İyi Kitap

En saf hâliyle aşkın, en onulmaz yanıyla hicranın çocuk dünyasındaki karşılığı nedir, merak edenler için güzel bir eser Uçuk Kaçık Loretta.

Yazan: Deniz Poyraz

Uçuk Kaçık Loretta, günümüzün sevilen çocuk ve gençlik edebiyatçılarından biri olan Avusturyalı yazar Christine Nöstlinger’in kitabı. Yazarın çocuk edebiyatına getirdiği eleştirel-sosyal tutum ve “anti-terbiyeci” bakış açısı, Nemesis Kitap etiketiyle raflarda yerini alan bu romanda da etkisini hissettiriyor. Orta hâlli aile çocuklarının gündelik yaşamlarının ele alındığı kitabı Ecem Mahiroğlu çevirisiyle okuyoruz.
Roman dümdüz, dar, her iki tarafında ağaçlar barındıran bir sokakta, minik ön bahçesi olan müstakil evlerde ve evlerin arkasındaki çok daha küçük bahçelerde geçiyor. Beyaz kirecin, koyu gri eğimli çatıların ayırdığı bu evleri farklı kılan tek şey belki de kapı numaraları! Bir şeyler alabileceğiniz bir dükkân yok. Lokanta, gazete bayisi, çocuk parkları ve taşıtlar için garaj bile yok. Bunun dışında, kendilerinden küçük olan kimseyle konuşmayan, kibirli, on altı-on yedi yaşlarında aptal ergenlerden oluşan, selamsız sabahsız bir grup var. Eğitim takıntılı, her şeyin en iyisini kendilerinin hak ettiğini düşünen ve çocuklarından da daha iyisini bekleyen orta sınıf ailelerin mahallesi. Yazılı olmayan ama katı kuralların yönettiği tekdüze yaşamların “faunası” bura… Fazladan tek bir kalorinin bile hesabını tutan sağlık-sıhhat takıntılı ama çocuklarını anlamaktan fersah fersah uzak ebeveynlerin küçük, muhafazakâr dünyası. Uçuk Kaçık Loretta, başkahramanımız Kel Kafa ile sevgili dostları Kene, Kıvırcık ve Dişlek’in gündelik rutinlerini baştan ayağa değiştirecek olan Loretta’nın hikâyesi.
Loretta… Uçuk kaçık, aşırı, havaî… Tespih boncuğu gibi yan yana dizili banliyö evlerinin arasında rengârenk boyalı panayır çadırı o. Sakin sükût yaşamların ortasında ansızın filizlenen yaban çiçeği, ayrıkotu. Mahalledeki çocukların tertip-düzen hastası ailelerini ifrit eden, ayaktakımı üyesi bir ailenin kızı. Hikâyesi de üstüne giydiği tuhaf giysiler kadar acayip. Viyana yakınlarında küçük bir köyde; eski, ucuz ve çarpık bir çiftlik evinde yaşamış uzun süre. Ailesi bir nevi antikacı olduğundan, evlerinde eski malları depolayacakları bir ahırları varmış. Fakat köylük yerde öğretmenler nitelikli değilmiş. Ayrıca okul arkadaşları ona çok kötü davranmışlar. Ailesinin bitpazarında eski eşya sattığını öğrenince onu çingene, göçebe veya hippi olarak adlandırmışlar. Isınmak nedir bilmeyen o köhne çiftlik evi fazla nemli ve yaşlı olduğu için, Loretta sık sık hastalanıyormuş ayrıca. Çiftlik evinin sahibi günde üç kere kapıya dayanıp kira sorar olunca da bir gece vakti otobüse atlayıp kaçmışlar köyden. Bu sefer de bir akrabalarının yanına yerleşmişler. Fakat burada da tutunamamışlar, enişteleri korkunç bir şekilde kabalaşarak onlara ait ne varsa; giysiler, ayakkabılar, posterler, teller, radyo, battaniyeler, kitaplar, CD’ler, hepsini kapının önüne koymuş. Bundan sonra kış günü ıssız göletin kıyısında kamp çadırlarında mı kalmamışlar, eski arkadaşlarının yıkık dökük kulübelerine mi taşınmamışlar… Nihayet babasına büyük teyzesinden bir ev ve bir miktar para miras kalmış da azıcık bellerini doğrultmuşlar. O ev de işte, Kel Kafa ve arkadaşlarına komşu olacağı ve böylece birçok hayata dokunacağı evmiş.
Kimse âşık olacağı kişiyi seçemez. Böyle şeyler siz ister kabul edin ister etmeyin, bir anda başınıza gelir. Eğer kader sizi âşık ettiyse, buna karşı çaresizsinizdir, engel olmak için yapabileceğiniz bir şey kalmamıştır artık. Yine de yakınlarınızda oturan birine, bir komşu kızına âşık olduysanız şanslı sayılırsınız. Çünkü o her zaman bitişiğinizdeki evde oturuyor olacaktır ve özlem duymak zorunda kalmayacaksınızdır… Peki ya aşk acısı denen şeyle başa çıkılır mı? “Bir acıya komşu” Kel Kafa, aklı bir karış havada komşu kızının peşi sıra memleketi bir uçtan öbür uca dolaşır mı bu genç yaşta, okudukça göreceğiz.
Öte yandan, gerek sayfa tasarımı gerek dilin açık ve anlaşılır oluşu, romanın bir çırpıda okunmasına yardımcı oluyor. Kurgunun roman kahramanlarının iç dünyası kadar karmaşık olmaması da ortalama hacimde bir kitaptan bekleyeceğimiz niteliklerden birini böylece karşılamış oluyor. Romana tek tük ama yerli yerinde serpiştirilmiş abartısız vinyetler, imgeleri görsel olarak canlandırmamızı sağlarken metnin ifade gücüne de katkıda bulunuyor. Özellikle hem kapak tasarımında hem de romanın iç sayfalarında kullanılan sıra sıra dizili ev çizimleri oldukça sempatik, romanın ruhuyla bütünleşiyor. Özellikle sonlara doğru göze çarpan ve redaksiyonda gözden kaçmış olduğunu düşündüren birkaç ufak tefek hatayı saymazsak, kitap fiziksel olarak da göze hoş geliyor.
Ne diyordu Vladimir Nabokov, yirminci yüzyılın en büyük romanları arasında sayılabilecek o kitabın girişinde: “Sabahları ayağında çorabının teki, bir elli boyu ile Lo idi, sadece Lo. Ayağında bol gündelik pantolonu ile Lola.” Şöyle tamamlayalım biz de: “Omzuna kadar inen salkım saçak kahverengi saçları, küçücük burnu, büyük gözleri, kepçe kulakları ve uzun boynu ile Loretta!” Nöstlinger’in Loretta’sı, hem isminin fonetiğiyle hem giyim kuşamındaki sallapatilikle, ayrıca yaşına göre iri ve orantısız vücut ölçüleriyle Nabokov’un Lolita’sını andırıyor.
En saf hâliyle aşkın, en onulmaz yanıyla hicranın çocuk dünyasındaki karşılığı nedir, merak edenler için güzel bir eser Uçuk Kaçık Loretta. Hem genç okurlar hem yetişkinler için.
* Jehan Barbur

 

 

 

Uçuk Kaçık Loretta
Chiristine Nöstlinger
Resimleyen: Trixi Schneefuss
Türkçeleştiren: Ecem Mahiroğlu
Nemesis Kitap, 96 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

Yazar Hakkında

1991 yılında Lüleburgaz’da doğdu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü mezunu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Çağdaş Yayıncılık ve Yayıncılık Yönetimi alanında yüksek lisans yapıyor. Edebiyat ve güzel sanatlar alanlarında yazdığı eleştiri, makale ve röportaj türündeki çalışmalar Ayrıntı, Duvar, Evrensel Kültür gibi dergilerde, BirGün gazetesinde ve kitap ekinde, ayrıca Bianet gibi çeşitli internet sitelerinde yayımlandı.

Yorum yaz