İyi Kitap

Keşfedilecek bir şeyler daima vardır

Kâşif, Amazon ormanları üzerinde yolculuk ederken düşen bir uçaktan kurtulan dört çocuğun evlerine dönme hikâyesi.

Yazan: Gökhan Yavuz Demir

Bizim bahçeyi yuva bellemeden evvel sokaklarda yaşayan Kocabaş, yemek artıklarının ve gömülü kemiklerin yerini keşfetmekte ustalaşmış, kâşif bir burna sahip. Benim farkına bile varmadığım kokuların peşine düşerek sokak aralarında, çöp kutularında ve boş arazilerde hep yiyecek yeni bir şeyler bulabiliyor. Sadece yiyecek üzerine uzmanlaşmış olsa bile, neticede bizim koca kız da kendi çapında bir kâşif işte.
Kargodan çıkan Katherine Rundell’in Kâşif isimli romanı ise benim için yeni bir keşif değeri taşımıyor. Çünkü Rundell’ı iki sene önce okuduğum Feo ve Kurt ile tanımış ve sevmiştim. Bu yeni romanını da aynı ölçüde sevip sevmeyeceğimin merakıyla Kâşif’i elime alıp bir oturuşta okuyorum.
Rundell okurlarını Gökyüzü Çocukları’nda Paris’in çatılarında, Feo ve Kurt’ta Rusya’nın kar tutmuş beyaz steplerinde gezmeye çıkardıktan sonra, bu sefer de Kâşif’te Amazon’un yağmur ormanlarının yeşilliğinin derinliğinde keşfe gönderiyor. Kâşif, Amazon ormanları üzerinde yolculuk ederken düşen bir uçaktan kurtulan dört çocuğun evlerine dönme hikâyesi. Elbette önce hayatta kalmaları gerekiyor. Bu anlamda romanın neredeyse ilk yarısı Ballantyne’ın Mercan Adası tadında geçiyor. Kâşif olma arzusuyla yanıp tutuşan Fred, Brezilyalı kardeşler afacan Max ile ablası Lila ve dikkafalılığın kitabını yazmış Con, mahsur kalmalarından önceki hayatlarından getirdikleri bilgi ve hünerleri paylaşarak vahşi ormanın derinliklerinde bir yaşama mücadelesine girişiyorlar. Rundell, işini bilen her yazar gibi paylaşmaya, dayanışmaya, umudu kaybetmemeye, mücadeleye, pes etmemeye dair görüşlerini ve vahşi doğaya dair ilginç bilgileri hikâyesinin içine ustalıkla yediriyor.
Roman bence asıl temposunu ve tadını, dört minik Robinsoncuğun bir sal yapıp Amazon nehrinin yüzlerce kollarından birinde arı kovanında buldukları haritayı takip ederek yolculuğa çıkmalarıyla kazanıyor. Nitekim kahramanlarımız haritada işaretlenen gizemli şehre ulaşıp belki de şehirden daha gizemli Kâşif’le karşılaştıklarında, roman alttan alta insan-doğa ilişkisi üzerine derin bir tartışmanın ipuçlarını da sergilemeye başlıyor. “Yaşayan şeyler için en büyük tehdit insandır,” diyen Kâşif, dikkatimizi doğada yol açtığımız tahribata çekiyor. Üstelik bunu didaktik biçimde bir nutuk çekerek değil, Fred dâhil hepimizi ikna ederek yapıyor. Her ne kadar orta karar bir roman olsa da Kâşif’in okurlarının gönlünü fethetmesinin bazı sebepleri var. Birincisi yarattığı merak duygusu. Her çocuk -kırk yedi yaşında olsa bile- gizemli bir haritadaki işaretlenen yerde ne olduğunu merak eder: Orada ne var; orayı benden başka bilen kimse var mı; oraya ilk gidecek kişi ben olabilir miyim? Bütün bu boşlukları her çocuk kendi muhayyilesinde doldurmayı sever. Rundell, okurları için romanını ustalıkla bu boşluklarla bezemiş. İkincisi hayatta kalma mücadelesi verirken birbirini hiç tanımayan insanların doğayla giriştikleri müşterek kavgada kendilerini ötekilerin, yeni dostlarının, hatta yoldaşlarının aynasında tanımaları. Rundell gayet bilinçli bir şekilde çocukların hayal ettikleri kadar cesur olabileceklerini keşfettikleri bir hikâye anlatmayı tercih ediyor. Fred dünyanın bilinmeyen gizemlerini keşfetmeye talipken, Con aslında ne kadar güçlü ve sorunların üzerine gidecek kadar cesur olduğunu keşfediyor. Belki de asıl büyük ve kıymetli keşif, kendi karakterimizin derinliklerine doğru yapacağımız bir yolculuğun karşımıza çıkaracaklarını korkmadan kabullenmektir.
Üçüncü olarak çocuk kahramanlarımız sadece kendilerini, dostluğun ve dayanışmanın gücünü, buldukları haritadaki meçhul şehri keşfetmekle kalmıyorlar. Aslında bütün hikâyenin sonunda dünyanın hayal ettiklerinden veya
sandıklarından çok daha renkli, güzel ve karmaşık olduğunu da keşfediyorlar. Zaten bütün hayatta kalma hikâyelerinin en can alıcı noktası da hayatın neden yaşamaya değer olduğuna bizi bir kez daha inandırmak değil midir?
Rundell’ın bir yazar olarak dördüncü başarısı da hayatın öngörülemezliğini yalın bir dille anlatması. Korku ve eğlence, heyecan ve huzur, başarı ve başarısızlık iç içe ve hep yan yana. Çocuklar karanlık ve bilinemez bir ormanın derinliklerinde bu duyguları bir arada tecrübe ediyorlar. En umutsuz oldukları anda umut diplerinde yeşeriyor, kendilerini en başarılı hissettikleri anda yenilgiyle tanışıyorlar yahut da en korktukları şeyin üzerine kendilerini birden cesurca yürürken buluyorlar.
Okurun bu romandaki pek çok heyecan verici detayı kendisinin keşfetmesini sağlamak için bu yazının yazarı olarak artık susmalıyım. Fakat yine de Fred gibi vahşi doğadaki kâşifleri tenzih ederek her iyi okurun aslında bir kâşif olduğunu da hatırlatmalıyım. Daha keşfedilecek o kadar çok yazar ve hikâye var ki! Gün de kitap gibi bitiyor. Kocabaş ağzında getirdiği tasmasıyla gezmek istediğini bana hatırlatıyor. Koca kızım da bahçenin dışındaki o kocaman dünyayı keşfetmek istiyor. Anlıyorum ki yaşayan her canlı bir kâşif. Yaşamanın kendisi hiç bitmeyen bir keşif yolculuğundan başka ne olabilir ki zaten…

Kâşif
Katherine Rundell
Türkçeleştiren: Duygu Dalkıran
Domingo Yayınları, 368 sayfa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1973 yılında Edirne’de doğdu. Sosyoloji Doçenti olan Demir’in bugüne kadar yayınlanan telif ve tercüme kitapları şunlardır: Sosyal Bir Fenomen Olarak Dilin Belirsizliği (İthaki, 2015); Borges'in Dediği Gibi (Nora, 2016); Anlamak İçin Yaşamak (Nora, 2017); Claude Lévi-Strauss, Mit ve Anlam, (İthaki, 2013); George Lakoff & Mark Johnson, Metaforlar: Hayat, Anlam ve Dil (İthaki, 2015); Paul Ricoeur, Yorum Teorisi: Söylem ve Artı Anlam (yakında Nora’da). Edebiyat ve linguistikle zenginleştirilmiş ve derinleştirilmiş bir sosyolojiyi anlamlı bulan Demir, birgün roman yazacağına olan inancını asla kaybetmiyor ve kendini ısrarla “entelektüel edebiyatçı” olarak tanımlamayı tercih ediyor.

Yorum yaz