İyi Kitap

Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi

Çizgi Roman Sanatı Etrafında Dönen Derin Tartışmalar – 2 Çizgi roman sansürü ve günah

Çizgi roman, günümüzde bir sanat dalı olarak kabul görüyor olsa da ne genel çerçevesi çizilmiş ne popüler kültürün, yığın sanatının bir parçası olarak itham edilmekten kurtulabilmiş ne de kültür endüstrisinin kıskacından çıkabilmiştir. Gelin bu yazı dizisinde dünden bugüne çizgi roman sanatının serüvenini ve günümüzde yaşanan tartışmaları birlikte sorgulayalım.

Yazan: Ümit Kireççi

Bugün çizgi romana, hâlâ “tu, kaka” denmesinin sebebi, 1950’lerde gerçekleşen sansür hareketidir. Üstelik bu hareket, “çizgi roman harikadır” diyerek, türü bütün dünyaya yaygınlaştıran ABD’de ortaya çıkmıştır.

1800’lerin sonu itibariyle gazetelerde, çocuk-yetişkin ayrımı yapılmadan yayınlanan ilk comic striplerde ortak bir alt yapıyı görürüz: Suya sabuna dokunmayan içeriklerle mahalle kültürü. Ancak işin içine aksiyon, macera, polisiye, suç, korku, heyecan, bilim kurgu, fantazya unsurları girmeye başlayınca durum değişmeye başlar. Çizgiler masum mizah çizgilerinin dışına taşar. Ayrıca okur yaşı ilerledikçe ve beklentisi değiştikçe, içerikler farklılaşarak sertleşmeye başlar. 

1938 yılında “Superman”le başlayan süper kahraman akımı, çizgi romanın daha da yaygınlaşmasını sağlar. Bu süreçte, çizgi romanın sanat olmaktan çok, “propagandanın sanatı” olarak görülmesiyle işin eğlence kısmı bir süre rafa kalkar. Büyük buhran, ardından gelen İkinci Dünya Savaşı… ABD iktidarı, kurduğu özel birimlerle çizgi romanı sıradan bir kitle iletişim aracı gibi kullanarak halkı yönlendirmeyi seçer. İkinci Dünya Savaşı öncesinde başlayan propagandalarla halk, ABD’nin savaşa girmesi yönünde ikna edilir. Savaşla birlikte bu propaganda da hız kesmeden artarak devam eder. “Superman”, Japon denizaltısı batırır. “Shazam”, Hitler, Mussolini ve Japon İmparatorunu kovalar. “Daredevil” Hitler’e yumruk atar, Bu yumruğu “Captain America” yineler… 

Aynı yıllarda, bazı kilise cemaatlerinin çizgi roman karşıtlığı söz konusudur ve onlar da -azımsanmayacak bir şekilde- binlerce çizgi romanın yakıldığı şenlikler düzenlemektedirler. Ama bu hareket, arkasına henüz resmi makamları almadığından geniş kitlelere yayılamamaktadır.

İkinci Dünya Savaşının ardından başlayan “soğuk savaş” döneminde ABD, yeni bir düşmanla mücadeleye girişmiştir: Komünizm. Süper güç SSCB ve diğer komünist devletler baş düşman konumundadır. Hâliyle o bilindik “cadı avı”, ABD içindeki komünizm yanlılarının derdest edilmesi başlar.

“Cadı avı” deyimi, çizgi romanın başına gelenlerle de âdeta özdeşleşir. Çünkü bugünkü dünya mizahına yön vermiş olan “MAD” dergisini de yayınlayan -ve korku, bilim kurgu, savaş, gizem, vahşet öyküleri anlatıcılarının “cadı” sayıldığı- EC Comics (Entertaining Comics) hedef alınır. Yayıncılar defalarca sorgulanır ve üzerilerinde baskı kurulur. 

Derken ortaya Fredric Wertham çıkar ve 19 Nisan 1954 tarihli Seduction of the Innocent (Masumiyetin İğfali) adlı kitabı kaleme alır. Kitap, comics ekolünü suçlamak üzere kaleme alınmıştır. Batman’le Robin’in, Batman’le Superman’in, Wonder Woman’la Amazon savaşçılarının eşcinsellikleri gibi son derece temelsiz ve gerekçesiz iddiaların yer aldığı kitap, oldukça ilgi çeker. FBI bu bilimsel görünümlü kitabı temel alarak EC Comics’e davalar açar. Baskı artar ve nihayet EC Comics kapatılır. ABD’de “Comics Code Authority”, yani çizgi roman sansür kuralları belirlenir ve çizgi roman yayıncıları otosansürü kabul eder. Bu uygulama da ancak 1990 yılı sonlarında ortadan kaldırılır. 

Bugünden geriye baktığımızda Wertham’ın kitabının tamamen safsata olduğunu düşünmediğimi belirtmek isterim. Eminim birçok çizgi orman okuru “sansürden” yana olduğumu düşünecektir ama durum bu değil. Çocukla yetişkin arasında ayrım yapılmayan bir dönemde kaleme alınan bu kitap, biraz daha dikkatli çalışılsaydı belki de özenli ilk pedagojik yaklaşımlara öncülük ederdi diye düşünüyorum. Kitaptaki en önemli dayanak, bir EC Comics çizgi roman kapağında yer alan baltayla kesilmiş kadın kafasıdır örneğin. Kabul edelim, bu gibi örnekler bugün bir çocuk çizgi romanında yer alamaz, alsa da çocuğumuza okutmayız. Wertham’ın çalışması, deli saçması iddiaları bir yana bırakılarak bu yönüyle ele alınsaydı çok daha büyük katkı sağlardı alana. Ama daha da önemlisi bu çalışma hâlen dilimize kazandırılmış değil. Bütün dünyaya yayılacak olan sansür dalgasını başlatan çalışmayı çoğumuz okumuş, anlamış, eleştirmiş ve sorgulamış değiliz.

Sansür Dalgası

O dönem sansür kurallarıyla birlikte, incelikli bir çalışma başlatılır. ABD gazetelerinde “Çizgi roman okuduktan sonra cinayet işledi,” gibi asılsız haberler yaygınlaşır. Halk, bu haberlerle çizgi romana karşı kışkırtılır. Bugün yalan oldukları tek tek deşifre edilen bu haberler, o zamanlar büyük bir hızla yayılır. Hatta okyanusu aşarak Almanya’ya ulaşır.

1955 yılında Alman Neue Zeit gazetesi “Vom Comic-leser zum Mörder” (Çizgi roman okurluğundan katilliğe) haberini yapar. 

1954 yılında Batı Almanya’da “Gençlik Zararlı Medya Denetleme Departmanı” (Bundesprüfstelle für jugendgefährdende Medien), çizgi romandaki zararlı içerikleri ayıklamak üzere görevlendirilir. 

1956 yılındaysa Avusturyalı Das Antiquirat dergisi yazarı pedagog Wilhelm Hoppe, çizgi roman karşıtı iddialarla ortaya çıkarak geniş bir çevreyi etkilemiştir. Önce bazı yapısal eleştirilerde bulunan Hoppe, daha sonra çocuk zihinlerinin nasıl etkilenebileceğine dair kaygılarını dile getirmiş, çocukların iyi kitaba yönlendirilmesini öğütlemiş, son olarak da hızını alamayarak imgelere fazlaca bakmanın “Bild Idiotismus” yani resim aptallığına yol açacağını öne sürmüştür.   

Hoppe’nin çizgi roman karşıtı sözleri, yıllar sonra sayın Gülten Dayıoğlu’nun “Zararlı Çocuk Yayınları Sorunu: Okumak Ruhsal Varlığımızın Besinidir” başlıklı yazısıyla 25, 26, 27 Kasım 1965 tarihlerinde Cumhuriyet Gazetesine taşınmıştır.  Çok sonraları gerçekleştirdiğim ve Gölge e-dergide yayımlanan bir röportajda, (yazısında çizgi roman karşıtlarıyla savunucularının sözlerine yer veren) Gülten Dayıoğlu şunları söylemişti: “… Çünkü o süreçte çocuk kitapları çok azdı. Nitelikli niteliksiz her türden çizgi roman dışarıdan ithal edilip özensiz bir şekilde basılıyordu… Alkol, sigara, kaba espriler vb motifler edebi ve eğitsel süreçten geçmeden çalakalem kullanılıyordu… O dönemler sade ben değil, Almanya ve İsviçre gibi uygar ülkelerde de bu tür çizgi romanlara karşı çıkılıyordu. Hatta kampanyalar düzenleniyordu. Çizgi romanın çocuk okurlarda ‘Resim Aptallığı’ oluşturduğu savı yaygın biçimde benimseniyordu. Bu deyim çizgi roman kavramıyla birlikte kullanılır olmuştu…”  

Hans Dieter Zimmermann’ın derlediği “Vom Geist Der Superhelden Comic Strips” adlı kitapta ise Dietger Pforte, “Deutschsprachige Comics” başlıklı yazısında çizgi roman karşıtı eleştirileri derlemiştir: Neo-Analphabetentums (Yeni Cehalet – H. Teile), Esperanto der Analphabeten (Cahillerin Esperantosu – G. Schlückler), Missionere des internationale Infantilismus (Gelişmemişliğin / Çocuk Zekâsında Kalmışlığın Uluslararası Misyoneri – St. Andres). 

1949 yılında Charles de Gaulle, Fransa’nın yeni ulus inşası için düğmeye basarken, çizgi romanlarla ilgili bir kısıtlamayı da başlatır. Buna göre yurt dışından ithal işler az basılacak, yerel sanatçılara alan açılacaktır. ABD sansür hareketinden de etkilenen bu kısıtlamalar, içeriklere müdahaleyle sürer. O yıllardaki sansürü anlamak için 1949-1952 yılları arasında çıkan gazete haber başlıklarına bakmak yeterli olacaktır: Toplumsal tehlike, ulusal facia, kötülük… Üstüne üstlük, 5 yaşındaki bir çocuk, çantasından “Tarzan” çizgi romanı çıkan 12 yaşındaki diğer bir çocuk tarafından öldürülünce olaylar daha da büyür.  Özellikle Tarzan’ın fazla çıplak bulunarak giydirilmesi bunun parçasıdır.  Bu sansür teyakkuzu önce 1961 yılında “Pilote” dergisinin çıkması, ardından da 1962 yılında “Club de Bandes Dessinées”in kurulmasıyla son bulur. 

Sonuç

Sonuç ortada. Sanatı sanat olarak ele almak yerine, şu ya da bu gerekçeyle siyasi araç olarak yaklaşmak sansürü beraberinde getirmiştir. Öte yandan 1950’li yıllarda başlayan ve yeni keşfedilen “çocuk” kavramının nereye konumlanacağına dair arayışlar da -kolaya kaçılarak- kısıtlamaların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Elbette toplumda veya bilimsel alanda uzlaşılmış bir çocuk / ergen / genç / yetişkin ayrımının henüz yerleşmemiş olması, çizgi romanı üretenlerin okur ayrımına uygun eser üretmesine mani olmuştur. Bu konudaki tartışmalar da akademik veya sanat ortamlarından başka alanlara kayarak kısır döngüye takılmıştır.

Anlayacağınız çizgi roman sanatı bugüne kadar ne çektiyse işte hep bunlardan çekmiştir. 

Çizgi Roman Sözlüğü

Kare: Karikatürden gelen alışkanlıkla kare olarak adlandırılan, her türden geometrik şekle sahip, çizgi roman unsurlarını barındıran çerçevedir.    

Oluk: Kareler arasında bulunan, çoğunlukla beyaz olan boşluklara verilen addır.   

Konuşma Balonu: Eliptik bir dairedir. Bir ucundan konuşmacıya bir ok uzanmaktadır. Şekli değiştirilerek konuşma, fısıltı, düşünce, bağırma gibi onlarca şekle dönüştürülmektedir.

Yazı Kutusu: Çizgi romanda saat, yer bildirimi, şiir, açıklama, bilgilendirme yapmak için kullanılan dikdörtgen çerçevelerdir.  

Yansıma Sesler: Hareketler sonucu oluşan seslerin yazınsal karşılıklarıdır. 

Show More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.