu diyaloglara maruz kalmaktan kurtulamıyoruz:
-Ama ben bir oğlan değilim, değil mi?
-Hayır. Ama bu, evin erkeği olmaman için bir neden değil, Hen. Birisinin olması gerek.
Tıpkı, annenin derin depresyonu ve yas duygusunun “kadın nevrozu” tanısıyla tedaviye kalkışılmasına dair ironik bir tavır alamayışında ya da bir mektubun üzerindeki zarif ve kadınsı bir elle yazılan adrese dikkat çekerken olduğu gibi.
Yazarın kafa karışıklığına “ilk kitap acemiliği” de eklenince, işler biraz daha çetrefilleşiyor. Henry evden çıkarken karanlık basmışken, ormanda epey yol aldıktan sonra güneşin son ışıklarını göndermesi, arkası dönük “cadı”nın gözlerinde yanan ateşin küçük kızı korkutması, her şeyin nedensizce “aniden” oluşu, akıllı ve sadık Jane Dadı’nın buz gibi bakışları, ilk kez gördükleri Doktor Hardy’ye aşırı ve anlamsız görünen güveni benzeri tuhaflıklar, keşke daha özenli bir editörle çalışsaymış duygusu yaratmaktan başka bir şeye yaramıyor. Akıl hastanesinin ve hastaneden kaçış sahnesinin vasat Hollywood filmlerindeki sahnelerden ödünç alınması, başta “kötü” resmedilen karakterlerin romanın sonunda “iyilerden” olduğunu anlaşılması, Henry’ye yardım eden ağabeyin hayaletinin, her şey yoluna girdikten sonra veda edişi de öyle.
Ancak bütün bunlar, hikâyenin sürükleyiciliğini ve okurun merak ve heyecanla çözülmesini izlediği gizemi, ilginç biçimde beklendiği kadar zedelemiyor. Çocuk/ergen edebiyatının önemli ve önerilesi yapıtlarına sık sık gönderme yapması da hakkaniyet açısından not edilmeyi hak ediyor. Define Adası, Peter Pan, Küçük Deniz Kızı, Alice Harikalar Diyarında, Ay Filosu, Gizli Bahçe, Orman Kitabı, Demiryolu Çocukları ve daha pek çok çocuk edebiyatı klasiğinin yanı sıra Jane Austen’den Aşk ve Gurur, John Keats’den Parlak Yıldız ve Bülbüle Övgü ve Sherlock Holmes öykülerinin adeta resmigeçit yaptığı hikâye, hedef kitlesi olan 10 yaş üzeri çocukların bu kitapları ve yazarları da merak edip okumasını sağlarsa, ne âlâ.
Kayıp, keder, yas ve suçluluk duygusunun yanı sıra hayal gücünün onarıcı etkisi, düşmek ve yeniden kalkmak, korkuların üzerine gitmek temalarını dilediği kadar güçlü işleyememiş olsa da yazarın dediği gibi; “Tendeki yaralar yalnızca hikâyenin başlangıcını anlatır. Hiç kimsenin görmediği yaralardan bahsetmek çok daha zor.” Belki ikinci kitaba…
(*) Orman Kitabı, Rudyard Kipling

 

 

 

Bülbül Korusu’nun Gizemi
Lucy Strange
Türkçeleştiren: Bilge N. Zileli Alkım
Hep Kitap, 328 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

Yazar Hakkında

Alev Karakartal Gazeteci. İstanbul’da doğdu, yaşıyor. 8 kardeşin en büyüğü. Kedileri, kitapları, ağaçları, yıldızları ve trenleri seviyor. Bir sonraki yaşamında, bir Rönesans bilim/sanat/teknoloji/mühendislik/mimarlık vb. insanı olmayı umuyor…

Yorum yaz