İyi Kitap

Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi

Bir dolunay dedektifi olabilirim

Bir dolunay dedektifi olabilirim

İnci ÖZGÜR

Polisiye dosyamız, çocuk yazarımızın da polisiye roman nedir diye araştırmasına neden oldu. Mavisel Yener’den Simon Cheshire’a polisiyenin değişik sularında dolaştı İnci Özgür bu ay ve polisiyelerin polislerle ilgili olmadığını öğrendi! Daha doğrusu sadece polislerle ilgili olmadığını…

Bugünlerde sık olmasa da annemle babam sinemaya gitmeyi sever. En çok sevdikleri de polisiye filmlerdir. Onlara ne zaman ne izlediniz diye sorsam polisiye derler. Bu durumda kafam hep karışıyor. Annemle babam polisleri pek sevmez, televizyonda ne zaman polisleri görseler bağırıp çağırlar. Ama polisiyeleri seviyorlar. Sanırım bir yerde bir yanlışlık var.

Ben oturmuş düşünürken imdadıma yine Aslı Abla yetişti. “İncicim sana polisiye kitaplar versem onları okur musun bu ay yazacağın yazılar için,” deyince, “tamam” dedim, benim talihim polisiyeden açıldı bugünlerde.

Ben de oturup önce polisiye roman nedir diye küçük bir araştırma yaptım ve öğrendiğim ilk şey bunların polislerle ilgili olmadığı. Daha doğrusu sadece polislerle ilgili değilmiş. Suç ve suçlularla ilgili romanlarmış. Bana kalırsa daha çok katille onu yakalayanın anlatıldığı bir tür roman. Annem burada biraz itiraz etti; büyüyünce bu kadar basit olmadığını anlayacaksın dedi. Neyse geri kalanını da büyüyünce anlarım.

Şimdi gelelim okuduğum ilk polisiyeye (Bu gerçekten okuduğum ilk polisiye). Mavisel Yener’in yazdığı Dolunay Dedektifleri dizisinin ilk kitabı İz Peşinde. Kitabın ilk sayfasında kahramanlarımız tek tek tanıtılıyor.

AJANLIK RUHU…
Birce, Ece, Oğuz, Bilgecan ve Ada’nın macerası demek de mümkün. İzmir’de yaşayan Birce, kuzenleri Oğuz ve Bilgecan’ı ziyaret etmek için Kaş’a gidiyor. Teyzesi, yeni evlendiği kocası Tom’la ve çocuklarıyla birlikte büyük bir evde yaşıyor. Büyük ve tuhaf şeylerin olduğu bir ev burası. Birce daha ilk geceden tuhaf sesler duymaya başlıyor. Derken Kaş’ta herkesin konuştuğu bir söylentiyi öğreniyor, kaya mezarlarında yaşayan canlılardan haberdar oluyor ve korkusu biraz daha artıyor.

Bu arada Bilgecan’ın arkadaşı Ada da onlara katılıyor ve iki ev arasında sürekli gidip gelen çocuklar, kendi yaşadıkları evin tuhaflıklarını ortaya çıkarmaya başlıyorlar. Evde olup bitenler aynı zamanda kaya mezarlarında olup bitenlerle ilgili.

Kitabın bundan sonrasını anlatamam, o zaman her şeyi söylemiş olurum. Ama bu kitap hakkında ne düşündüğümü söyleyebilirim. Elimden bırakmadan okudum, ne olacak, bu işin altından ne çıkacak diye ben de onlarla birlikte düşündüm. Hiçbir şey bulamadım ama olsun. Doğruyu söylemek gerekirse sonunu hiç tahmin edemedim.

Okuduğum ikinci kitap ise yabancı bir yazarın kitabı. Simon Cheshire’in Jeremy Brown dizisinden Mumyanın Laneti. Annem kitabı görünce, “Bond, James Bond!” esprisi yapıp gitti. Jeremy, Süpermen’e benziyor. Gözlüklü, çelimsiz, silik bir öğrenci. Dersleri de pek iyi değil. Arkadaşı Patsy’le birlikte İngiliz Gizli
Servisi M17 için çalışıyorlar. Patsy de kızıl saçlı, kuvvetli ve komik bir kız. Jeremy’nin kravatından bip bip sesleri gelince onlara bir görev veriliyor. Bu kez kendilerine verilen görev, Mısır’da kaybolan, daha doğrusu Firavun İkinci Psidesalad’ın lanetine uğrayan arkadaşlarını bulmak. Hemen yola çıkıyorlar. Oldukça hızlı gelişiyor her şey. Daha uçaktan iner inmez deve kılığına girmiş robotların saldırısına uğruyorlar sonra da başlarına gelmeyen kalmıyor. Bu arada Mısır’da sakin sakin gezmekte olan turist kafilelerini de hayli rahatsız ediyorlar.

Bu kitap biraz daha karışık. Olaylar çok hızlı geliştiği için mi, yoksa hiç bilmediğim yerlerde geçtiği için mi bilmiyorum, ama takip etmekte biraz zorlandım. Belki biraz da gerçekdışı buldum olup bitenleri. Küçük bir çocuğun ajan olup Mısır’a gitmesi başta olmak üzere, silahların, patlamaların, mumyaların olduğu bir yerde bu çocuğun ne işi var diye düşündüğüm için de olabilir. Dizinin diğer kitaplarını okuyunca belki alışırım diye düşünüyorum.

Dolunay Dedektifleri’ndeki çocukları kendime daha yakın buldum. Oradaki Birce’nin yerinde olabilirim diye düşündüm okurken. Böyle şeyler benim de başıma gelebilir, bir eve gidebilirim ve o evde tuhaf şeyler olabilir. Jeremy Brown’ın yerinde olabileceğimi hiç düşünemedim. Zaten olmak da istemem. Belki Patsy’nin yerinde olmak isterim ama hâlâ kesin kararımı veremedim.

Polisiyenin katillerle ve onları yakalayanlarla ilgili olduğunu düşünmüştüm bu kitapları okumaya başlamadan evvel. Bu kitaplarda katil de, öldürülen kimse de yok. Sanırım çocuklar için yazılmış kitaplar oldukları için. Büyüyünce okuyacağım polisiye kitaplarda katiller olacağını biliyorum. O zaman ben de o katilleri yakalayan dedektiflerden biri olmak istiyorum.

KÜÇÜK ARKEOLOG
Büyüyünce ne olmak istediğimi tam olarak bilmiyorum. Doktor olmak istiyorum, ama arkeolog da olmak istiyorum, aslında bahçıvan da olabilirim.

Arkeolog olmak istediğimi bilen bir tanıdığımız bana küçücük bir kitap hediye etti: Küçük Arkeolog. Kitabın yazarı Nihal Temuçin Czichon.

Küçük arkeologun adı Cem Paul. Annesi ve babasıyla birlikte yazları uzak bir köye gidiyorlar ve orada bir ilkokulda kalıyorlar. Cem de oradakilerle birlikte köye yakın bir yerde bulunan kazı alanına gidip onlara yardım ediyor. Kitapta yaptıkları her şeyi tek tek anlatıyor. Toprak altından parçaların nasıl çıkarıldığını, toprağın eleklerden nasıl geçirildiğini, bulunan parçaların nasıl temizlendiğini, sonra nasıl kaydedildiğini. Üstelik bütün bunların fotoğrafı da var. Cem iki ay boyunca köyde kendisine arkadaşlar da edinmiş, zaman zaman onlarla oyunlar oynamış, eşeğe binmiş, uçurtma uçurmuş.

Arkeologların kullandığı sözcükleri de öğrenmiş bu arada. Jeolog, biyolog, antropologlarla tanışmış. Doğrusu Cem çok şanslı bir çocukmuş.

Polisiye kitaplar okumaya başlayınca dedektif olmaya da heveslendim. Ama aklıma bir şey geldi; arkeologlar da biraz dedektif sayılmaz mı? Tarih içinde bir şey arayanlara arkeolog denmez mi? Evet ben iyisi eski olayları araştıran bir dedektif olayım. Böylece hem arkeolog olurum hem de dedektif. Ne dersiniz?

Gizli Servisten
Jeremy Brown Mars’ta
Simon Cheshire
Çeviren: Zehra Tapunç
Altın Kitaplar / 80 sayfa
Dolunay Dedektifleri 4
Korkunç Satranç
Mavisel Yener
Resimleyen: Murat Sayın
Bilgi Yayınları / 192 sayfa
Show More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.