İyi Kitap

“Ormanda yürüyorum. Yalnız başıma olduğum için hayal gücümle konuşuyorum.
Neyse ki o hep yanı başımda.”

Yazan: Sanem Erdem

Hani fantastik edebiyat, kaçış edebiyatı diye küçümsenir ya bazen… Hayal dünyasına kaçmak istemenin neden kötü bir şey olduğunu anlayamam. Çocukların çizgi roman okumasına karşı çıkanlar olur bazen, küçükken gizli gizli çizgi roman okuduklarını anlatanlardan duyarım bunu. Hatta bazı yetişkinlerin edebiyat okumayı vakit kaybı olarak gördüğünü, bunun yerine kurmaca olmayan, bilgi verme amaçlı kitaplar okumayı tercih ettiklerini duyduğum da olmuştur. Oysa iyi kurgulanmış bir kitap insana ayna tutabilir, okuduğu kurgulara kendini koyup “ben olsam ne yapardım” diye sormasına veya bir karakterle özdeşleşip “benim gibi başkaları da varmış” diye düşünüp rahatlamasına ve birçok meseleyle, özellikle de kendisiyle yüzleşmesine yardımcı olabilir.

Yukarıdaki iç döküşe Olivier de Solminihac’ın Hayalden Kaleler isimli kitabı neden oldu. Arka kapak yazısında da belirtildiği gibi “… çocukların kalelere sığmayan uçsuz bucaksız ve bir o kadar eğlenceli hayal dünyasına saygı duruşu niteliğinde bir kitap” bu. Babasının öfkesine ilk kez şahit olan bir çocuğun, bu sorunla başa çıkmak için hayal dünyasından nasıl destek aldığını anlattığı kitap, bir yandan da bu öfkenin nedenlerine dair ipuçlarıyla küçük ve büyük tüm okurlara rehber işlevi görüyor.

İsimsiz kahramanımız, yanlarında Jonathan isimli arkadaşı da olmak üzere ailecek tatil yapmak için yola çıkarlar. Ancak bayram trafiği haberlerinden aşina olduğumuz sonu gelmeyen araç kuyrukları, anlatıcımızın ifadesiyle “metal pullu dev bir yılan” hâlini almıştır ve direksiyon başındaki babasının sabrı tükenmek üzeredir. Üstelik deniz kenarındaki tatil yerlerine bir an önce varmak için hiç mola vermediklerinden, giderilmeyen ihtiyaçlar yüzünden bu yol çocuklar için de çok sıkıntılı geçmektedir. Babanın sıkıntısıyla çocukların sıkıntısı arasındaki gergin mücadele sonucunda babanın sabrı taşar ve korkuya kapılan anlatıcı sıkıntısını iç dünyasına yöneltirken, arkadaşı Jonathan da sıkıntısını koltuğuna, yani dışarıya bırakır.

Babanın öfkesi Jonathan’ın idrar torbasında baskı yaratmıştır sadece. Anlatıcı, babası onları plajda bırakıp giderse diye endişelenip kumdan bir şato yaparken, Jonathan babanın her şeye rağmen bir insan olduğunu ve insanların çocuklarını bırakıp gidecek kadar acımasız olamayacakları inancını savunur. Belki öfkeli baba kendi babası olmadığı için, belki de benzer bir olayla kendisi daha önce karşılaşıp bunu atlattığı için Jonathan objektif bir yorum yapabilmiştir.

Bruno Bettleheim, masalların, yani hayal gücünün çocuk psikoloji üzerindeki olumlu etkilerini ele aldığı Uses of Enchantment kitabında, her yönüyle iyi ve kusursuz olarak gördüğü anne veya babanın öfkeye kapılmasına anlam vermek için çocuğun hayal gücüne sığınarak, öfkeli ebeveynini kılık değiştirmiş bir canavar olarak gördüğünden bahseder. Buna göre çocuk, kendisini azarlayan annesini kötü kalpli üvey anne figürüne dönüştürerek gerçek annenin iyiliğine zarar vermeksizin, farklı bir insan olarak gördüğü bu kötü kalpli “üvey anne”ye öfkelenme imkânı bulur ve böylece kendisini zorlayan çelişkili duyguları idare etmeyi öğrenir.

Anlatıcı, bir yandan güvendiği dağlara kar yağmasıyla uğradığı hayal kırıklığıyla bir yandan da karşılaştığı tali sorunlarla başa çıkmak için hayal gücüne başvurur. Babasının onu yalnız bırakacağı korkusu, ormanda yolunu kaybetmesiyle onun için gerçeğe dönüşmüştür. Bununla başa çıkma şeklini şu sözlerle ifade eder: “Ormanda yürüyorum. Yalnız başıma olduğum için hayal gücümle konuşuyorum. Neyse ki o hep yanı başımda.”

Türkiye’de daha önce Neye Benzer Gelecek kitabı ile  tanıştığımız Olivier de Solminihac’ın kısa biyografisinde, çocuklara layık kitaplar yazabilmek için düştüğü yollarda her şeyin yabancı, şaşırtıcı olmasından esinlendiği yazıyor. Hayalden Kaleler, bu yöntemin çocuksu bakış açısını korumaya faydalı olduğuna kanıt teşkil ediyor adeta. İsimsiz bir anlatıcı kullanılarak okurun kendisini karakterle özdeşleştirmesini kolaylaştırması sağlanırken, geçmiş ile şimdiki zamanın dönüşümlü olarak kullanıldığı kurgu okurun ilgisini artırıyor.

Hikâyeye Marie de Salle’in çizimleri eşlik ediyor. Ufacık detayların yer yer kırmızı renkle vurgulandığı siyah beyaz kompozisyonlar, görünüşte sakin ama yer yer çaktırmadan korktuğunu belli eden anlatıcının üslubuyla uyum içinde. Damla Kellecioğlu’nun Türkçesini de bu işbirliğine katınca her açıdan su gibi bir kitap okuduğumu hissettim.

Not: Trafikte delirmeyen insan ermiş demektir.

Hayalden Kaleler
Olivier de Solminihac
Resimleyen: Marie de Salle
Türkçeleştiren: Damla Kellecioğlu
Tudem Yayınları, 80 sayfa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1979 yılında Bursa'da doğdu. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü'nden mezun olduktan sonra çeşitli yayınevleri için çeviriler yaptı. Bağımsız olarak çevirmenlik yapmaktadır.

Yorum yaz