İyi Kitap

Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi

Değişmesi gereken: İnsan

Kitap, insanın doğayla ilişkisine eleştirel bir bakış sunmayı amaçlıyor. Tüketim kültürü ve ekolojik kriz odağında olsa da niyetiniz varsa, emek, kapital, zaman ve mekân ilişkileri üzerinde düşünmek için kapı aralamaya da elverişli.

Yazan: Funda Mengilli

Ormandaki hayvanlar, bizimle birlikte şehirlerde yaşasa nasıl olurdu? Hayatımızı, alışveriş yapan kravatlı koalalar ve apartman dairesinde kiracı ayılarla paylaştığımızı düşünün. Peki, hayvanlar açısından, işgalci bir tür olan insanlarla aynı şehirde, tıpkı onlar gibi yaşamak nasıl bir duygudur? Babamla Kamp, son sorudan yola çıkarak, insan türünün çevresiyle ilişkisinde, ilkinin lehine olan eşitsizliği ele alıyor.

Bir haftada neden yedi gün vardır? Kira ödemek için (en azından) beş gün çalışmak insanlara mı özgüdür, yoksa “şehirli” olmanın tüm canlılara getirdiği bir zorunluluk mudur? İnsan icadı tatillerde, nefes almak için neler yaparız? Doğa, insan istilasından nasıl kurtulur? Peki ya hayvanlar, onlar nasıl kurtulur?

Bizi çeşitli alanlarda düşünmeye sevk eden kitap, insanın doğayla ilişkisine eleştirel bir bakış sunmayı amaçlıyor. Tüketim kültürü ve ekolojik kriz odağında olsa da niyetiniz varsa, emek, kapital, zaman ve mekân ilişkileri üzerinde düşünmek için kapı aralamaya da elverişli. O kapıyı açmak, içeriye girmek, derinlere bakmak ve görmekse tamamıyla bize bağlı. Çünkü metin, kapının ardındakini ima etme ya da gerekli malzemeyi sunma çabasında değil.

Öykünün ana karakterleri şehirde yaşayan “sıradan” bir ayı ailesinin iki üyesi. Aile, yaşam alanları insanlarca işgal edilmiş türlü hayvan ailesinden yalnızca bir tanesi. Hayvanlar, ormanda yaşayacak alanları kalmayınca, evlerinin üzerinde yükselen apartmanlara taşınıyorlar. Şehre göç, yavru ayının kısa yaşam süresi içerisinde, hemen hemen aniden gerçekleşiyor. İşe arabayla giden, yavrusuyla ancak hafta sonları vakit geçirebilen bir baba ayı, evde ücretsiz çalışan, yeni yaşamına -yazara göre dişi olduğu için- daha kolay uyum sağlayan bir anne ayı ve ormandaki günlerini de hatırlayacak yaştaki bir yavru ayı, küçük, kiralık bir apartman dairesinde sıkış tıkış yaşıyorlar. Tıpkı şehirde yaşayan diğerleri gibi, tıpkı bizim gibi.

Hikâyeyi, neredeyse modern bir fabl karakteriymişçesine konuşan yavru ayının ağzından dinliyoruz. Olay örgüsünü, her nedense tavşanları sinir bozucu bulan yavru ayıyla onun pimpirikli babasının hafta sonu gittikleri kampta yaşadıkları oluşturuyor. Kampa gidişin öncesiyle sonrası ileri bir tarihten çabucak anlatılsa da orada geçenler nispeten eşzamanlı aktarılıyor. Kampın ardından şehirdeki eve dönüşle ivmelenen kurgunun sonlarına doğru, çevreci ve -yazarın ifadesiyle- iyi insanların eylemleri başrole geçiyor. Hayvanların ormanda yaşamaları gerektiğini savunan “iyi” insanların yaptıkları planla, mutlu sona biraz da aceleci bir şevkle varıyoruz. Ne yazık ki bu planda, öykünün ana karakterlerinin, ayıların aktif bir rolü bulunmuyor. Değişim, karakterlerin kendilerinden gelmiyor. Sorunlarının kaynağı insanlar olsa da hayvanlar kendi yaşamları hakkında söz söylemiyor, insanlarla herhangi bir mücadeleye girmiyor ya da bir dayanışma kurmuyorlar. “Kurtarıcı” insanların çözüm yaratmasını bekliyorlar. Mesajsa oldukça net. Değişmesi gereken şey, aslen biz insanların davranışları.
Metnin ilginç yanı, insanlarla hayvanların özünde birbirine fazlaca benzeyen karakterler olarak kurgulanmış olması. Benzeşme, şehirde topluca ve bir arada yaşamaktan, karşılıklı etkileşimden kaynaklanmıyor. Hayvanlar, kendi yaşam alanlarındayken de insan davranışları sergiliyor. Toplumsal rolleri, aile ilişkileri, düşünme biçimleri insanlardan çok da farklı değil. Doğada dahi, yavrularıyla, insanların kendi aralarında oynadığı oyunları oynuyor, onlara insanların kendi çocuklarına anlattığı masalları anlatıyorlar. Şehre taşındıklarında, ormandaki yaşamlarından bir iz taşımıyorlar. Son kertede doğaya döndüklerindeyse, şehirdeki alışkanlıklarını devam ettiriyorlar. Karakterlerin dilinden, konuşma tarzından, birbirlerine hitap şekillerinden, akıl yürütme biçimlerine, insanlarla ilişkilerine, hatta iyi insan kavramının nitelenmesine kadar metnin ezgisini, anlatıcı ayı aracılığıyla yazarın sesinden dinliyoruz.

Konusu ve sordurdukları bakımından zengin metnin akıcı, mizahi dilinde merak unsuru finale kadar diri tutuluyor. Temposu değişken bir okuma deneyimi vaat eden üstelik bunu haksız çıkarmayan kapak tasarımındaki dinamizm, baskın rengi ve yazı biçimiyle ilgi çekici. Renk paleti-baskı ilişkisi dolayısıyla olsa gerek, kimi sahnelerin resimlerinde iç içe geçmişlik hissi varsa da kurgu mutlu sona ilerledikçe, illüstrasyonların da iç açtığını söylemek gerek.
Babamla Kamp, böylesine çok yönlü, katman katman bir meseleyi dert edinen metninin söyleyecek daha çok sözü olduğu duygusunu yaşatıyor. Kitabı kapattığınızdaysa, sözlerini daha çok duyma, başka başka yönlerden de dinleme isteği bırakıyor ardında.

Babamla Kamp
Gonca Mine Çelik
Final Kültür Sanat Yayınları, 80 sayfa

 

Show More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.