İyi Kitap

Ateşli bir pasifistin bir savaş kahramanına dönüşmesini konu eden gençlik romanı, sorumluluk, vicdan ve saf tutma kavramlarını çok yönlü sorgulatan gerçek bir hikâyeye dayanıyor.

Yazan: Suzan Geridönmez

Michael Morpurgo, yüzü aşkın çocuk ve gençlik kitabıyla kendinden çokça söz ettiren, birçok saygın ödülün sahibi 1943 doğumlu, İngiliz bir yazar. Türkiyeli okurun Savaş Atı, Balinalar Geldiğinde, Aya Kulak Ver gibi gençlik romanlarından tanıdığı Morpurgo, yetişkinler için opera ve senaryo da yazıyor. Ancak öğretmenlikten gelen yazarın üretiminin odağında çocuk ve gençler yer alıyor. Okuldaki işini bıraktıktan sonra eşiyle birlikte, genç kuşakların doğa ve hayvanlarla bağlarını güçlendirmek amacıyla, şehir çocukları için üç çiftlik kuran Morpurgo’nun eserlerinde, özellikle sinematografik anlatım ve savaş temasının kapladığı alan dikkat çekiyor. Birincisi, birçok kitabının sinemaya ve tiyatroya uyarlanmasında rol oynarken, ikincisi Morpurgo’nun İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarında doğmuş ve savaşın etkilerinin tüm gençliğini belirlemiş olmasıyla yakından bağlantılı. Arzu Altınanıt’ın çevirisiyle Türkçeye kazandırılan son romanı Kurdun Ağzında’nın yine savaş yıllarında geçmesi bu açıdan şaşırtıcı değil. İlgi çekici olan Morpurgo’nun okurlarının karşısına bu kez gerçek bir hikâye ile çıkması ve kendi dayıları olan Pieter ve Francis’in sıra dışı hayatlarını konu etmesi.

Francis’in 90. doğum günüyle başlayan roman, yaşlı adamın, onuruna verilen partinin ardından, o gün kutlamaya katılmayan yakınlarını hatırlamasıyla, bir anılar geçidi şeklinde kurgulanmış. Francis’in aklı önce entelektüel babasına, ardından kardeşi Pieter’e, derken eşi Nan’e gidiyor. Onları, kimi hayatının yönünü değiştiren kimi hayatını kurtaran dostları izliyor. Ama zihninde canlanan hikâyeler öyle birbirine dolanmış ki anılar da iç içe geçiyor. Karşımıza çıkan bütün, Francis’in olağandışı yaşam öyküsünü yansıtıyor. Kardeşi Pieter’i kıskanan, evde ona ağabeylik yaparken okulda zorbalara hedef olmasını engellemeyen bir çocuk o. Babanın yazdığı şiirlere gıpta ederken savaş karşıtı bir gence evriliyor. Kardeşi, Kraliyet Hava Kuvvetleri’ne katılırken, Francis savaştan uzak durmayı seçiyor. Ama gelişmeler, askere gitmeyi ret ettiği için çalışmaya gönderildiği çiftlikte tanıştığı karısıyla sakin bir hayat sürmesine izin vermiyor. Orada, barış yanlısı arkadaşlar arasındayken bile konuşulan tek konu savaş ve Hitler’in zaferleri oluyor. Pieter’in ölüm haberini alınca Francis’in pasifist düşleri derin yara alıyor. Başta, inandığı ilkeleri sorguladığını kendine bile itiraf edemeyen adam, komşu çiftliğin bombalanması ve orada bulunan köylülerin öldürülmesi üzerine artık saf tutmaktan daha fazla kaçınamayacağını anlıyor. Karısının desteği ve eski bir arkadaşının yönlendirmesiyle ajan olarak eğitilip direnişçilere destek vermek üzere Fransa’ya gönderiliyor. Burada, savaş sırasında Fransa dışında diğer bütün telsiz operatörlerinden daha fazla gizli mesaj gönderen Auguste, ülkenin güneyinde önemli bir direniş hareketi başlatan Paul ve Nazilere karşı mücadele eden Yahudi bir ailenin kızı Christine ile birlikte büyük bir direniş örgütü kuruyor…

Francis, o dönem yürüttüğü mücadeleyi, “düşmanı bozguna uğratmak, yok etmek, öldürmek…” olarak tanımlıyor. Ama “yaşanmamış onca hayata, çekilen onca acıya değip değmediğini” düşünmeden de edemiyor. Yanıtı arkadaşı Auguste’e bırakıyor: “Kazanmak, Fransa’nın özgürlüğünü elde etmek için onlar kadar acımasız ve kurnaz olmak zorundayız.” Barroux’un savaş atmosferini duyumsatan eşsiz çizimleriyle tamamlanan eser, Francis ve arkadaşlarının tam da öyle ve hep “düşmanın bir adım önünde” olduklarını anlatıyor. Kaçarken vurulan Paul’ün, savaştan sonra kızı ve karısının toplama kampından sağ kurtulduğunu öğrenen Auguste’nin ve Francis’i kurşuna dizilmekten son anda kurtaran Christine’nin cesaret destanı olarak okunabilen romanın sonunda yer alan biyografi ve fotoğraflar da yazarın “kahramanlarıyla” ne kadar gurur duyduğunu ortaya koyuyor. Ancak belli ki asıl derdi, kimi tarihsel süreç ya da kişisel dönemeçte, “ya çözümün bir parçasısın ya sorunun” ikileminin her türlü teorik ilkeden daha gerçek olduğunu hissettirmek. Zeki kurgulanan içeriğiyle iz bırakan kitap, “biraz iki büklüm” gibi zihinde canlandırılamayan ifadeler ve gözden kaçan kimi tashihler sayılmazsa özenli tasarımı ve nitelikli baskısı ile de göz dolduruyor.

 

 

 

Kurdun Ağzında
Michael Morpurgo
Resimleyen: Barroux
Türkçeleştiren: Arzu Altınanıt
Çınar Yayınları, 164 sayfa

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1966’da Almanya’da doğdu. Öğrenimini İstanbul Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde sürdürdü. Avusturya’da çağdaş kütüphanecilik eğitimi aldı. Geçmişte bir yayınevinde uluslararası ilişkiler sorumlusu olarak çalışan Geridönmez’in çoğu çocuk ve gençlik edebiyatı alanına giren 20’ye yakın kitap çevirisi bulunmaktadır. 2014’de Tarabya Çeviri Teşvik Ödülü’ne layık görülen Geridönmez çocuk ve gençler için hikaye ve roman yazıyor.

Yorum yaz