İyi Kitap

Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi

Aynanın İçinden

Sedat Girgin

“Çocuk yaşta yeteneğin keşfi çok çok önemli”

Söyleşi: Elif Şahin Hamidi

En baştan başlayalım istiyorum; çizim yeteneğinizi, kendi potansiyelinizi keşfettiğiniz ilk zamanlardan ve sonra kendinizi gerçekleştirme ve geliştirme sürecinden. Nasıl çıktığınız bu yola?
Uzunca anlatmak yerine şöyle kısa bir şekilde özetlersem; duygularını resim-çizgi ile ifade eden herkes, hatta her çocuk gibi ben de kendi kendime elime ne geçerse bir şeyler karalayarak başladım. Tamamıyla kendi hayal dünyasında yaşayan, derslerde dâhil defter, kitap köşelerine resimler çizen bir çocukluğum oldu. Sözgelimi, okuduğum kitaplardaki sahneleri hayal dünyamda çok gerçekçi canlandırdığımı anımsıyorum. Sürekli görsel düşünen, her şeyi gözlemleyen, ağzı açık etrafı izleyen bir çocuğun beyninde oluşan imgeler kâğıda dökülüyordu. Ve bu yaptıklarımı herhangi birisine göstermek, övgü almak için değil, tamamen içten gelen bir dürtüyle yapıyordum. Böyle bir çocukluk geçirdikten sonra Güzel Sanatlar Lisesi Resim Bölümü’nü kazanmamla süreç hızlandı. Lisede almaya başladığım temel sanat ve desen derslerinden sonra daha da hızlandı ve sürekli çizen, resmeden birisi olarak bugüne kadar geldim, diyebilirim.

Yolda nelerle karşılaştınız, yön gösterenleriniz kimler oldu? Etkilendiğiniz, örnek aldığınız, takip ettiğiniz çizerleriniz kimler?
Az önce de dediğim gibi kendi kendine çevreyi gözlemleyen bir çocuk olarak her yolda karşılaştığım şeyleri kendi içimde yaşadım. Eğlenmeyi, eğlendirmeyi seven neşeli bir çocukluk geçirdim. Resimle uğraşmam da oyun gibi kendimi eğlendirmekten geçiyordu. Çizgisinde yaşam olan, duygusunu aktaran her çizgiden etkilendim. Özellikle Quantin Blake’in çizgilerindeki rahatlıklar ilk etkilendiğim imgeler oldu diyebilirim. Sonraki süreçte, bugüne kadar sürekli bu rahatlığı aradım, hâlen arıyorum.

Bazen çocuğu destekleyen, elinden tutan hiç kimse olmuyor ve pek çok çocuğun içindeki cevher gün yüzüne çıkamıyor. Çocukların kendi yeteneklerini keşfedip geliştirmesi için ebeveynlere, eğitimcilere düşen sorumluluklar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Her konuşmada dile getirmeye çalıştığım bir konu var: Bana göre ortaokul, lise eğitim hayatında resim, müzik, beden eğitimi öğretmenlerinin tek görevi müfredatı uygulamak, konuları öğretmek olamamalı. Çocuk yaşta yeteneğin keşfi çok çok önemli bulduğum bir konu. Öğretmenlerin yetenek avcısı gibi çalışıp, yetenekli, yaratıcılığa yatkın öğrencileri keşfedip, velilerle görüşmesi ve o çocukları yetenekli oldukları branşlara yönlendirmeleri gerekir. Örneğin ben çok şanslıyım ki böyle keşfedilmiş ve bugüne böyle gelmiş biriyim. Geçmişte ailem ve bazı öğretmenlerimin destekleri, yönlendirmeleriyle bugün bu yaşta potansiyelimi gösterebiliyorum.

Çocuk kitapları için illüstrasyon yapmanın dergiler, sergiler, ticari işler ya da daha farklı işler için illüstrasyon yapmaktan ayrıştığı noktalar nelerdir? Çizerin içindeki çocukla daha yakın bir ilişki kurmasını gerektirir mi örneğin?
İşin temeline bakacak olursak, herhangi bir malzeme ile herhangi bir mecrada yaptığınız her görsel iş aynıdır. Hepsi iyi bir kompozisyon, sağlam bir desen, doğru renk kullanımı gerektirir. Fakat elbette her alanın çok büyük farklılıkları da vardır ve bu gereksinimler doğrultusunda hem deneyim hem de bilinçle çalışmak çok önemlidir. Özellikle çocuk kitabı illüstrasyonu başta kolay gibi düşünülse de en ufak çizgi, mimik değişiklikleri bile çocuğun olağanüstü detaycı bakışı ve yüksek hayal gücü etkisi sonucunda büyük farklar yaratır. Çocuk kitabı yazarı veya çizeri, içindeki çocukla yakın bir ilişki kuramazsa çocuk kitabı değil eğitim kitabı yazıyor ve süslemek için çiziyordur. Çocukla samimi iletişim kurabilmek en zorudur. O iletişimi kurabildikten sonra yazdıklarınız veya çizdiklerinizin bir kıymeti vardır.

Çocuk kitapları resimlemek için tercih ettiğiniz malzemeler, renkler, teknikler hakkında konuşabilir miyiz? Kitabın konusuna, hikâyeye, hitap ettiği yaşa göre ya da baskıda kullanılacak kâğıt türüne göre değişebiliyor mu kullanacağınız malzeme ya da teknik?
Günümüzde dijitalin geldiği konum artık görmezden gelinemez. Ben de mecburen tüm kitap çizimlerimi dijitalde sonlandırıyorum. Fakat artık dijital, kâğıt ve geleneksel boyama tekniklerini çok iyi taklit edebiliyor. Ben de işlerimde her zaman geleneksel boyama tekniklerini ön planda tutmaya, hatta çocuk rahatlığında boyanmış yüzeylerle birleştirmeye çabalıyorum. Kullanılan teknik elbette tüm etkenlere bağlı olarak değişiyor. Üslubumdan çok fazla uzaklaşmadan, özellikle yaşa bağlı olarak, teknik ve anlatım açısından farklılıklar gerekiyor. Baskılarda kullanılan kâğıda göre müdahale şart. Aksi takdirde hiç memnun olmadığım sonuçlarla karşılaştığım çok oldu.

Çalışma ortamınızı ve disiplininizi merak ediyorum. Nasıl bir düzene ihtiyaç duyuyorsunuz çizim yapmak için? Eskiz defterleriniz var mı ya da yanınızda sürekli bir defter taşıyor musunuz? Çalışma masanızı sözcüklerle resmeder misiniz?
Roald Dahl’ın evinin arka bahçesinde kapanıp yazdığı kulübesine benzettiğim evde küçük bir çalışma odam var. Bir yaratım mağarası gibi düşünebiliriz. Geceleri masa lambası eşliğinde sakince oturur, uzunca düşünür ve eskizler yaparım. Sürekli masamda kalem ve kâğıtlar hazır duruyor. Defter yerine kolayca buruşturup atabildiğim kâğıtları tercih ediyorum. Defter fikri beni biraz gerebiliyor. Eskiz defterlerini seyahatlerde daha çok tercih ediyorum.

Sait Faik “yazmasaydım delirecektim” diyor ya, çizmek de böyle bir tutku mu? Çizmeseydiniz ne yapardınız?
Çizmeseydim ya da resim yapmasaydım delirir miydim bilmiyorum ama yeni bir şeyler yaratmak, resmetmek beni çok rahatlatıyor; bir meditasyon, terapi gibi diyebilirim. Çizmediğim zamanlarda hiçbir şey yapmadan oturup düşünüyorum, hayal ediyorum.

Edebiyat, sinema, müzik vs. gibi sanatın diğer dallarıyla nasıl bir ilişkiniz var; çiziminizi, hayal gücünüzü besleyen kaynaklar neler?
Etrafımda deneyimlediğim her şeyden besleniyorum. Bana etki eden her şey elimden çıkan çizgiye, renge yansıyor. Resim, çizgi benim hislerimi duygularımı anlatmamda bir aracı.

Nasıl ki her yazarın bir üslubu, kendine has bir sesi varsa çizerin de var. Sedat Girgin çizgilerini hemen tanırım. Bu, çizer açısından iyi bir şey mi? Çizerin üslubunu belirleyen nedir, çizer kendi sesini, üslubunu nasıl bulur?
Çizerin üslubu bir uzvu, uzantısı gibidir. Üslup ses tonu, mizaç gibi çizerin karakteridir. Kendisini yansıtır, zamanla çalışarak gelişir. Çizer kendi üslubunu bulması için bol bol desen çalışmalı ve en rahat ettiği yoldan gitmeli, o yolu geliştirmelidir. Benim her karakterim otoportrem sayılabilir.

Çizim sürecinde yazar, editör ve çizer arasında nasıl bir iletişim, işbirliği ve yönlendirme söz konusu? Nasıl işliyor bu süreç ve çizerin üzerinde olumlu-olumsuz ne gibi etkileri oluyor?
Yazar, çizer, editör çocuk kitabını yayına hazırlamak için olması gerekli bir üçgen. Çocuk kitabının yayına hazırlanma sürecinde iyi bir editör köprü değil; çizerin-yazarın göremediği kusurları iyi bir editör görebilir ve kitabı çok daha sağlam bir temele oturtabilir. Yazar ve çizeri mimar gibi düşünürsek editör kitabın mühendisidir. Her işte olduğu gibi bu üçayaktan bir tanesi kötüyse iş olumsuz sonuçlanabilir.

Çizen, çizmek isteyen, yeteneğini geliştirmek isteyen çocuklara ve gençlere ne söylemek istersiniz?
Başlangıçta bir hedef, küçük bir başarı seçmeleri ve ona odaklanmalarını tavsiye ederim. Ona ulaştığındaki motivasyon akıntıyı yakalamaya benzer, alır sizi sürükler. Tabii en başta bunları sağlamak için, elini ve gözünü sağlamlaştırmak için bolca çizmek ve bolca iyi örnekleri incelemek gerek.

Şimdilerde neler yapıyorsunuz? Üzerinde çalıştığınız bir çocuk kitabı/yeni projeler var mı?
Şu sıralar ağırlıklı olarak kişisel sergi işlerime odaklanıyorum. Bunun dışında eşim Gökçe İrten’le birlikte hazırladığımız bir çocuk kitabı var.

Show More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.