Çocuk edebiyatında, farklı ülkelerde farklı şekillerde, farklı grup ve organizasyonlar tarafından açığa çıkan yasak, sansür-otosansür kavramlarını, editörler, yayıncılar ve uluslararası telif hakları ajanslarının çalışanlarıyla tartıştık. ABD’li Restless Book’tan Lydia McOscar, Brezilyalı telif hakları ajansından Patricia Seibel, Andrew Nurnberg LA telif hakları ajansından Olga Lutova, İtalyan Emons Edizioni’den deneyimli editör Silvia Nono ve ülkesindeki baskılar nedeniyle adını veremediğimiz İranlı bir editör ile bu yakıcı konuyu derinlemesine konuştuk.
Yayıncılıkta sansür, genellikle kitap yayımlandıktan ve farklı mecralarca kara listeye alındıktan sonra gündeme geliyor. Ancak sansür çok daha erkenden, kitap henüz rafta yerini bulmadan söz konusu olabiliyor. Nasıl ki anne babalar boşanma, ölüm ya da savaş konularındaki kitapları sakıncalı bularak eleyebiliyorsa, yayıncılar da telif alma süreçlerinde benzer bir otosansür uygulayabiliyor.
Silva Literary Agency olarak çocuk ve gençlik kitaplarının farklı coğrafyalardaki çocuklarla buluşması için telif hak satışı yapıyoruz. Bu yazıda, bir edebiyat ajansının bakışıyla sansürü ele alarak, telif satışlarında karşılaştığımız otosansür biçimlerini ve farklı ülkelerde hangi konuların sakıncalı bulunduğunu ele alacağız.
Senelerdir yayıncılarla yaptığımız toplantılarda birbirinden çok farklı kaygılarla karşılaşıyoruz. Lübnanlı bir yayıncı aşktan bahsedilen tüm çocuk kitaplarını elerken, Bulgar bir yayıncı engellilik temalı kitaplardan kaçınıyor. İranlı bir editör, köpek görünce kaşlarını çatarken, Gürcistanlı bir yayıncı kaka konusunda bir kitabı görür görmez eleyebiliyor. Yayıncıların edebî birikimleri ve estetik tercihleri bir uçurtma gibi özgürce yön değiştirmek isterken; toplumsal ve dinî yönelimler, ebeveynlerin ve öğretmenlerin talepleri ve ülkelerindeki yasaklar uçurtmanın ipini kıstıkça kısıyor.
Amerika Birleşik Devletleri sansür söz konusu olduğunda akla ilk gelen ülkelerden biri. PEN Amerika’nın Mayıs ayında yayımladığı rapora göre 2024-2025 yıllarında 3.743 başlık, kütüphane ve okullarda yasaklanmış. Görünen o ki politik iklimdeki değişimler yayıncılığa da yansımış; çünkü yasaklanan kitap sayısı önceki yıllara göre iki katına çıkmış. Aktivizm temalı kitaplar listenin en başında yer alırken, siyah ya da eşcinsel karakterler içeren kitaplar bunu takip ediyor.
Eşitliği önemseyen ve bu temada kitaplar yayımlayan bağımsız yayıncı Restless Book’tan Lydia McOscar, Amerika’da en çok kaçınılan temaları ve yasaklanan kitapları şöyle anlatıyor:
“Beş yıl önce, ABD’de en çok kaçınılan temaların toplumsal ve ailevi sorunlar (örneğin aile içi şiddet, boşanma, yoksulluk, istismar) olduğunu söylerdim. Ancak Trump’ın yeniden seçilmesi ve son dönemdeki sağ eğilim bu durumu değiştirdi. Artık okurları rahatsız edebilecek konular yerine; etnik çeşitlilik, cinsiyet ve cinsel yönelimler etrafında sıklaşan yasaklarla karşı karşıyayız. Restless gibi kâr amacı gütmeyen yayınevleri, bu konularda kitap yayımladıklarında devlet desteklerine başvuramıyor, ki bu fonlar önceden bizim için önemli bir gelir kaynağıydı, ve hatta bazı durumlarda cezai yaptırımlarla karşı karşıya kalabiliyor.
ABD’de özellikle muhafazakâr bölgelerdeki okul kütüphaneleri ve askerî üslerde ciddi bir politik mücadele yaşanıyor. Birçok eyalette, LGBTQ+ temalarını ele alan kitapların yanı sıra etnik çeşitliliğe dair eserleri yasaklayan yasalar çıkarıldı; özellikle de ülkenin ırk konusundaki sorunlu geçmişini anlatan her türlü yayın buna dâhil. (Kölelikle ilgili kitaplar gibi.) Bu girişimler çoğunlukla ‘ebeveyn hakları’ grupları ve lobiler tarafından destekleniyor. Öğretmenler ve kütüphaneciler ise genellikle bu yasaklara karşı çıkan ve ifade özgürlüğünü savunan en güçlü gruplar arasında.
Küçük bir yayınevi olarak kitaplarımızın içeriği konusunda büyük bir baskı ya da kamuoyu tepkisiyle pek karşılaşmadık. Ancak muhafazakâr bölgelerdeki kütüphane ve kitapçılar, kitaplarımızı sipariş etmeyebiliyor.”
İki cephe: Devlet ve toplum
Sansür söz konusu olduğunda yayıncılar iki cephede mücadele veriyor: ebeveynlerin kaygıları ve hükümetin koyduğu yasaklar. Telif hak satışında sansür ile en sık karşılaştığımız ülkelerden biri olan İran’dan bir yayıncı ile bu konuyu ele aldık. Maalesef burada hükümetin yaptırımı öyle kuvvetli ki editörümüzün ve yayınevinin adını veremiyoruz:
“İran’da sakıncalı kabul edilen şeyleri iki başlıkta değerlendirmek gerekir: (İslami hukuk temelli) ülke yasalarına göre Kültür Bakanlığı tarafından uygun bulunmayan içerikler ve ebeveynlerin onaylamadığı konular. Bu iki alan zaman zaman örtüşse de sansür konusunu ele alırken bunları birbirinden ayırmak önemlidir.
Kültür Bakanlığı bir kitabı onaylamazsa, o kitap resmî olarak yayımlanamaz ve kitabevlerinde ya da internet üzerinde satışa çıkamaz. Ancak kitap bakanlığın onayını alsa bile, ebeveynlerin çocuklarına uygun bulmayacağı konular içerebilir. Bu durumda sorun yayımlanma aşamasında değil, kitabın kabul görme aşamasında ortaya çıkar.
Hem bakanlık hem de birçok ebeveyn için ortak tabulardan biri, karakterler arasındaki romantik ilişkilerdir ve LGBTQ+ temalarıdır. Buna karşılık bakanlık, ölüm, kayıp, yas, savaş ve boşanma gibi ağır konuları içeren çocuk kitaplarını çoğu zaman onaylayabiliyor. Ancak birçok ebeveyn bu tür kitapları çocukları için yine de tercih etmiyor. Ebeveynler ayrıca korku türüne de genellikle mesafeli yaklaşıyor. Bu tür içeriklerin çocukların ruh sağlığını olumsuz etkileyebileceği, kaygı ve üzüntü yaratabileceği düşünülüyor. Çocuklar ülkemizde zaten zor ve şiddet içeren bir dönemden geçtiği için, bazı ebeveynler, çocukların kitaplarda da benzer duygularla karşılaşmasını istemiyor. Onlara göre çocuk kitapları, çocukları rahatlatmalı, eğlendirmeli ve temel değerler öğretmeli.
Buna rağmen bir şeylerin değiştiğini de gözlemliyorum. Yayıncılar satmayacağını bildikleri hâlde risk alıp zor konuları işleyen kitaplara yatırım yapabiliyor. Ebeveynler de çocuk kitaplarını yalnızca eğlence ya da eğitim aracı olarak değil, zor konuların güvenli biçimde konuşulabildiği alanlar olarak görmeye başlıyor. Çocukların hayatın karmaşık gerçekleriyle baş edebileceğine duyulan güven yavaş yavaş artıyor. Bu dönüşüm, İran’da çocuk edebiyatını geliştirmek için yıllardır emek veren yazarlar, editörler, eğitimciler ve yayınevlerinin çabalarının bir sonucu.”
Yeniden Amerika kıtasına dönerek bu kez Güney Amerika’nın en büyük çocuk kitapları pazarlarından birine bakıyoruz: Brezilya. 2019’da eşcinsel iki karakterin yer aldığı bir çizgi romanın kitap fuarında satışı Sao Paulo Belediye Başkanı tarafından yasaklanmıştı. Bu olay yasaktan çok, bir Youtuber’ın LGBTQ+ temalı 14.000 kitabı fuarda ücretsiz dağıtmasıyla gündeme oturmuştu. Bu gibi olaylar Bolsonaro hükümetiyle birlikte geride kaldı ancak yine de Brezilya’da hükümet, çocuk kitaplarının en büyük alıcısı. Hâl böyle olunca, yayın planlarını hükümetin politikası şekillendiriyor.
On yılı aşkın deneyimiyle Brezilyalı telif hakları ajanı Patricia Seibel, buradaki kaygıları ve yasakları anlatıyor:
“Sansür doğrudan yazarlar, yayınevleri ya da kitapçılar tarafından değil; (çocuk kitaplarının en büyük alıcısı olan) devletin kitap satın alma süreçlerinde ya da okul kitap listelerinde ortaya çıkıyor.
Brezilya’da çocuk kitaplarında sansüre en çok neden olan temalar; cinsiyet (LGBTQ+), cinsel eğitim ve ırk konularıdır. Bu temalar ebeveynler, eğitimciler, eğitim kurumları ve eğitim politikalarından sorumlu farklı düzeylerde siyasi yetkililer tarafından sık sık tartışmalı bulunuyor.
Ülkedeki siyasi kutuplaşma (sol ve aşırı sağ arasındaki gerilim) ve dinî çevrelerin artan etkisi, çocuklar ve gençler için hangi kitapların uygun olduğu konusundaki tartışmaları alevlendirdi. Toplumun önemli bir kısmı ‘geleneksel aile değerlerini’ savunuyor. Bu yaklaşım, toplumsal cinsiyet eşitliği, feminizm, ırk eşitliği ve LGBTQ+ haklarını bir tehdit olarak görebiliyor. Bu nedenle bazı kesimler, çocuk kitaplarını sansürleyerek çocukların herkesi kapsayan ve özgürlükçü bir toplum fikrine açık hâle gelmesini engellemeye çalışıyor.”
Renklerin çizdiği sınırlar
Çocuk kitaplarında sadece temalar değil, illüstratörün seçtiği renk paleti bile ebeveynleri kaygılandırmaya yetiyor. Gökkuşağı LGBTQ+ çağrışımı yaparken, karanlık çizimlerin çocukları depresyona sokacağı düşünülüyor. Dünyaca ünlü Andrew Nurnberg LA telif hakları ajansında, Rus yayıncılarla temasta olan deneyimli menajer Olga Lutova ile Rusya’daki sansürü konuştuk:
“Rus yayınevleri çocuk kitaplarında belirli kısıtlamalara uymak zorunda. Bunlar genellikle LGBTQ+ temaları, geleneksel değerler, intihar gibi kendine zarar vermeyi içeren temalar ve terörizmle ilgili içerikleri kapsıyor. Rus editörler şiddet konusuna da henüz hazır değiller; kitaplarda yalnızca zorbalık olabilir, bu konunun da hafifçe işlenmesi gerek. Ne yazık ki Avrupalı ve ABD’li yazarlar çoğu zaman metinlerinde değişiklik yapılmasını kabul etmiyor.
Rusya’daki temel fark, kitapları ebeveynlerin satın almasıdır. Avrupa ve ABD’de ise çocuklar istedikleri kitabı kendileri seçebiliyor. Bir çocuk, alışılmışın dışına çıkan bir tarzda resimlenmiş bir kitabı tercih edebilirken, ebeveynler çocuk kitaplarının klasik tarzda ve canlı renklerde olması gerektiğini düşünüyor ve karanlık (burada sadece renkten bahsediyorum) ya da “çirkin” kitapları seçmiyorlar. Eğer siyah veya gri renkler baskınsa kitabı almıyorlar. Eğer çizimler klasik tarzda ve sevimli değilse yine almıyorlar. Kitapta kaka, iç çamaşırı ya da gaz çıkarma gibi ifadeler varsa bu da kesinlikle kabul edilmiyor. Ebeveynler ayrıca daha fazla metin içeren kitapları tercih ediyorlar çünkü kitabın asıl değerli olan kısmının metin olduğunu düşünüyorlar, bu sanırım kültürel bir yaklaşım.”
Çeviri sürecinde müdahale
Tüm bu toplumsal kaygılar ve yasaklara rağmen yayıncı bazen bir kitabı öyle çok seviyor ki, yine de onu biraz eğip bükerek kendi diline çevirmek istiyor. İşte böyle durumlarda, yayıncılar telif hakkını satın alırken ajanslardan bazı değişiklikler talep edebiliyor. Restless Books’tan Lydia McOscar bu duruma bir eserle örnek verdi:
“Yayınevimizin amacı, tartışmalı olsa bile kültürel çeşitliliği yansıtan eserler yayımlamak; bu yüzden politik sansür bize geri adım attırmıyor. Ancak yine de yoğun editoryal müdahaleler yapıyoruz. Bir eserin özgün bağlamını korumaya çalışsak da çeviri sürecinde mutlaka bir şeyler kayboluyor. Örneğin uluslararası pazardaki resimli çocuk kitapları çoğu zaman ABD’deki hedef kitleden daha büyük çocuklar için yazılıyor. ABD’de ise resimli kitaplar neredeyse sadece 8 yaş altı çocuklara hitap ediyor. Bu nedenle hikâyeleri erişilebilir kılmak için dili sadeleştirmek, hatta bazen anlatıyı yeniden düzenlemek gerekiyor.
Bazen de bir hikâyenin genel mesajının daha net anlaşılması için bazı ayrıntılardan vazgeçiyoruz. Örneğin Triinu Laan’ın John the Skeleton adlı kitabının orijinalinde, bir karakter atıkların biriktirildiği bir yem kovasını boşaltıyor ve kitap böyle bitiyor. Bu yem kovası ölüm metaforu olarak kullanılmış. Estonyalı okurlar bu geleneğe alışkın oldukları için bunu anlayabiliyorlar, ancak İngilizcede bu sahne kaba veya itici algılanabilirdi. Bu yüzden yazar ve çevirmenle birlikte çalışarak hikâyenin sonunu biraz değiştirdik ve kaybedilen bir yakınımızı yanımızda taşımanın bir yolu olarak, dil ve hafızayı vurguladık.”
Kütüphaneciler ve öğretmenler
Yayıncıların sansürle mücadelesinde onları yalnız bırakmayan iki önemli grup var: kütüphaneciler ve öğretmenler. Yayıncılarla yaptığımız röportajlarda İtalya, ABD ve İran’da ortak bir nokta dikkat çekiyor: Bu iki grup, ebeveynlerin zor bulduğu temaları çoğu zaman eğitim açısından değerli görüyor.
Emons Edizioni’den deneyimli editör Silvia Nono, İtalya’da da zaman zaman tartışmalar yaşansa da öğretmenler ve kütüphanecilerin özellikle zor temaları içeren kitapları desteklediğini belirtiyor:
“İtalya’da çocuk kitaplarının içeriğine dair zaman zaman eleştiriler geliyor. En sık dile getirilen konular, LGBTQ+ temaları, toplumsal cinsiyet kimliği ve farklı aile yapılarının temsili.
Ancak bu tartışmalar oldukça sınırlı. Deneyimlerimize göre öğretmenler, kütüphaneciler ve birçok ebeveyn; göç, yas, engellilik ve farklı aile modelleri gibi konuları ele alan kitapları değerli eğitim araçları olarak görüyor.
Yayınevi olarak temel ilkemiz çeşitliliğe değer vermek ve her türlü ayrımcılıkla mücadele etmek. Bu yüzden kitaplarımızda yas, göç, ayrımcılık, eşcinsel ebeveynlik ve farklı aile yapıları gibi konuları hassasiyetle işliyoruz. Bizim kitaplarımızı seçen öğretmenler, ebeveynler ve kütüphaneciler zaten bu tür temalarla karşılaşacaklarını bilerek seçim yapıyor. Biz de bunu bir kusur değil, aksine bir güç olarak görüyoruz; bu nedenle ‘zor’ konulardan kaçınmak için hiçbir editoryal değişiklik talep etmiyoruz.”
Çocuk kitapları, farklı ülkelerdeki yayıncılara aynı soruyu tekrar tekrar sorduruyor: Çocuklara ne anlatılmalı? Bu sorunun cevabı hiçbir yerde sabit değil. Yasalar, okuma listeleri ve kültürel kaygılar arasında değişip duran bu cevap, çocuk edebiyatını yalnızca bir anlatı alanı değil, sürekli yeniden kurulan bir sınır çizgisi hâline getiriyor. Sansür ise çoğu zaman sessiz seçimlerle işliyor. Yine de iyi bir kitap, hangi coğrafyada olursa olsun, bir editörün dikkatini çekip onu ikna edebilecek güce her zaman sahip. O kitabı çocuklarla buluşturma isteği ise çoğu zaman tüm sınırlardan daha güçlü.

