İyi Kitap

Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi

Yayıncılar anlatıyor…

“Çocuklar kitap okuyor! Okumuyor, ilgilenmiyor, sevmiyor gibi kalıplaşmış ifadeler kesinlikle gerçek değil,” diyor FOM Kitap’ın kurucusu Fuat Altay. O, çocuk ve gençlik yayıncılığımızdaki olumlu gelişmelere işaret etmeyi tercih eden yayıncılarımızdan. Eğitimcilerimizin ve ebeveynlerin giderek bilinçlendiğini, bunun yayıncılık dünyamıza olumlu yansıdığını düşünüyor.

Soruşturmamıza katılan yayıncıların hepsinin meslekle ilişkilerinin, önce iyi bir okur olmakla başladığını söylememiz yanlış olmaz. Kelime Yayınlarından Asya Çağlar, yayınevinin kuruluş aşamasındaki düşüncesini şöyle dile getiriyor: “Çocukken okuduğum kitaplar benim için çok değerli. İyi ki bu kitapları okumuşum, dediğim kitaplardır çoğu da. Ben de Kelime Yayınlarını kurarken dedim ki kitaplarımızı okuyan okurlarımız, yetişkin olduklarında iyi ki bu kitapları çocukken okumuşum, desinler.”

Meraklı Tilki Kitaplığı’nın kurucusu Esra Şanal da tüm yayıncı konuklarımızın da katılabileceği bir tanımla yayın politikalarını özetliyor: “Çocuk haklarına saygılı; barış, özgürlük, adalet, eşitlik, hoşgörü gibi evrensel değerlere bağlı; umut dolu bir yol çizen; çocukların duygularına önem vererek yalnız olmadıklarını hissettiren; onların doğa ve hayvanlarla güçlü bağlar kurup doğa sevgisi kazanmalarına yardımcı olan kitaplar seçmeye özen gösteriyoruz.”

Pandemi ve ekonomik kriz koşullarının, kitap yayıncılığını ciddi anlamda zorlaştırdığına dikkat çeken yayıncılar, sabit fiyat yasası başta olmak üzere devletten çözücü müdahaleler bekliyorlar.

Yayın ilkeleriniz ve kitap seçme kriterlerinizden kısaca bahsedebilir misiniz?

Asya Çağlar (Kelime Yayınları): Çocukken okuduğum kitaplar benim için çok değerli. İyi ki bu kitapları okumuşum, dediğim kitaplardır çoğu da. Ben de Kelime Yayınlarını kurarken dedim ki kitaplarımızı okuyan okurlarımız, yetişkin olduklarında iyi ki bu kitapları çocukken okumuşum, desinler. Bu bakış açısıyla yayımladığımız kitapların nitelikli, zamana ve mekâna direnen kült kitaplar olmasına özen gösteriyoruz. 

Seçme kriterlerimiz de bu yaklaşımdan beslenir. Metnin özenli, akıcı, zengin bir dille kaleme alınması ilk kriterlerimizden. Öykünün sürükleyici olması. Hiç yazılmamış bir konu olması gerekmiyor, herhangi bir konuyu nasıl anlattığı önemli bizim için. Ders vermeden, kıssadan hisse sonuçlara varma amacı olmayan, okura farklı yaşam deneyimleri ve bakış açıları sunan metinleri kitaplaştırıyoruz. 

Esra Şanal (Meraklı Tilki Kitaplığı): Meraklı Tilki Kitaplığı olarak 2019 yılından bu yana nitelikli, kaliteli ve iyi tasarlanmış, okul öncesi ve okumaya yeni başlayan çocuklar için resimli çocuk kitapları yayımlıyoruz. Bu yıldan itibaren, 2-12 yaş aralığına uygun kitaplarımız da olacak.

Resimli kitapların çocukların okuma alışkanlığı kazanmalarında, yaratıcılıklarının ve sözcük dağarcıklarının gelişmesinde büyük önem taşıdığının bilincindeyiz.

Çocuk haklarına saygılı; barış, özgürlük, adalet, eşitlik, hoşgörü gibi evrensel değerlere bağlı; umut dolu bir yol çizen; çocukların duygularına önem vererek yalnız olmadıklarını hissettiren; onların doğa ve hayvanlarla güçlü bağlar kurup doğa sevgisi kazanmalarına yardımcı olan kitaplar seçmeye özen gösteriyoruz. 

Çocukların öğrenmesini değil düşünmesini sağlayan nitelikli eserlerin onlara yepyeni ufuklar açacağına inanıyor ve bu doğrultuda yayıncılık yapıyoruz.

Selda Çilingir (Tekir Kitap): Kitap hazırlarken öncelikle çizgilerinin ilginçliğine, vuruculuğuna ve ifade gücünün yüksekliğine dikkat ediyoruz. Görsel tasarımında kalitemizi korumak bizim için çok önemli. İçerikte ise çocuklar için didaktik olmaktan kaçarak eğlenceli olmaya ve korku, neşe, hüzün, heyecan gibi her türlü insani duyguyu anlatan eserler oluşturmaya çalışıyoruz. 

Fuat Altay (FOM Kitap): FOM Kitap, çocuklara ve gençlere sevgiyi, dostluğu, barışı, özgür ve bilimsel düşünceyi yani evrensel değerleri anlatan eserler yayımlamak için yola çıktı. Doğa sevgisinden, hayvan haklarından, eşitlikçi düzenden, adaletten ve ekolojik dünya görüşünden ödün vermeden yayın hayatına devam ediyor.

Didaktik olmamak şartıyla her türlü edebi metne yayın kurulumuz sıcak bakıyor. Yayın takviminde öncelik yayınevimizin yazarlarının oluyor. Pandemi sonrası yeni bir yazardan dosya kabul etmek biraz daha düşündürücü ve zor ilerleyen bir süreç. Ama bugüne kadar beş yazar, iki çizerin ilk dosyalarını yayımlamış bir yayınevi olarak, bugünlerin geçeceğine inancımız sonsuz.

İlke Aykanat Çam (Tudem Yayın Grubu): Dosya konumuz çocuk yayıncılığına odaklandığı için Uçanbalık ve Tudem markalarımız adına yanıtlıyorum bu soruyu. Genel hatlarıyla ilkelerimiz şöyle özetlenebilir: Düşünen ve sorgulayan çocuklar için çağımızın konularına duyarlı, edebi değeri yüksek, toplumsal yönü güçlü, çağdaş metinler yayımlıyoruz. Amacımız, herkes tarafından kabul gören kitapların yer aldığı bir koleksiyon oluşturmak değil; farklı beğenilere hitap eden çeşitli türlerde kitaplar yayımlamak.

Türkçe çocuk edebiyatının gelişimine katkıda bulunma misyonu taşıdığımız için seçimlerimizi biraz da buna göre yapıyoruz. Hatta bu amaca paralel olarak yeni yazarları teşvik etmek için 20 yıldır Tudem Edebiyat Ödülleri’ni düzenliyoruz. 

Seçim kriterlerini özetlemek ise zor. Disleksili ya da okuma güçlüğü çeken çocuklar için hazırladığımız “Sen de Oku” koleksiyonunun seçim kriterlerinde dil özellikleri ön plana çıkarken, 12-15 yaş grubu için kurgunun inandırıcılığı daha önemli bir kriter olabiliyor.

Ama şunu söyleyebilirim, yayımlayacağımız kitapları seçerken çok ince eleyip sık dokuyoruz. Çocuk kitaplarımızın %40’ı çeviri, %60’ı yerli. İncelediğimiz her yüz yabancı kitaptan üçü çeviri esere, her bin dosyadan ikisi yerli esere dönüşüyor. Elli yıl sonra da değerinden bir şey kaybetmeyecek metinleri bulmaya çalışıyoruz. 

Yazarlarımızın yeni dosyalarını değerlendirirken de söz ettiğim kriterler geçerli. Onların da her yazdıklarıyla sınırlarını zorlamalarını, kendilerini geliştirmelerini bekliyoruz. Yazarlarımızın dosyaları arasından yayımladığımız eserlerin oranı ise %30 civarında.

Sağlıklı işleyen bir yayınevi organizasyonu nasıl olmalı? Bu organizasyonda yayınevi sorumlusunun rolü nedir?

Asya Çağlar: Yayıncılar Birliği tarafından AB desteğiyle yürütülen ve 2016 yılında gerçekleşen “Mesleğimiz Yayıncılık” projesinin sonuçlarına göz atılmasını öneriyorum. 15 ay süren bu projede yayıncılık sektöründeki organizasyon şeması, iş alanları, görev dağılımları olması gerektiği gibi yazılı hâle getirildi. Ben de sık sık, bu çalışmaya dönüp bakarım. Buna ek olarak hiç tartışmasız yayınevinin olmazsa olmaz birimi editoryal alandır. Bir yayınevinin kimliğini, tarzını, çizgisini belirler o bölüm. Yayın yönetmenliği çatısı altında farklı türler için birden fazla editörün görev alması gerektiğini düşünüyorum. Genel Müdür çatısı altında yayın yönetmeni, pazarlama-satış, kurumsal iletişim gibi tüm alanlar farklı çalışanlar tarafından yürütülmelidir.

Esra Şanal: Sağlıklı işleyen bir yayınevinin üç önemli, olmazsa olmaz bölümünün birlikte ve ahenk içinde çalışması gerekir.

-Üretim (Nihayetinde okura ulaşacak kitabın seçimiyle başlayan ve matbaadan basılmış hâlde çıkmasına kadar devam eden aşamalar)

-Finans ve Muhasebe (Yapılan harcamaların, vergilerin, faturaların vb. düzenlenmesi, takip edilmesi)

-Satış ve Pazarlama (Ürünün okura ulaşması için yapılan her türlü anlaşma, reklam vb. yürütülmesi)

Yayınevi sorumlusu, tüm bu bölümler arasındaki ilişkinin verimli bir şekilde yürümesini sağlar.

Selda Çilingir: Yayınevimizde huzurlu ve hak gözetilen bir çalışma ortamı oluşturmak en önemli ve öncelikli yükümlülüğümüz. Çalışmalarımızda herkesin söz hakkına sahip olduğu; yazar, çizer, editör, çevirmen iş birliğini güçlü ve dinamik tuttuğumuz kolektif bir süreç oluşturmaya özen gösteriyoruz.

Fuat Altay: Sağlıklı işleyen bir yayınevi için iki konu bizim için vazgeçilmezdir: “Adalet ve bilgi”. Özellikle bizim gibi çocuk kitapları içeriği üreten bir yayınevinde bilgi en üst düzeydeki ihtiyaçtır. Gelecek konusunda gençlere yol çizdiğimize inanıyoruz. Bu nedenle yayın kurulumuzu oluştururken, bilgi ve adalet konusuna çok önem veriyoruz.

Yayınevi olarak bilgiye erişimde olabilecek en üst seviyede açıklıktan yanayız. Kitaplarımızın künyesinde hangi tarihte, ne kadar adet bastığımızı muhakkak yazarız. Kitapları resimleyen sanatçılarımızın, çeviren edebiyatçılarımızın isimlerine kapakta yer veriyoruz.

Yazarlarımıza pandemi döneminde çok sık yaptığımız gibi, bugünlerde ortalama ayda bir defa hem sektörel haberlere dair hem de yayınevinin iç işleyişine dair toplu ileti gönderiyoruz. Yayınevimizde 1 kitabı olan yazarımız da 10 kitabı olan yazarımız da eşit şekilde bizden ve sektörden bilgi alıyor. Bu da sanıyorum yazarlarımızda güven duygusunu arttıran bir olgu.

Sinan Çam (Tudem Yayın Grubu): Mutlaka yetkin ve ağırlıklı olarak kadrolu çalışanlarla yol alınmalı. Özellikle editör, düzeltmen, grafiker, telif uzmanı, üretim sorumlusu gibi pozisyonlar kadrolu ve tam zamanlı bir şekilde kurum içinde yer almalı. Bu çalışma arkadaşlarımızın eğitimleri, birden fazla dile hâkimiyetleri ve öğrenme becerileri çok önemli. İyi bir yayınevi okul gibidir. Kendisi bir yandan gelişir ve evrilirken çalışma arkadaşlarının da eş zamanlı olarak gelişmesi gerekir. Deneyimliler, kuruma yeni katılanlara birikimlerini sağlıklı biçimde aktarabilmelidir. Bunun dışında elbette yöneticinin adil ve makul iş dağıtımı yapması, temel ve yan hakların doyurucu olması, ödemelerin zamanında yapılması, bulut sistemlerinin aktif olması, evden veya hibrit çalışmaya uygun altyapının oluşturulması ve çalışma kültürünün adapte edilmesi gibi konularda etkin rol üstlenmesi gerekiyor.

Türkiye’de yayıncılığın sorunları nelerdir? İçinde bulunduğumuz krizin de etkilerini göz önünde bulundurursak, yakın gelecekte bizi nasıl bir tablo bekliyor?

Asya Çağlar: Yayıncılık, ülkemizde biraz daha itibar kazanması gereken bir sektör olmalı. Söz gelimi sektör sıralamaları arasında yayıncılığı göremediğimiz çok oluyor. Bizim alanımızda çalışabilecek her branşa uygun, nitelikli istihdama da çok ihtiyacımız var. Bu konuda üniversitelerde bölümler açılmasının ve yayıncılık özelinde teorik ve uygulamalı derslerin verilmesinin faydalı olacağını düşünüyorum. Kâğıda ulaşım ve fiyatlandırma en büyük sorunlar arasında son zamanlarda. Döviz kuruna bağlı kâğıt fiyatları -hem dövizin hem kâğıt fiyatının artışıyla- basım maliyetlerini her geçen gün artırıyor. Yayıncılar da yeni yazar ve yeni dosyalara eskisi gibi basım sırası veremiyor. Hatta nispeten yavaş satılan kitaplara veda ediliyor maalesef. Sürekli satabilen, bir satış döngüsü olan kitaplara eğilmek işten değil. Benden sıklıkla kitap listesi isteyen kurumlar var, son yıllarda şunu söylüyorum: “Bu listedeki her kitabın baskısı var mı, önce bunu soralım.” Böyle değildi. Kitaplar tükenmeden yeni baskısı yapılıyordu. Şimdi, sipariş gelmeden baskı yapılmıyor. Girdi maliyetleri çok arttı.

Her ilçede kitabevlerinin de olmaması kitapların görünür olmasını engelliyor. Yine kitabevleri özelinde mağaza maliyetlerinin yüksekliği, bu işi yapmamalarına da neden olacak gibi duruyor. 

Her durumda dijital kitap dediğimiz sesli kitap ve e-kitap kurtarıcı olabilir yakın zamanda, diye düşünüyorum. Ancak korsanın bu zor zamanlarda tekrar artışa geçtiğini üzüntüyle karşılıyoruz.  

Esra Şanal: Kurulur kurulmaz pandeminin etkileriyle yüzleşen bir yayınevi olarak, bizim için en önemli sorun “satış ve pazarlama” konusunda yaşadığımız zorluklardır. Çevremizdeki daha tecrübeli yayıncıların da bu konudan şikâyetçi olduklarını biliyoruz.

Bizce yayıncılığın “satış ve pazarlama” sorunlarının temelinde kitapçıların “konsinye çalışma” alışkanlığı yatıyor. 

Konsinye satışın yayınevlerine katkısı “sıfır”dır. Fakat dezavantajları çok fazladır: Yayınevleri kitap üretmek için şirket olmanın gerektirdiği her türlü düzeni kurmak zorundadır. Bunun aksini düşünemeyiz. Yayınevleri kitap basmak için eleman çalıştırmaktadır. Vergi, sigorta ödemektedir; şirket merkezi için kira, stopaj, aidat ödemektedir, depo tutmaktadır; kargo maliyetleri vardır. Tüm bu masraflara, son zamanlarda fiyatı her hafta değişen kâğıt ve basım maliyetleri eklenmektedir. Bu masrafların tamamı peşin (!) olarak ödenmektedir.

Bütün ödemelerden sonra karşınıza konsinye satış engeli çıkmaktadır.
Kitapları ücretsiz gönder. (Tek başına şirket batırmak için yeterli! )
150 gün vade yap.
En az %50-55 iskonto yap.

Peki vade sonunda paranı aldın mı, hayır! Ne oldu? Kitaplar satılmadı, iade! (Üstelik bu iadeler hasarlı ve tekrar satılamayacak şekilde gelebiliyor. Özellikle üretim maliyetleri yüksek olan, genellikle ithal kâğıt kullanılan resimli kitaplarda bu tam bir zarar oluyor.)

Bu şekilde hiçbir firma ayakta kalamaz, yani yayıncılık sektörü problemlerinin başı da sonu da konsinye satıştır.

Selda Çilingir: Hepimizin bildiği dağıtım, kâğıt gibi sorunlar dışında en büyük problem haksız rekabet yaratan banka yayınevleridir. Banka yayınevleri, sahipleri olan bankaların geniş sermaye olanaklarını kullanarak piyasayı domine edebilmeleri sonucunda, kendi satışlarıyla var olmaya çalışan orta ve küçük yayıncıların yaşama olanaklarını yok ediyorlar. Buna benzer şekilde son yıllarda zincir okulların da yayıncılığa başlaması, yayıncılığın geleceğini çok kötü etkileyecek gibi görünüyor.

Fuat Altay: Açıkçası birçok panelde, oturumda, ufacık buluşmalarda bile, neredeyse zevk alırcasına yayıncılığın sorunlarına değinen meslektaşlarımız var. Onlar bu mülakatlarda da uzun uzun bu soruya cevap vereceklerdir. Dolayısıyla ben çok detaya girmek istemiyorum. Türkiye’de kâğıt fabrikalarının yok olması ve dışa bağımlılık en büyük sorun gibi duruyor yayıncılık için. Bu, maliyetleri artırsa da benim üzerinde durmak istediğim ve en çok üzüldüğüm konu kültürel çeşitliliğe çok büyük zarar veriyor olması. Yayıncıların çoğu şu anda riske girmek istemiyor ve bu da yeni yazarların ilk dosyalarının yayımlanmasında yayıncıların isteksizleşmesine sebep oluyor.

Sinan Çam: Temel konu finansal. Daha doğrusu satın alma sözleşmeleri ile satış sözleşmeleri arasındaki finansal uyumsuzluk. Satın alma tarafında telif, maaş, SGK, vergi ve kira gibi giderleri zaten peşin olan sektöre bir de kâğıt gideri peşin olarak eklendi, hem de eğitim yayıncılığında 6 kat, kültür yayıncılığında 4 kat artmış olarak. Yeni baskılarda azalma yaşanmasının ya da tekrar baskılardaki gecikmelerin sebebi aslen budur. Yayıncıların bunu öz kaynakları ya da kredi kullanımı ile finanse etmesi gerekiyor. Bu noktada da iyi bir finansman becerisi mutlak bir zorunluluk hâline dönüştü. Benzer bir şekilde maliyet muhasebesi becerileri de kritikleşti. Maliyetlerin sürekli değiştiği bir ortamda fiyatlama süreçleri, fiyatların ne kadar süre ile geçerli olacağı stratejik konulara dönüştü. Özellikle telifli olmayan klasikler ya da eğitim yayınları gruplarında benzer ürünlerin fiyatları arasındaki makas ciddi olarak açıldı. İki uçta da fiyatlama görüyoruz. Yani satış baskısı ile fiyatlarını makul tutanlar ve maliyet baskısı ile yüksek tutanlar. Henüz net bir dengeden söz edemiyoruz.  

Satış tarafında ise konsinye sözleşmelerin tamamı yayıncı açısından paradoksal bir hâl aldı. Devam etmesi zor, vazgeçmesi imkânsıza yakın. Resmi tüketici enflasyonu %70, üretici enflasyonu %120. Bunları reel olarak 1,5’la çarpabiliriz. Bu ortamda konsinye sözleşmenin maliyeti de ciddi boyutlara ulaşıyor. Yıllık toplam cirodan yapılan kâr, yayıncıları memnun ediyor ama konsinye bölümün maliyeti, yapılan kârı geçiyor. Üstelik bu ticari alıcılar fiyatlar arttığında aldıkları fiyat ile yeni fiyat arasındaki farkın kendilerine fatura edilmesini de kabul etmiyorlar. Tam bir nalıncı keseri hikâyesi. Ben bu sözleşmeleri sürdürülebilir bulmuyorum. Aynen sürdüren ya da tadil etmeyen yayıncıların daha fazla finansman sorunu yaşayacaklarını öngörebiliriz. 

Yakın gelecekte bazı yayınevlerinin faaliyetine maalesef devam edememe ihtimali artmış durumda. 2023 yılında birleşme, satın alma ya da iflas haberlerinin artacağını düşünüyorum. 

Yayıncılık sektörünün sorunlarına dair çözüm önerileriniz nelerdir? Devletin çözüm konusunda nasıl bir rol üstlenmesini beklersiniz?

Asya Çağlar: Öncelikle daha çok kütüphane olmalı. Her mahalleye bir kütüphane, her okula bir kütüphane gibi artmalı. Kamunun her kitabın ilk baskısını bu kütüphaneler için yayıncıdan satın almasının önemli bir katkı sağlayacağını düşünüyorum. Yayıncılığa özel desteklerin artması, hibe ve okuma kültürü çalışmalarının yoğunlaşması ne güzel olur. 

Devletin kütüphanesiz okul kalmayacak şekilde destekleyici çalışmalar yapmasını isteriz. Yazarların ve yayıncıların rahatlıkla devlet okullarına erişmelerini de bekliyoruz. 

Yayıncıdan bağış yoluyla kütüphane kurma çalışmaları yerine, şirketlerin sosyal sorumluluk çalışmaları kapsamında destek olmalarını bekliyoruz. 

Okuma kültürüne dair hem kamu hem de özel sektörde çalıştaylar yapılmalı, yazar söyleşileri artmalı, kitabın her çocuğun hakkı olduğu bilinci yaygınlaşmalı ve yerleşmelidir. Ülkemizde 13 milyona yakın genç nüfus var. Bu genç nüfusun büyük bir kısmının yetişkin olana kadar kısıtlı şekilde çocuk kitabına erişim sağladığını okuyoruz. Erişim sorununu çözmek de önemli bir adım olacaktır. 

Esra Şanal: Bir önceki sorunuzda “konsinye satış” sorunundan bahsetmiştik. Bize göre çözüm, normal ve olması gereken bir ticari faaliyettir. Nedir o?

Siparişe göre uygun iskonto ve vade ile faturanı kes, kitapları yolla, vade sonunda fatura bedelinin tamamını eksiksiz ve düzenli olarak tahsil et. 

Satılmadı yok, iade yok. Neden? Çünkü dağıtımcılar her yere kitapları dağıtır, kitabevleri de rafları doldurursa, ki böyle oluyor, o zaman ülkedeki tüm kitabevlerini, yayıncılar finanse etmiş oluyor. Burada taşın altına elini koyan da eli taşın altında ezilen de ne yazık ki yayınevleridir.

Konsinye çalışma şekli haksızlıktır ve bile bile devam etmek, içinde bulunduğumuz kriz ortamını da düşünürsek ticari intihardır. Bu sistemin değişmesi gereklidir. Özellikle bizim gibi küçük ve bağımsız yayınevleri için bu konu, çok daha önemli bir sorun teşkil ediyor.

Devletin yayıncılıkla ilgili yapabileceği  en etkili çalışma ise okuma kültürünün yayılmasını, kitap sevgisinin artmasını sağlayan yatırımlardır. Kütüphanelerin artırılması (bu çocuk kütüphaneleri için de geçerli), sık sık yayınevlerinin ve halkın ücretsiz faydalanabileceği festivaller ve fuarlar düzenlenmesi, reklamlar verilmesi, etkinlikler yapılması hem okuma oranının artmasına hem de zaman içinde kitap satışlarına faydalı olacaktır.

Selda Çilingir: Sabit fiyat yasasının yayıncılık sektörü üzerindeki sorunların bir kısmını hafifleteceğini düşünüyoruz. Ayrıca dağıtıcılara verilen iskonto oranlarının tüm yayıncılar için sabit ve makul düzeye getirilmesi de özellikle orta ve küçük yayıncılar için bir çözüm sunacaktır. 

Fuat Altay: Geçtiğimiz yıllarda kitaptan KDV kaldırıldı. Ancak bu durum tahminlerin aksine ne kitap fiyatlarına yansıdı ne de yayıncıların kârlılığını artırdı. Dolayısıyla devletten vergi, stopaj vb. indirimler talep etmekten öte, her yayımlanan kitabı (eğer içeriği ve kullanım durumu uygunsa) etiket fiyatından satın almasını ve tasarrufta bulunmasını bekliyorum. Yayıncı her yayımladığı kitabın bir bölümünü devletin satın alacağını bildiğinde bu, bir önceki soruda da değindiğim gibi yayıncıyı yeni kitap çıkarmakta teşvik eden, dolaylı yoldan da kültürel çeşitliliğe katkı sunan bir destek olur. 

Sinan Çam: Sabit fiyat yasası taslağı Türkiye Yayıncılar Birliği liderliğinde, sektörün diğer dernek ve meslek birlikleri bileşenlerinin de katkıları ile son hâlini aldı ve bürokrasiye sunuldu. Kısa vadede yasalaşmasını beklemiyorum ama olursa yayıncılık ve bağlı gruplar için harika bir gelişme olacaktır. Yayıncılar olarak kâğıda %8 (hatta kuşe karton grubunda %18), matbaaya %18 KDV ödüyoruz ve kitap satışında KDV yok. Hâliyle, sürekli olarak maliyeden alacaklıyız. Bir nevi maliyeyi valör olarak finanse ediyoruz diyelim. Devlet buna bir çözüm bulmalı. Bir de sorumlu sıfatı ile ödenen 2 no’lu KDV ve stopaj konusu var. Burada bir sonraki soruya da kısmen cevap vermiş olacağım. %18 KDV ve %17 stopaj ödeniyor hak sahibi adına. Brütten hesaplanan oranlar bunlar. Netten bakılınca %42’ye geliyor. Yani şöyle düşünelim: Diyelim ki bir illüstratöre 5000 TL ödendi. Buna karşılık yayınevi, illüstratör adına 2100 TL vergi ödüyor. İnanılmaz yüksek bir oran. Biz uzun süredir maliyeye şunu söylüyoruz: Hak sahibi yabancı ise stopaj %10, T.C. vatandaşı ise %17; bu kesinlikle yerli/milli bir tutum değil mesela. Telif üstündeki hem stopajın hem de KDV’nin acilen düşürülmesi ve bunun yayıncılar tarafından hak sahiplerine yansıtılması gerekiyor. Son olarak Muzır Kurul’un hukuk dışı uygulamaları acilen son bulmalı. Söz ettiğimiz kurullar hâkim, savcı ya da polis gibi çalışıyor, bu asla kabul edilemez. Sesimizi bu konularda daha çok yükseltmemiz lazım. 

Kitap üretiminde rol alan aktörlerin (yazar, çevirmen, illüstratör, editör vb.) genellikle çalışma koşullarından ve aldıkları ücretlerden şikâyetçi olduklarını biliyoruz. Bu tür tartışmalarda eleştiri okları yayınevi yöneticilerine yöneliyor doğal olarak. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz bu sorunları?

Asya Çağlar: Yapılan sözleşmelere göre bu durum değişir aslında. Her baskı için telif alma koşulu ve kitabın çok baskı yapmasıyla bu sorunların azalacağını düşünüyorum. Kitabın yayıncının elinden çıkıp okura ulaşıncaya kadar birçok kişinin emeği olduğunu, çok aşamalardan geçtiğini biliyoruz.  Her aşamada da üzerine bir maliyet ekleniyor.

Esra Şanal: Kurulduğumuzdan beri, emekçinin alın teri kurumadan hakkını verme düşüncesinde olduk. Birlikte çalıştığımız, emeğinden faydalandığımız kişilerle anlaştığımız ücreti iş tesliminde peşin olarak ödüyoruz. Şu ana kadar herhangi bir sorun yaşamadık. Yaşamamayı diliyoruz.

Selda Çilingir: Bazı yayınevlerinde suistimaller yaşanabiliyor. Yayınevleri çeviri bir kitap yayımladıklarında telif ücretlerini peşin olarak ödüyorlar. Yerli kitap yayımladıklarında ise yüz yüze görüşebildikleri yerli telif sahibine güçlerinin yettiği oranda az veya gecikmeli ödeme yapmak yoluna gidebiliyorlar. Ya da maaşlı çalışanlarına fazladan iş yükleyebiliyorlar. Biz yazar, çizer ve çevirmenle telif usulü, editörle de parça başı çalışıyoruz. Her biri gerçekten kalifiye olan bu insanların hak ettikleri parayı kazanabilmeleri bizim için önemli.

Fuat Altay: Bu soru şikâyet edilene sorulduğunda, savunma gibi bir cevap gelir. Bence sorunun muhatapları şikâyet edenler olmalı. Konunun sadece ücret olduğunu düşünmüyorum. Bu sebeple biz de hangi konulara odaklanarak kitap üretiminde rol alan aktörlerin çalışma şartlarını iyileştirebiliriz diye kafa yorabiliriz.

Sinan Çam: Yukarıda açıkladığım vergi meseleleri haricinde hak sahiplerinin ücretlerinin, sözleşmeleri ile uyumlu oran ve vadelerde ödenmesi gerekiyor. Yayıncıların bu konuda kesinlikle sorumluluğu var. Hak sahiplerinin de takip etmeleri gerekiyor. E-devletten ya da Telif Hakları Genel Müdürlüğünün ekranlarından eserlerin baskı durumunu takip edebilirler. Bir de elbette bu konuda hassas olan ve düzgün çalışan yayınevlerini tercih etmeleri daha mantıklı olacaktır.

Kitap üretiminde, işin mutfağında sizi zorlayan şeylerden bahsedebilir misiniz? Örneğin yazar-yayınevi ilişkileri sağlıklı ilerliyor mu? Nitelikli çevirmen, illüstratör gibi iş gücüne ulaşmakta zorluklar yaşanıyor mu?

Asya Çağlar: Mutfak kısmında zorlanmamak için hak sahipleriyle henüz sözleşmeler imzalanmadan, değerlendirme ve yorumlara açık olup olmadıklarını soruyorum. Dosyaları ve çizimleri üzerinde yoğun bir editoryal çalışma olacağını, editörlerden gelen notları acı eleştiriler olarak görmemeleri gerektiği konusunda ön bir konuşma yapıyorum mutlaka. Bu sürecin basıma kadar şeffaf yürütülmesinin hepimiz için sağlıklı olacağının altını çiziyorum, şu ana kadar olumsuz bir durumla karşılaşmadım.  Nitelikli illüstratörler ve çevirmenlerin sayısının artmasını diliyorum. Çok sayıda yayınevi var ve çok sayıda eser yayımlanıyor, o nedenle sektörün hâlâ çok ihtiyacı var. 

Esra Şanal: Pandemi etkisiyle başlayan zorluklardan dolayı kitap üretimimiz çok yavaş ilerliyor. Bir program çerçevesinde hareket edemiyoruz. Özellikle son dönemdeki kâğıt ve matbaa maliyetleri, her hafta gelen zamlar kaliteli üretimden ödün vermek istemeyen bizleri çok zor duruma düşürdü. Satışların da verimli olmaması bu sıkıntıyı katlıyor. 

Nitelikli editör, çevirmen gibi iş gücüne ulaşmakta şu ana kadar zorluk yaşamadık.

Selda Çilingir: Biz yazarla ve çizerle, kitabın editör düzenlemesiyle oluşturulacağı konusunda baştan anlaşarak işe başladığımız için önemli bir problem yaşamıyoruz. Çizer dünyasına yakın olduğumuz ve çizgi kalitesi yüksek kitaplarımızla kendimizi kanıtladığımız için çizer bulmakta da bir problemimiz yok.

Fuat Altay: Bizim sürekli temasta olduğumuz on sekiz yazarımız var. Açıkçası yazarlarımızla ilişkilerimizde hiçbir zorluk çekmiyoruz. Çok güzel bir üretim sürecimiz oluyor. Biraz önce de dediğim gibi her zaman açıklıktan yanayız. Kitabın hazırlanış sürecine olabildiğince dâhil ediyoruz yazarlarımızı. Çok farklı çevirmenlerle çalışmadığımızdan (genelde ana dilden çeviri yaptırıyoruz, o sebeple bazı dillerde zaten seçenek az) o konuda da bir sorunumuz olmuyor.
İllüstratörler konusundaysa ilk defa çalıştığımız bir sanatçıysa biraz kaygılanabiliyoruz. Ama genelde onlarla da sorunsuz ilerletiyoruz üretim sürecini.

Nitelikli bir yayın yapmak istiyorsanız ne yazar, çizer ve çevirmenden ne de baskıdan ödün vermemeniz gerekiyor. Bazı zamanlarda bütçemizin karşılamadığı çok büyük işler de yaptık. Her zaman niteliğe öncelik verdiğimiz için de destek gördük. Bazen öyle bir metin geliyor ki, şu çizerden başkası asla çizemez hissi uyanıyor yayın kurulunda. Bazen öyle güzel bir kitap hazırlanıyor ki ne olursa olsun en üst kalitede kâğıt kullanma ihtiyacı hissediliyor. Dolayısıyla ben bu süreçte iyi niyet ve dürüstlükle işlerin çok kolaylaştığı kanısındayım.

İlke Aykanat Çam: İnsan ilişkilerinin olduğu her yerde elbette sorunlar olabiliyor. Bu sorunları, dokumuzun, anlayışımızın uyduğu, işini bizim kadar ciddiye alan, sorumluluklarının bilincinde olan insanlarla çalışmaya devam ederek, onları bırakmayarak, bu kriterleri yerine getirmeyen kişilerden ise kaçarak çözdük. Yoksa, bir çeviri beş kez editlenebilir ya da bir kitap on ay resimlenmeyi bekleyebilir. Teknik bilgi ve beceri, estetik kaygı ve sanatsal bakış gerektiren bu işlerde bile en önemli özelliğin iyi karakterli olmak olduğunu çok uzun yıllar içinde defalarca gördük.

Yayımladığınız kitapların dağılımını gözettiğinizde telif eserler mi yoksa çeviri eserler mi sayıca öne çıkıyor? Yayınevi olarak çeviri eser seçiminde özel kriterleriniz var mı? Çeviri eser seçiminde ajanslar etkin rol oynuyorlar mı?

Asya Çağlar: Haziran 2021’den bu yana yoğunluğu çeviri esere vermeye başladık. Bu bir tercihti benim için. Kelime Yayınlarının ilk yıllarında yerli yazarlara kapımızı açık dedik. Birçok yazarın ilk eserini yayımladık. Ancak değişim, dönüşüm hepimiz için kaçınılmaz. Daha çok çeviri esere yönelmemizin nedeni, farklı kültürlerdeki kitapları ülkemiz çocuklarına ulaştırma ve bir köprü olma isteğidir. 200’e yakın ülke, sayısız dil ve her ülkenin vazgeçilmez çocuk edebiyatının peşindeyim şu sıralar.
O nedenle her dilden çeviri yapacak nitelikli çevirmenlere ulaşmaya çalışıyorum.

Esra Şanal: Şimdiye kadar yayımladığımız kitapların yarısı çeviri eserlerden oluşuyor. Çeviri eserlerde de yine ilk sorunuzda belirttiğimiz, yayıncılık ilkelerimize uygun eserleri almaya gayret ediyoruz. Sadece resimli çocuk kitapları yayımladığımız için, metnin niteliği kadar görsel kalitesi de etkileyici ve dengeli olan eserleri seçme gayretindeyiz. Çeviri kitapların alınmasında her zaman ajanslarla çalışıyoruz.

Selda Çilingir: Yayıncılığa çeviri eserlerle başladık ama şu an sayıları eşitlendi. Otuz çeviri otuz yerli olmak üzere altmış kitabımız var. Çeviri kitaplarda, yayın yelpazemizde eksikliğini hissettiğimiz konulara ya da yaş aralığına yönelik, çizgileri etkili kitaplarla ilgileniyoruz. Ajansların önerilerini değerlendiriyoruz.

Fuat Altay: Aslında bakarsanız kurulduğumuz dönemde yayın çizgimizi üçte bir telif, üçte bir çeviri, üçte bir çocuk klasikleri olarak belirlemiştik. Ancak kâr amacı gütmeyen bazı yayıncıların, neredeyse zararına çocuk klasikleri yayınlamasıyla o alandan biraz uzaklaştık ve o payı da telif eserlere aktardık. Şu anda çocuk klasiklerinden seçip yayımladıklarımız tamamen kendi zevkimiz için hazırladıklarımız. Dolayısıyla üçte iki telif, üçte bir çeviri olarak devam ediyoruz.

Çocuk ve gençlik yayıncılığı söz konusu olduğunda ülkemiz yayıncılığı ne durumda sizce? Dünya çocuk edebiyatıyla kıyasladığımızda nasıl bir tablo ortaya çıkıyor? 

Asya Çağlar: 2000’li yılların başı itibariyle Türkiye’deki çocuk yayıncılığının hem niteliksel hem de niceliksel olarak gelişmeye, ayrı bir alan olarak görülmeye başlandığını gözlemliyoruz. Kelime Yayınları gibi, sadece çocuk kitabı yayımlamak üzere yeni yayınevleri kurulurken yıllarca yetişkin kitabı yayımlayan yayınevleri de bu alana girdiler. Sevilerek okunan yazarlar çocuklar için de yazmaya başladılar. Yayınevleri içinde yeni istihdam alanları çıktı. Sektör büyümeye devam ediyor ve edecek gibi de duruyor. 

Özellikle resimli kitaplar konusunda çok değerli çabalar ve eserler var. Yaratıcı fikirler,  atölyeler, yenilikçi okuma modelleri, disiplinlerarası yaklaşımlar, düşünme biçimleri ve farklı içerikte bolca kitap gözlerimi kamaştırıyor. Her geçen gün dünya ile eş değer yeni kitaplar yayımlanıyor. Dünya yayıncılık sektöründe olanları yakından takip eden çok sayıda yayıncı var. Henüz tam olmasa da buna yaklaşan bir durumdayız, diye düşünüyorum.

Dünya standartlarında işler yapan birçok yayıncı, yazar, çizer olduğunu düşünüyorum.

Esra Şanal: Ülkemizde okuma alışkanlığının yeterli düzeyde olmadığını biliyoruz. Çocuklar, ebeveynlerini örnek alarak büyüyorlar. Okuyan, kitap talep eden bir yeni nesil için, önce yetişkinlerin iyi okur olması gerekli. Aynı zamanda bu kaliteli ve edebi değeri yüksek kitapların da ortaya çıkmasında itici güç oluyor.

Ayrıca daha önce belirttiğim maliyet, satış ve pazarlama konusunda yaşanan zorluklar zaten yayıncıların elini kolunu bağlıyor. Yine de tüm sıkıntılara rağmen ülkemizdeki çocuk ve gençlik yayıncıları özveriyle çalışarak çok iyi, zengin içerikli kitaplar üretiyorlar.

Selda Çilingir: Dünya genelinde kitap okuma alışkanlığı, eğlenmeyi ve güzel vakit geçirmeyi içeren bir kültür. Bizde ise kitap okumak sadece çocuğun bir şeyler öğrenmesi için bir araç olarak görülüyor. Yabancı yayınlar korku edebiyatıyla, çizgi romanıyla, mizahıyla çok zengin; fakat bizim anne babalarımız “Aman bu kitap çocuğumuza yanlış şeyler öğretecek,” çekincesi taşıdığı için, yerli çocuk kitabı kültürümüzün zenginleşmesi maalesef çok zor.

Fuat Altay: Öncelikle güzel bir haber vermek isterim. Çocuklar kitap okuyor! Okumuyor, ilgilenmiyor, sevmiyor gibi kalıplaşmış ifadeler kesinlikle gerçek değil. Bunda önce eğitimcilerin sonra da ailelerin bilinçlenmesi en büyük faktör. Çocuk ve gençlik yayınlarında okura ulaşım ve talep artışı kaliteyi de yanında getiriyor. Çok güzel çalışmalar oluyor, yayıncılar çok farklı alanlarda uzmanlaşıyor. Her yıl bir önceki yıla göre akılda kalan iş sayısı artıyor. 

Gördüğüm, takip edebildiğim kadarıyla dünyada iki yılda bir yeni konu akımları oluyor. Güncel konu etrafında çocuk kitapları toparlanıyor. Ülkemizde bunun böyle olmaması dünyadan da bir tık önde olduğumuz hissi yaratıyor bende. Çok memnun oluyorum. Yine de kabul etmemiz gereken bir gerçek, dünya edebiyatında çocuk kitabı sadece bir kitaptan ibaret değil. Onlardan özellikle pazarlama ve okura çok yönlü ulaşım konularında öğrenecek çok şeyimiz var.

İlke Aykanat Çam: 1990’ların sonundan itibaren çocuk edebiyatını önemseyen, bu alanda uzmanlaşan yayınevleri arttıkça nitelik de eskiye göre elbette yükseldi. Ancak şimdi de fazla üretim nedeniyle, bir zaman önce erişmiş olduğumuz nitelik standartları düşüyor. Yayınevlerinin daha fazla yorulup iyinin peşinde koşmaya devam etmeleri gerekiyor. 

Dünya çocuk edebiyatında da durum aynı aslında. İyi ve kötü kitaplar bir arada yayımlanıyor. Ama ödüller, seçkiler, bu alana odaklanmış dergiler, çocuklar için kitap seçen yetişkinlerin seçimlerinde etkili oluyor. Sadece bu yetişkinler değil, dünyaca ünlü ödülleri bizler de takip ediyoruz. Üst çıtayı biraz bu kitaplar belirliyor. Bu nedenledir ki 13 yıldır uğraş veren İyi Kitap’ı çok önemsiyoruz.

Kitaplarınız yurt dışına satılabiliyor mu? Ülkemizdeki ajansların bu alandaki çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Asya Çağlar: Henüz herhangi bir kitabımızı yurt dışına satmadım. Yayıncılar telif hakkı almak için fuarlara katılırdı yıllar öncesinde. Ancak şimdilerde öyle değil, hem almak hem de satmak için fuarlardayız artık. Ajanslar aynı zamanda yazar ajanslığı da yapıyor. Yayınevlerinde bu alanlar için birimler kuruldu ve istihdam sağlanıyor.  Yurt dışı bağlantıları, fellowshipler çok verimli geçiyor. Ajansların çok aktif çalıştığını görüyorum, çok ümit verici sonuçlara ulaşılacağını düşünüyorum.

Esra Şanal: Henüz ajanslarla bu yönde bir çalışma yapmadık. Ama zaman içinde elbette biz de ajanslar yoluyla kitaplarımızın yurt dışına satılmasını, farklı dillerde yayımlanarak oradaki çocuklara ulaşmasını isteriz. Ajanslarla hem çeviri eser almak hem de kitap satmak için çalışmak, köprü görevi gördükleri için kolaylık sağlıyor. Anlaşmalar hızlı ve güvenli oluyor.

Selda Çilingir: Bir ajansla çalışıyoruz fakat henüz dışarıya satılan bir kitabımız olmadı. Yurt dışına çocuk kitabı satışı henüz yeni bir konu, önümüzdeki yıllarda daha iyi olacaktır.

Fuat Altay: Şu an için sınırlı da olsa bazı ülkelere telif hakkı satışlarımız oldu. Çin’e doğrudan, İran’a TEDA aracılığıyla, Avrupa ülkelerine ise ajanslar üzerinden ulaşıyoruz. Görüyorum ki son üç yılda pandemiye rağmen, yurt dışı satışları oldukça arttı. Ajanlarımızın tamamı fedakâr birer edebiyat elçisi. Hepsine minnettarım.

Sinan Çam: Evet, bugüne kadar 30’un üstünde kitabımız farklı dillerde yayımlandı. Ancak bunun için çok uzun süre uğraşmamız ve doğru insanları bulmak için denemeler yapmamız gerekti. Ülkemizdeki ajansların çoğu satın alma ajansı. Bir tür ithalat olarak düşünebiliriz bunu, çünkü ana ciro ve kârlılık orada. Telif hakkı satışı üzerine yoğunlaşan ajanslar doğmalı ya da mevcut ajanslarda yayınevleri tarafından finanse edilen satış odaklı çalışma arkadaşları istihdam edilmeli diye düşünüyorum. İllüstratörlerimiz çok yetenekli, kendilerine yurt dışından işler arıyorlar, hâlbuki resimli kitaplarımız yurt dışına iyi sunulursa onlar için de bir fırsat olacaktır. 

Yayımladığınız herhangi bir kitapta, devletin ya da okurun olumsuz tepkisinden çekinerek otosansür yoluna gittiniz mi? Genel çerçevede sansür ve otosansür konusundaki görüşünüz nedir?

Asya Çağlar: Yayımlayacağım çocuk kitaplarını, farklı disiplinler ve müfredatla bağlantılı okuduğum doğrudur. Okulların ihtiyaçlarına ve çocuk okurun gündelik sorunlarına, beklentilerine bakmaya çalışırım. Ancak bir otosansür uygulaması değil bu çalışmalar.

Esra Şanal: Kurulduğumuzdan bu yana 2-8 yaş aralığındaki çocuklar için resimli kitaplar yayımladık. Özellikle bu yaş grubunu sorumluluk isteyen bir alan olarak görüyoruz. Doğrusu çeviri kitap seçerken otosansür ve satış kaygısı yaşadığımız zamanlar oluyor. Cinsiyetçiliği, ırkçılığı, ayrımcılığı, şiddeti öven, insan ve çocuk haklarına aykırı öğeler içeren kitaplar yayın programımıza zaten giremez. Çocuklar kitaplarımızdan faydalanırken ebeveynlerinin, eserlerimizin içeriği konusunda rahat olmalarını isteriz. Yayıncılık ilkelerimiz bunu sağlıyor.  Genel anlamda ise insan haklarına aykırı olmadığı sürece bir edebiyat eserinde sansüre karşıyız.

Selda Çilingir: Çeviri kitaplarımızın içeriğine, kimi zaman gereken editör imzasıyla gerçekleştirdiğimiz yerelleştirmeler dışında hiçbir zaman müdahalede bulunmuyoruz. Devletin ya da okurun tepki gösterebileceğini düşündüğümüz kitapları en baştan zaten seçmiyoruz. Buna da bir açıdan otosansür denebilir.

Fuat Altay: Devletin olmasa da okurun olumsuz tepkisi her kitap için olacaktır. Çok kalabalık bir ülkede, çok farklı kültürler iç içe yaşıyoruz. Bilgiye olduğu gibi kitaba da ulaşmak artık çok kolay. Bugün yayınlanan bir kitap 3-4 gün içinde Türkiye’nin her yerine ulaşabiliyor. Dolayısıyla kozmopolit okur kitlemizi (daha doğrusu ailelerini) tamamen memnun edemeyeceğimizin farkındayız. Bu sebeple bize okurlarımızdan (daha doğrusu ailelerinden) gelen tepkiler olduğunda, bu tepkinin gerçek okurumuzdan yani çocuklardan mı, yoksa ailelerden mi geldiğini öğrenmek istiyoruz. Çocuklardan gelen eleştirileri çok önemsiyoruz. Ama diğerleri için elimizden çok bir şey gelmiyor. Dolayısıyla, eleştiri ve okur tepkisine soğukkanlı yaklaşmayı biliyoruz. Bundan dolayı da rahat hissediyoruz.

İlke Aykanat Çam: Çeviri kitaplarımızda, sayısı çok az da olsa, yazarından izin alarak sözcük değiştirdiğimiz oldu. Örneğin, Cary Fagan’ın Şapkada Eriyen Bay Karp adlı kitabında bira kapağı koleksiyonunu, gazoz kapağı koleksiyonu olarak değiştirdik. Kurguyu etkileyen bir durum yoktu, yazarı izin vermişti. Bir çocuğun bu kitabı okumasına bir yetişkinin bunu konu ederek engel olmasını istemiyorduk. 

Yerli eserlerde ise bu artık pek gündemde olmayan bir konu çünkü bizimle aynı ülkede yaşayan yerli yazarlarımızın çoğu otosansür mekanizmasını içselleştirmiş durumda. 

Domuz, haç gibi unsurlar yabancı kitapların ülkemize girişinde her zaman bir engel olmuştur. Ancak bunlar dışında saçma boyutlara ulaşan sansür uygulamaları da var. Duyduğumuz, bildiğimiz örnekler çok fazla: Resimlerde etek boylarının uzatılması, argo sözcüklerin metinden temizlenmesi, boşanmış ebeveyn karakterlerin ya da tek ebeveynli aile kurmacalarının değiştirilmesi gibi. 

Sırf popüler bir ismin kaleminden çıktığı için, çoksatar olma olasılığı nedeniyle bir kitabı yayımlar mısınız? Raflarda gördüğümüz bu tür örneklere dair düşünceleriniz nedir?

Asya Çağlar: Fazla eleştirel bakmıyorum bu duruma. Zaman içinde beğenilirse okunur ve raflarda kalmaya devam eder, beğenilmezse zaten devamı olmaz. Süreklilik sağlıyorsa çocuk okurun gözüne girmeyi başarmıştır diye düşünmek gerekir. 

Metin, temel çıkış noktamızdır. Eserin basılmaya değer olup olmamasına göre yayımlama kararı alıyoruz. Çocuk okurun çok seçici olduğunu ve iyi birer eleştirmen olduğunu düşünüyorum. Yazarın popüler olma durumu yetişkin okuru etkileyebilir ancak çocuk okur beğenmiyorsa okumuyor kitabı. En güzel yanıtı onlar veriyorlar. 

Esra Şanal: Yayımlanması için bir eserin mutlaka “nitelikli” olması gerekir. İyi yayıncılık sadece kazanmak değildir, olmamalıdır. Bu tip örnekler uzun dönemde yayınevi için prestij kaybına yol açabilir.

Selda Çilingir: Bizim şu anki yayıncılık politikamız bu doğrultuda değil ama prensipte yanlış bulmuyoruz. Bu tür kitaplara her zaman talep olacaktır, bu talebi karşılamak da yayıncılığın bir işlevidir.

Dijital yayıncılık olanaklarını nasıl değerlendiriyorsunuz? E-kitabın bugünü ve geleceği hakkındaki görüşlerinizi alabilir miyiz?

Asya Çağlar: Sesli kitap hazırlayarak bu alana adım attık. Hem sesli hem de e-kitabın şu sıralar yayıncılar ve hak sahipleri için türev gelir oluşturduğunu ancak zaman içinde bu mecraların daha da yaygın ve tercih edilebilir durumda olacağını düşünüyorum. O nedenle farklı senaryolarda yayıncılık yapmak, yeniliklere açık olmak gerektiğine inanıyorum.

Esra Şanal: Dijital yayıncılık sayesinde kitaplar çok farklı kitlelerden okuyucuyla buluşabiliyor. Resimli çocuk kitapları aynı zamanda görsel oldukları için, e-kitap olarak ancak tablet ya da bilgisayarda zevkle okunabiliyorlar. Yayıncılar için, kitabı e-kitap olarak yayımlamak daha kolay ve maliyeti az. Fakat dijital kopyanın indirilebildiği programlarda, e-kitaba çevrilen kitaplar korsan tehdidiyle karşılaşabiliyor. Hızlıca, üstelik yayımlandığı kalitede İnternette yayılıyor. Bu durumu önleyen, güvenli programlar kullanılarak e-kitabın zaman içinde yükseleceğine inanıyoruz.

Selda Çilingir: Kitaplarımızı sesli kitap formatında yayımlıyoruz. Çocuk kitapları, özellikle küçük yaş aralığında zaten çocuğu tablet ve telefon ekranından uzaklaştırmanın bir yolu olarak görüldüğü için çocuk kitabı yayıncılığında e-kitabın çok şansı olduğunu düşünmüyoruz.

Fuat Altay: E-kitap ilk konuşulmaya başlandığında ben henüz yayıncı değildim. O dönemde basılı yayıncılığı bitirecek diyenler, şimdi yanıldıklarını düşünüyorlar. Kitap kokusu gibisi var mı, diyenler ise öngörülerinin isabetli olduğu kanısındalar. Ben şu anda e-kitabın bugününün olmadığını söyleyebilirim. Ama bu, yarını olmayacağı anlamına gelmez. Yayınevi olarak biz şu anda bu konuya hâlâ yönelmiş değiliz. Önceliğimiz sesli kitaplar…

Sinan Çam: An itibarı ile bu konu sektörümüz için maalesef büyük bir hayal kırıklığı. Ülkemizde dijital okuma ancak korsan olursa talep oluşturuyor. Resmi hesaplarımızda kitabın PDF’i var mı sorusuyla karşılaşıyoruz. PDF’i şuna benzetiyorum: Spotify, Apple Music, YouTube Music yokken MP3 vardı. Tamamen korsan bir teknolojiydi. Hatta MP3 Playerlar vardı, satılıyordu. Önce iTunes çıktı, sonra buralara evrildi; artık hiçbirimiz MP3 peşinde değiliz, çok büyük oranda legal dinleme yapılıyor. Aynı evrimi yayıncılığın da e-kitabın da geçirmesi lazım. E-kitap bir ürün değil, bir hizmet. Satın almana gerek yok, yasal erişimin olması yeterli. Netflix, Spotify gibi e-kitap abonelik sistemlerinin oluşması lazım.  Bu oluşursa yayıncıların, hak sahiplerinin ciddi anlamda rahatlayacağını, yeni bir gelir modeli oluşacağını düşünüyorum. Dijital çağda kâğıda ve kargoya bu derecede bağımlı olmamız saçma geliyor. 

Türkiye’de yayıncılığın geleceğine dair olmasını istediğiniz, hayal ettiğiniz değişimler neler?

Asya Çağlar: En başta hayalini kurduğum, özellikle eğitim fakültelerinde ve çocuk gelişimi bölümlerinde çocuk edebiyatı derslerinin yer alması. Öğretmen adaylarının daha ilk yıllarında çocuk edebiyatına ilişkin bilgi sahibi olmalarının meslek yaşamlarında, okuma kültürü ve disiplinlerarası yaklaşımlarda kitabın hep başucu aracı olması açısından önemli olduğunu düşünüyorum. İletişim ve Eğitim Fakültelerinde ayrıca Yayıncılık Bölümlerinin de açılmasının hayalini kuruyorum. Mesleğimiz Yayıncılık projesinde yer alan mesleklerin eğitimlerinin verilmesi, buna ek olarak yayınevlerinde, basılı ve görsel basında öğrencilere staj olanaklarının sağlanması sektörümüze donanımlı kişiler kazandıracaktır. 

Ayrıca, yayıncılığın her durumda sosyal bir girişim olarak görülmesini isterim. Bir ticari meslek gibi görünse de temelinde tutkuyla yapılan bir iş olduğunu, okuma kültürüne katkısı açısından önemli bir alan olduğunu düşünüyorum.

Esra Şanal: Yayıncılık, her aşamasında çok emeğin olduğu bir sektör. Gerek okuma oranlarının yeterli olmaması gerekse yayıncılık maliyetlerinin fazla olması ve satış problemleri biz küçük yayıncıları zorluyor. Birbirinden değerli pek çok kitap yeterli okura ulaşamıyor. Kitap talebinin yüksek olduğu bir Türkiye’de, büyük emeklerle hazırlanan kitapların değerini bulması, okura ulaşması bizim gibi sanırım tüm yayıncıların hayali olsa gerek.

Selda Çilingir: Okurların kültürel çeşitliliği sahiplenecekleri ve her türlü kitabın çok satacağı bir gelecek arzuluyoruz.

Fuat Altay: Yayıncılığımızın çok yol katettiğini, bu alanda çok güzel gelişmeler olduğunu görüyoruz. Benim bir yayıncı olarak hayallerim üretim konusunda toplanıyor. Yurt dışı fuarlarında gördüğümüz bazı kitaplara bakıp da “Ahh, bizim ülkemizde bu kitabı basacak matbaa yok,” ya da “Bu kâğıdı Türkiye’de bulamayız,” dediğimiz günlerin geride kalmasını umuyorum. Bunun için de bakanlıkların ve üniversitelerin araştırma merkezlerinin yayıncılığın üzerine titremeleri gerekiyor.

Sinan Çam: Dijitalleşme birinci hayalim, umudum. Yayıncılığın kanı çok yavaş akıyor. Bu dijital evrimi nasıl hızlandırabileceğimiz konusu üzerine çok düşünüyorum. Kitapçıların sayısının, alanının ve niteliğinin artması lazım. Ben İzmir’de yaşıyorum; Güzelyalı, Hatay gibi İzmir’in yoğun kalabalık semtlerinde bir tane kitapçı yok. Türkiye genelinde örnekler artırılabilir. Bu, tüm sektör için bir derttir, benim içinse kesinlikle çok önemli bir mesele. Kitapçı arkadaşların okurlara kitap anlattığı, arananın bulunduğu, âdeta bir kulüp gibi, lokal gibi, sürekli imzaların ve etkinliklerin yapıldığı kitabevleri düşlüyorum. 

 

 

 

 

Show More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.