İyi Kitap

Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi

Çocuklar için yazmak…

Anlatı dili, aşina olduğumuz Cemil Kavukçu dili değil. Yer yer mekanik bir tekdüzeliğe kayan, kurallı, basit cümlelerle örülmüş bir metin elimizdeki.

Yazan: Safter Korkmaz 

Fethi Naci, Cemil Kavukçu’nun Dönüş romanı hakkında kaleme aldığı yazısında şöyle der: “Cemil Kavukçu için, daha önce, ‘bir anlatı ustası’ demiştim; Dönüş’ü okuduktan sonra artık bir ‘Cemil Kavukçu üslubu’ndan söz edebilirim.” 

Kavukçu’yu öyküleriyle tanımış ve sevmiş bir okuru olarak, Siyah Rüya Taşı’nı elime aldığımda beklentim tam da buydu: “Cemil Kavukçu üslubu.” Parmak sallamayan, bir şeyler öğretmeye çalışmayan, “çocuklara göre yazmalıyım” kaygısı yaşamayan bir “anlatı ustası”nın; süssüz ama basite kaçmayan, sözcük cimrisi ama kahramanlarını detayda var eden, kurduğu kendine has dil ile okurunu kıskıvrak yakalayan üslubu…

Kavukçu öykülerini okurken, olaylar gözünüzde canlanır. Görsel bir yanı vardır anlatı dilinin. Kahramanları sorunlu insanlardır sıklıkla; kendileriyle ya da toplumla yahut yaşadıkları zamanla barışık olmayan tiplerdir. Yazarın, kahramanlarına yönelen eleştirel bakışını sezinleriz okurken. Şaşırtan kurgularıyla, sürpriz sonlarıyla, parmakla göstermeden açık eder meramını.

Çocuk okuru, bu edebi yetkinlikle tanıştırıp Kavukçu anlatısının derinliklerinde yeni ufuklar edinmelerini amaçlamak elbette değerli bir çaba. Öte yandan, her çaba istenilen sonuca ulaşmayabiliyor.

Yaşken eğilmesin çocuklar

Siyah Rüya Taşı’na dair eleştirimin odağında, yukarıda değinip geçtiğim bir kaygı hâli var diye düşünüyorum: “Çocuklara göre yazma kaygısı.” Öyle bir kaygı ki, bir anlatı ustasını bile kendisi olmaktan uzaklaştıran, kapakta ismi olmasa o metni yazdığına ikna olmayacağınız bir hâlin müsebbibi. 

Çocuk edebiyatımızda sık karşılaşılan bir durum, “çocuklara göre yazma” çabası. İçinde çocuğu küçümseyen, onun “has edebiyattan” tat alamayacağı -anlayamayacağı- önyargısını da barındıran bir yaklaşım bu. “Yaşken eğilmesi gereken” çocuklara, basit bir dille öğretici metinler hazırlamak, belli konulardan uzak durup belli mesajları tekrarlamak, sık karşılaşılan bir formül. Burada Ursula K. Le Guin’in, çocuklar için yazmaya dair meşhur ironisini anmadan geçmek haksızlık olur. Şöyle der Le Guin: “Tabii basittir çocuklar için yazmak. Onları yetiştirmek kadar basit. Bütün yapacağınız, seksi çıkartmak ve küçük kısa kelimeler, küçük salakça fikirler kullanmak, çok korkunç olmamak ve mutlu bir son olmasına dikkat etmektir. Tamam mı? Kolay. Hemen yazın. Haydi.” 

Eleştirinin eleştirisi

Siyah Rüya Taşı’nı okuyup bende bıraktıklarını tartmaya başladığımda, itiraf etmeliyim ki Cemil Kavukçu isminin ağırlığı tedirgin etti beni. Bu metni başka bir isim kaleme almış olsa -örneğin ilk romanını yayımlamış genç bir yazar- bu kadar tedirgin olur muydum, diye düşünmeden edemedim. Bu yazıyı hazırlarken bile, ara ara durup metinde öne çıkarabileceğim, “Hah işte bu Cemil Kavukçu’ya yaraşır bir buluş, bir dil becerisi,” diyebileceğim pasajlar arayışına girmem bu tedirginlikten kaynaklı olmalı. Dahası, kitaba dair kimi gazete ve İnternet mecralarında yayımlanan övgü yazılarını düşününce, tedirginliğimin artan katsayısını varın siz hesap edin.

Bahsettiğim yazılarla birlikte hissettiğim tedirginliği de çocuk edebiyatımızın başka bir zayıflığına yormak gerekir diye düşünüyorum: Oturmuş bir eleştiri geleneğinin olmayışına. Oysa başarılı olana hakkını teslim edip olmayana olmamış diyebilmek, çocuk edebiyatımızın geldiği noktada belki de en yakıcı ihtiyacı.

Bu rüya başka rüya

Kitaba dönecek olursak. Bunca yakınmamdan anladığınız üzere, öncelikle anlatı dili, aşina olduğumuz Cemil Kavukçu dili değil. Yer yer mekanik bir tekdüzeliğe kayan, kurallı basit cümlelerle örülmüş bir metin elimizdeki. Metne, “okunuyor mu okunuyor, anlaşılıyor mu anlaşılıyor” cephesinden bakarsak sorun görmeyebiliriz elbette. Öte yandan, özellikle kitabın ilk bölümlerinde -örneğin hemen girişte anneyi takip ettiğimiz satırlarda- metnin hacmi artsın diye yazıldığı hissine kapıldığım, gereksiz detaylar ve sarkmalarla karşılaşmak mümkün.

Tanrı anlatıcıdan dinlediğimiz olaylar silsilesi içinde, yer yer kahramanların diyaloglarının da kulağa yapay tınladığını belirtmem gerek. Kitabın başkahramanı Emre ile ebeveyni arasındaki diyaloglar çok düzgün ve kurallı. O yaşlarda bir çocuğun -hele de bir oğlan çocuğun- konuşma ve düşünce akışı düşünüldüğünde bu düzgünlük şaşırtıcı. Emre’nin bu hâli sadece ebeveyni ile ilişkisiyle de sınırlı değil. Benzeri bir mekanik yaklaşım ve diyalog tarzını, hikâyedeki üstün-uzaylı karakterlerde de sezinlemek mümkün. Onlardaki bu hâli, uzaylı oluşlarına yorsak da romanın akışı içinde göze battığını söyleyebiliriz.

Gelelim romandaki didaktik öğelere. Yoğunlukla kitabın başlangıç bölümlerinde olmak üzere, çocukların ne yapıp ne yapmamaları gerektiği üzerine türlü çeşit değinmeyle karşılaşıyoruz metinde. Örneğin bir çocuğun sağlıklı beslenmesi için ne yemesi gerektiği detaylıca anlatılmakta. (s. 10) Bu konuda reklamların, sosyal medyanın olumsuz rolünden bahsedilmesi de cabası. Okul servisi örneği üzerinden ebeveynin çocuğa güveni -ya da ona özgüven aşılaması- (s. 11); çocuğun tanımadığı yabancılara karşı dikkatli olması gerektiği bilgisi (s. 15 başta olmak üzere metnin farklı yerlerinde tekrarlı); çocuğun ebeveyne mutlak doğruyu söylemesi, sır saklamaması gerekliliği (s. 17 de başlayıp ilerleyen sayfalarda tekrarlı); tedbiri elden bırakmadan yardıma ihtiyaç duyanlara yardım edilmesi gerekliliği gibi pek çok “öğretici” hatırlatma okuru bekliyor satır aralarında. Bu hatırlatmaların dışında, Emre ve ebeveyni arasındaki ilişki, her detayıyla ideal ailenin modellendiği örnek bir tabloya referans veriyor. Uyku düzeninden diş fırçalamaya, ceketin askıya asılmasından yemek/kahvaltı alışkanlıklarına, ödev yapma rutininden televizyon izleme adabına, günlük yaşama dair pek çok olumlu davranış kalıbı, metnin geneline yayılmış şekilde okura gösteriliyor. 

Dünyanın bozulan ekolojik dengesi

Elbette romanın ana temasını da atlamamak gerek didaktizm meselesinde. Roman, üstün uzaylı varlıkların yol göstericiliğinde, Dünyalı çocukların iklim krizi ve diğer ekolojik sorunlarla tanışmaları, farkındalık edinmeleri ve mücadele etme kararlılığına erişmelerini konu ediniyor. Tabii ki bir romanın ana gövdesinin, iklim krizi ve dünyanın ekolojik sorunları temelinde yükselmesi, tek başına o romanı didaktik bir metin saymamıza sebep olmaz. Bu noktada belirleyici olan, temanın, edebi metin içinde nasıl ifade edildiği, okura nasıl aktarıldığıdır. Siyah Rüya Taşı, bu konuda “kör parmağım gözüne” yöntemini benimsemişe benziyor. Emre ve ailesi ile tanıştığımız ilk bölümlerden sonra, romana hızlı bir giriş yapan uzaylılar oldukça üstenci bir üsluba sahipler. Hemen her diyalogları Dünya’nın ekolojik dengesi ve onu bozan insanlık ile ilgili. İnsanların Dünya’yı (ve hikâyemize göre evreni de) yok edecek davranışlarını sürekli çocuklara hatırlatıp, çözümün çocukların elinde olduğunu dikte etmeleri karakteristik özellikleri. Okur olarak, bu sorunların bu kadar parmak sallayan bir şekilde anlatılmadığı, çözüme dair reçetenin bu kesinlikle verilmediği bir kurgu beklerdim. Sezgiye, keşfetmeye ve bu yolla düşünerek öğrenmeye yer bırakmayan bir anlatı biçimi karşımızdaki. Dahası Greta Thunberg’in konuşması gibi, daha çok kurgu dışı bir eserde karşılaşmayı umduğum, gerçek yaşamdan alınma canlandırmaların da anlatıyı didaktik olmaktan kurtardığını söylemem pek mümkün değil.

Son olarak, iklim krizi ve su sorunu başta olmak üzere Dünya’nın ekolojik dengesini konu edinen pek çok kitapta hissettiğim bir eksikliğe dair birkaç kelime etmek isterim. Çoğu eserde, bu sorunların kaynağı da çözümü de sıradan insanların gündelik alışkanlıklarında yatıyormuş gibi bir hava sezinleniyor. Oysa örneğin, Dünya üzerinde kullanılan suyun sadece yaklaşık %2’si insanların gündelik kullanımına harcanıyor. Benzeri istatistikler, sera gazı salınımından doğaya bırakılan atıklara kadar pek çok konuda verilebilir. Elbette Dünya’nın ekolojik dengesi için bireysel sorumluluklarımızın farkında olmak, önlemler almak, çocukları bilinçlendirmek çok önemli. Öte yandan kitaplarda yoğunlukla işin sadece bu sosyolojik boyutuna değinilip, gelişmiş devletlerin ve büyük sanayi tekellerinin sorumluluklarına gerektiği kadar değinilmemesi önemli bir zayıflık olsa gerek. 

Siyah Rüya Taşı
Cemil Kavukçu
Resimleyen: Çağla Yiğit
Editörler: Mehmet Erkurt, Ceylin Aksel
Can Çocuk Yayınları, 96 sayfa
Show More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.