İyi Kitap

Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi

Baldan tatlı bir hikâye

Baldan tatlı bir hikâye

Simla Sunay kalemine bir zürafa dolamış, ortaya Güneşten Sarı Baldan Tatlı adlı –çadıra benzeyen– öykü çıkmış. İster yağmurdan ve rüzgârdan, ister can sıkıntısından korunmak için olsun, Naz ile Uzunbal’ın içinde olduğu bu çadıra girebilirsiniz. İşte kitaptan tadımlık satırlar…

Uzun boylu bir canlı olmayı ben istemedim. Ben, doğduğumda da böyleydim. Zamanla daha da uzadım üstelik. Büyüdüm. Ben büyüdükçe diğer canlılar kısaldılar, küçüldüler. Büyük ormanlara tepeden baktığım zamanlar oldu. Bu iyi bir şey miydi, bilmiyorum. Tek bildiğim, tüm canlılar âleminde, diğer zürafa
arkadaşlarım arasında, hatta kardeşlerim, ailem arasında bile yalnız oluşumdu. O ana dek…

Hayatımda gördüğüm en küçük insandı.

Yine o yalnız yürüyüşlerimden birindeydim.

Yürürken, diğer zürafaların aksine, hep yere bakarım. Çevremde var olan pek çok şey zaten yere benden daha yakındır. Ben de toprağa bu denli yakın olmayı
isterdim. Güneşle ısınan toprak üzerindeki çatlakları daha net görürdüm o zaman. Belki de karıncaları hatta yağmurdan sonra, ıslak toprak üzerinde dans eden solucanları. Ancak büyük taşları sayabiliyordum yürürken.

Yine, küçük taşları hiç fark edemeden (kim bilir ne çoktular) gözlerim yeryüzüne odaklı, büyük taşlarla yetinerek ilerliyordum. Bir ses duydum. Çok uzaktan
gelen, üstelik ince bir ses…

– Hey! Affedersiniz. Biraz başınızı eğebilir misiniz?

– Bana mı dediniz? Önce, sesin kaynağını aradım. Çok sürmemiştiki ‘onu’ gördüm. Ne kadar küçüktü… Kırmızı bir kurdele ile süslü sarı hasırdan kocaman
bir şapkası ve üzerinde sarı bir elbisesi vardı. Sırtındaki çantayı zor taşıyor gibiydi.

– Elbette size dedim. Tanrım, siz ne kadar da uzunsunuz! Size bir şeyler sormam gerek ama önce başınızı bana yaklaştırmalısınız!

Doğrusu ben de, benimle bu denli konuşmayı isteyen, üstelik hoş bir bayana yaklaşmayı isterdim. Hemen eğildim. Göz göze geldik. Gülümsedi.

– Merhaba! Benim adım Naz. Sizinki?
– Benim bir adım yok, dedim. Adımın olmadığını o an keşfettim. Şaşırmıştım. Kimse beni çağırmazdı. Bu yüzden de hiç adım olmadı… Bir adımın olmasını ilk kez istedim.
– Aa! Öyle mi? Aslında ben size ne kadar ‘uzun’ boylu olduğunuzu ve bu nedenle en uzağı bile rahatça görebileceğinizi söyleyecektim.
– İyi ama ben bunu zaten biliyorum. Ayrıca bu durumdan çok hoşnut olduğum söylenemez.
– Ama ben sizin kadar ‘uzun’ olmayı çok isterdim. Böylelikle Dev Sümüklüböcek’in nereye gittiğini kolayca görebilirdim.
– Sümüklüböcek mi?
– Evet, üstelik sizden de büyük. Onu hemen bulmam gerekiyor. Aslına bakarsanız sizden yardım istemek için peşinizden koştum. Sizi ilk gördüğümde dereden
su içiyordunuz. Sonra da kendi kendime, zürafalar gökyüzüne en yakın canlılardır, yani kuşlardan sonra, dedim. Kuşbakışı her yeri rahatça görürler. Ben Beyaz
Yol’un izini kaybettim. Hani şu Dev Sümüklüböcek’in açtığı,‘bembeyaz’ bir yol. Bir an önce o yola çıkmalıyım çünkü ancak o yolu takip edersem ona ulaşabilirim.

Ne kadar da hızlı konuşuyordu. Söylediklerinden hiçbir şey anlamamıştım. ‘En uzaklar’ı görebildiğim doğruydu.

Güneşten Sarı Baldan Tatlı
Simla Sunay
Resimleyen: Gözde Bitir S.
Tudem Yayınları / 104 sayfa
Show More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.