İyi Kitap

Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi

Yeni Bir Sihir, Başka Bir Heves: Zamansız

Tekin’in karakterleri, birbirlerinden veya kendi tabiatlarından vazgeçmektense bu bilinmez yakınlık içinde yeni bir dil kurmaya meylediyorlar roman boyunca.

Yazan: Deniz Poyraz

Latife Tekin, Manves City ve Sürüklenme’nin dumanı henüz üzerimizde tüterken, bizi yepyeni bir kitapla selamlıyor. Geçtiğimiz aylarda Can Yayınları etiketiyle raflardaki yerini alan Zamansız’ı karantina günlerinde yazmaya başlamış Tekin. Eserin arka kapağı böyle söylüyor. Belki de bundan sebep, gürül gürül yaşam fışkıran bir atmosferde, masmavi göl kenarlarında ve yemyeşil dağ yamaçlarında, tutsaklık duygusu altında dile gelen canlıların sesleriyle açılıyor hikâye. Kafese vurulmuş büyük ak balıkçılların özgürlük ağıtları, gölü besleyen nehirlerin kuruyan yataklarında yankılanıyor. Baştan ayağa şiirsel bir anlatımın hüküm sürdüğü metinde düşünceler de aynı şiirsellikle incelip derinleşiyor. 

Zamansız, yazarın külliyatı adına yeni bir ufuk sayılmasa da Tekin, Türkçe edebiyatta seneler önce açtığı o yepyeni yoldan bizi daha dingin adımlarla yürütüyor bu romanıyla. Böylece yol, Tekin okuru adına daha bir belirginleşiyor, içselleştiriliyor. Bu anlamda, tarifi yalnız Tekin’in mutfağındaki küçük not defterlerinden birinin arasına gizli o “kadim büyüye” kapılıyoruz sayfaları çevirdikçe. Fakat bu büyü uyuşturan, dindiren, sarmalayan bir büyü “olmamakla” beraber; dürtüp uyandıran, harekete geçiren bir tesir bırakıyor okurda. Bu tesirin oluşumuna katkı yapan unsurları ilerleyen satırlarda dilimiz döndüğünce ele almaya çalışacağız.

Öncelikle, “gece dalgalanırken, sazlıkta bir kamışın gölgesine dolanmış” ve o kamıştan bir kalem yapıp öyle yazmış Zamansız’ı Latife Tekin. Fantazyayla gerçeğin kesişim alanında; fakat ne o yana ne bu yana kaymadan; edebiyat denen denizin dimdirekt ortasından geçiyoruz okudukça. Suyun en derininde bile nefes alarak; hiç yüzme bilmiyormuşuz gibi fakat boğulmadan, su yutmadan. Varoluşun, aşkın ve tabiatın mahrem noktalarında es’ler verdiriyor Tekin. Şamanik öğeler, hayvan ruhları, söylenceler gün yüzüne çıkıveriyor bu anlarda. Dünün ve yarının yitirildiği, şimdilerin ise uzayıp anbean hikâyelere bölündüğü bir zamanda, sonsuz bir sesle soruyor karakterler: “Neredesin sevgilim?” Ancak bu, meçhul boşluğa sorulan cevapsız bir sorudan ziyade kendini arama, tanımlama, algılama biçimine dönüşüyor metinde. Aynı gölün hayvanlarını anlatıyor Latife Tekin. Bir hayvanın gözünden sürüngeninden kanatlısına, omurgasızından memelisine bütün hayvanlara, doğaya ve nihayetinde insana baktırıyor. Kitabın kapağında bile stilize biçimde tasvir edilen gelincik ve su yılanının birbirlerine duydukları bitimsiz tutku, romanın üzerinde yükseldiği ana iskeleti oluşturuyor denebilir. Gelinciğin ait olduğu “sisle gölgelenmiş yeşilimsi dağlar” nasıl “rüya gibi canlanıp parlıyorsa toz mavisi göğün altında”, deniz yılanının yüzgeçleri de “göğün katları ve gölün derinliği” arasında aynı tutkuyla parıldıyor. Biri kara diğeri su hayvanı olan bu iki canlının imgelediği şeyse bir tür bilinmezliği, belki de imkânsızlığı hatırlatıyor okura. Tekin’in karakterleri, birbirlerinden veya kendi tabiatlarından vazgeçmektense bu bilinmez yakınlık içinde yeni bir dil kurmaya meylediyorlar roman boyunca. Titiz bir rastgelelikle bölümlendirilen romanın dili bazen yazının fontu bazen de metinde bırakılan boşluklarla beraber çeşitli duygulara dönüşüyor okurda. Bir “daktilo vuruşuyla” zamanlar öncesine, hikâyeler ötesine geçiş yapıyoruz sanki.

Zamansız’ın zengin alt metni hem şimdinin hem geleceğin okuru için pek çok öğe barındırıyor.
Bunların belki de en değerlisi ağaçların, mantarların, cılız otların ve tüm faunanın köklerinin toprağın altında birbirlerine nasıl da sımsıkı sarıldıklarını hatırlatması. Tekin’in yakın zamanda ürettiği işlerin tümüne baktığımızda da benzer bir tema görüyorduk. Latife Tekin, Türkiye’nin özellikle son on beş-yirmi yılda içine sürüklendiği bu talan süreciyle, bilhassa doğanın radikal bir rant hırsıyla acımasızca yok edildiği yağma düzeniyle fena hâlde derdi olan ve bu derdi de yaşamsallaştırmayı başarmış bir yazar. Onun kaleminin en kuvvetli yanı da buradan geliyor olabilir. Yani, okurunu direnmeye çağırmadan barikatın önüne koyuyor yazdıklarıyla. Berci Kristin Çöp Masalları’ndan hatta Sevgili Arsız Ölüm’den bu yana, Latife Tekin okurken en değişmeyen şey, yazarın okurda yarattığı bu hissiyat olabilir.

Latife Tekin, ilk eserlerini Türkiye’nin içinden geçtiği “Eylüllü” zamanların heyulasında, toplumsal çöküşün ve belirsizliğin karanlık sosyal-siyasal atmosferi altında ve ayrıca, köşe başlarının kimi edebiyat komiserlerince tutulduğu bir sanat ortamında gencecik bir yürek olarak ortaya koymuş; bu eserlerle de çağdaş Türkçe edebiyatta bir kırılma, sarsıntı yaratmayı başarabilmiş bir yazar. Bugün hâlâ özgün üslubundan ödün vermeden; ama kalemini yeniliğe açarak yazıyor Tekin. Çağın rengine bulanmadan; fakat çağdaş toplumun dertlerini ıskalamadan üretmeye devam ediyor. Bu anlamda, Zamansız hakkında edilecek en güzel söz “Bir Latife Tekin romanı” olabilir.

Zamansız, kendi “yılan balığını bekleyenlere” veya kendi “gelinciğini arayanlara” hatta zeminsiz, tanımsız ve zamansız hissedenlere bilgece bir selam niteliğinde. İyi okumalar.  

Zamansız
Latife Tekin
Editör: Pelin Özer
Can Yayınları, 120 sayfa
Show More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.