İyi Kitap

Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi

Paranın ilk elbisesi

Para hakkında sürekli konuşuluyor, bütün çarklar da onun üzerinden dönüyor ama nedense çocuklara ekonomik kavramları öğretelim dediğimizde, suratlar buruşuyor.

Yazan: Melek Özlem Sezer

Sık rastladığımız eleştirilerden biridir: “Eğitim, hayattan o kadar uzak ki! Ne kadar gereksiz, uçucu bilgi varsa doldurmuşlar. Ne ki günlük hayatımızın temeli nelerle kurulmuş, sonra efendim bedenimizde neler oluyor, örneğin her gün kullandığımız tuz ne işe yarıyor, işte bunların hepsini unutmuşlar. Mecbur kıldıkları bilgiler, bazen hoş ama ne işe yaradığını bulamadığımızdan depoya kaldırıp unuttuğumuz, sonra da çürüttüğümüz eşyalar gibi. Öte yandan hayatı doğru kurmamızı sağlayacak bilgilerse anca başımızı dağa taşa vurduktan sonra karşımıza çıkıyor her nedense.”
Doğru bir eleştiri ki örneklere -yetişkinler için bile yapısı, işleyişi tam olarak nelere denk gelir bilinmeyen bir kavram olan parayı da eklemek gerek. Evet, para hakkında sürekli konuşuluyor, bütün çarklar da onun üzerinden dönüyor ama nedense çocuklara ekonomik kavramları öğretelim dediğimizde, suratlar buruşuyor. Hele bir de “Onların güzel dünyasına böyle şeyler sokmayalım!” denmiyor mu insan gülsün mü kızsın mı bilemiyor. Oysa çocuk, hayatın her anında parayla karşılıyor ve nihayetinde eğitimi de ileride iyi para kazanması için kurgulanıyor, dahası ona yapılan yatırım da sık sık çocuğun gözüne sokuluyor. Ama iş kavramın açıklığa kavuşmasına gelince… Bir kavramdan korkmak kaynağını sorgulamamız gereken bir şey değil mi?
Tudem Yayınları bu eksikliği fark etmiş olacak ki değerli bir kitap basmış: Bir Altın Hikâyesi.
Kitap, masal havasında başlıyor. Oduncu Tibo, meşe ağacını keserken sırt ağrılarına tutuluyor. Ne ki doktorun ücreti olan bir altını verecek gücü yok. Böylece ilk ekonomik kavram devreye giriyor: Borç. Doktor, ona kredi açıyor. Kesilen meşe ağacı satılınca, Tibo borcunu ödeyecek. Ama borç bir zincire benzediğinden, doktor bu borca ikinci bir halka ekliyor: Çiftçiden aldığı ürünlerin ücretini, oduncu borcunu ödeyince ödeyecek. Zincir, çiftçinin terziye, terzinin marangoza, marangozun oduncuya borçlanmasıyla birleşiyor. Şans bu ya, alınan verilen her şeyin ederi bir altına denk düşüyor. Eğer bireyler bu bilgilere sahip olsaydı, aslında borçların birleşen zincirde silindiğini anlardı. Ne ki zincirin çözülebilmesi için gerçek bir altın gerek bu hikâyeye. Şato sakini, terziden bir altına örtü alınca sorun çözülüyor. Terzinin borcunu ödemesiyle yürümeye başlayan altın, herkesin diğerine borcunu ödemesiyle yine terziye dönüyor. Ama şato sakini örtüyü geri verince, altın yine ortadan yok oluyor. Böylece şato sakini hiç para harcamadan bütün köyün borcunu silmiş, köydeki herkes istediğine kavuşmuş oluyor. Oduncunun üretim sürecinde kaybettiği sağlığını, ürettiğini satarak telafi etmesinin ve bir haftalık iş günü kaybının acılığı dışında mutlu son denebilir. Köy halkının akıllarına takılan sorunun “Alacağım ödenecek mi?” değil, “Borcumu ödeyebilecek miyim?” olması ise hikâyenin insanın içini en çok ısıtan tarafı. Öte yandan iki sıfır var ki bunlar kancalı sorular barındırıyor. Oduncu bütün bu alışveriş zincirini başlattı ama şu sözü de hatırlattı: “Para kazanmak için sağlığımızı yitiriyor, sonra sağlığımızı geri almak için o parayı harcıyoruz.” Diğer sıfır ise şato sakininde: Ortaya banka gibi bir para koydu ve geri çekti. Ne kazandı ne kaybetti.
Kitabın sonuna “Birlikte Düşünelim” başlığı altında eklenen şu sorular, tam da bu meseleler üzerine düşünmeye davet ediyor çocukları:
-Parasız bir dünya nasıl olurdu?
-Sizce sadece değiş-tokuşla işleri yürütmek mümkün mü?
-Öyküde hiç para kullanılmadan bütün işler halledildi. Sizce kazançlı çıkan kim?
-İlk para hakkında bilginiz var mı?
-Para, özgürlük getirir mi?
-İnsan sadece para için mi çalışır ve üretir?
Bence kitaba, bu hikâyedeki döngüyü daha rahat anlayabilmemiz için şemalar ve aşama aşama giden yalın örnekler eklenmesi, kast edilen kavramların berraklığa kavuşması açısından yararlı olurdu. İlk başta takas ekonomisi en basit örnekle (5 elma-3 muzla değiştirildi gibi) açıklanır; sonra elma satanın muz değil de elbise istemesi halinde takasın zorluğu gösterilirdi. Derken genişletilen bir
alışveriş zincirinde sattığı mal karşılığında mal almak değil de tasarruf yapmak isteyen birine geçilebilirdi. Böylece paranın işlevi de açığa çıkardı.
Bir Altın Hikâyesi, kuşkusuz değerli ve gerekli bir kitap. Umarım ekonomik kavramların çocuklarla buluşmasını sağlayan kitaplar çoğalır. Bunu önemsiyorum çünkü bu tip çalışmaların şu tür faydaları olduğuna inanıyorum:
• Hayatımızın içinde çok rutin bir şekilde yer alan temel dinamikleri, aslında hiç tanımadığımızı fark etme. Böylece diğer eksiklerimizin üstüne de gitme ve bunları kavrayışta derinleşme ihtiyacının duyulması.
• Algıların açılması. Düşünme, kavramlar arasında ve kavramlarla hayat arasında bağ kurma becerilerinin artması.
• Bir gün oy kullanacak olan çocukların, sistemin çarklarını anlayarak bilinçli bir şekilde yetişmesi… Politik güçlerin onlara ne vaat ettiğini, bugüne kadar da ne yaptığını anlayarak seçim yapabilmeleri…
Neye evet, neye hayır dediğimizi daha çok bildiğimiz günler dileğiyle…

Bir Altın Hikâyesi Roger Judenne Resimleyen: Pauline Duhamel Türkçeleştiren: Damla Kellecioğlu Tudem Yayınları, 48 sayfa
Bir Altın Hikâyesi
Roger Judenne
Resimleyen: Pauline Duhamel
Türkçeleştiren:
Damla Kellecioğlu
Tudem Yayınları, 48 sayfa
Show More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.