Nilüfer İnceman Akgün ile söyleşi
Okullarda, kitap seçimlerinde etkili olan kurullar ve onlar tarafından belirlenen listeler vardır. Bu listeler hazırlanırken nelere dikkat etmek gerekir ve yasaklarla nasıl başa çıkılabilir? Bu konuları, uzun yıllar kitap listelerinin layıkıyla yapılmasına katkı sunmuş, seçici kurullarda bulunmuş Öğretim Görevlisi Nilüfer İnceman Akgün ile konuştuk.
Çalıştığınız kurumlarda çocuklara önerilecek kurmaca kitaplar nasıl seçiliyordu?
Kitap seçiminde söz sahibi olduğum kurumda, “çocuk edebiyatına ilgili” öğretmenlerle birlikte 2-3 kişilik bir seçici kurul oluşturduk. Pazar oldukça geniş, her kitabı okuma şansımız olmadığı gibi her kitap da okunamaz, diye düşünüyoruz. Bu nedenle biz güvenilir, özenli, “çocuk” ve “edebiyat” algımızın örtüştüğü yayınevleriyle görüşmeler yapıyoruz. Görüşmeler doğrultusunda oluşturduğumuz havuzdaki kitapları okuyoruz. Güçlü bir kurguya, estetik bir dile, inandırıcı karakterlere ve çocuğun duygu ve düşünme dünyasını geliştirecek bir içeriğe sahip olanları listemize ekliyoruz.
Bu seçimler her zaman içinize sindi mi, sinmediyse neden? Bu kurullar her zaman yetkin oluyor mu?
Kitap seçiminde yalnızca yaş grubuna göre yapılan teknik bir sınıflandırmanın değil, çocuğun bilişsel, duygusal ve sosyal gelişimi kadar edebî gelişimini de gözeten küçük bir grupla çalışıyorum. Bu nedenle seçimlerde içime sinmeme durumunu yaşamadım/yaşamadık. Ancak kurulda olmayan ve seçtiğimiz kitabı öğrencilerine okutan öğretmenlerden zaman zaman eleştiriler aldık. Bu da özellikle ebeveynle karşı karşıya kalındığı zaman yaşandı.
Çocuk edebiyatı; edebiyat, çocuk gelişimi, eğitim bilimleri ve okur kuramlarının kesişiminde yer alan disiplinlerarası bir alandır. Bu nedenle kitap seçimlerinin yalnızca kişisel beğenilere, sosyal medyada dolaşan yorumlara ya da bireysel veli şikâyetlerine göre yapılması doğru değildir. Görevli olduğum kurumun yöneticileri de bunun bilincinde olduğu için ben şanslı biriyim. Kurullar oluşturulurken karar vericilerin; kitabı birkaç cümlesiyle değil, bütünlüğü içinde değerlendirebiliyor olması, edebiyatın, hayatı olduğu gibi gösterirken aynı zamanda okura düşünme alanı açtığının bilincinde olması ve grubun buna inanarak sahip çıkacak yetkin kişilerden oluşması önemli diye düşünüyorum.
Son yıllarda çocuk kitaplarına yönelik bir baskı var. Kitap seçerken bazı konular sakıncalı sayılabiliyor. Boşanma, ölüm, engellilik vs… Bu konuya siz nasıl bakıyorsunuz?
Günümüzde zaman zaman çocuk kitapları, ahlaki ya da ideolojik bir süzgeçten geçirilerek değerlendiriliyor. Kısacası ne yazık ki herkes talim terbiye kurulu görevini üstlenmiş durumda. Oysa çocuk kitabı öncelikle bir edebiyat eseridir. Edebiyat bireyi hayata aşılar. Hayatın içinde ölüm, boşanma, engellilik, göç, savaş varsa bunlar edebiyatta da olmalı ve çocuk bu kavramlarla yaşamın içinde karşılaşıp zorlanacağına, edebiyat aracılığıyla hazırlanmalıdır. Bu nedenle iyi ki edebiyat var deyip kitaplara minnet duyulmalıdır. Tartışılması gereken konu, “Bu konu kitapta olmalı mı?” değil, “Bu konu nasıl anlatılmış?” olmalıdır. Nitelikli çocuk edebiyatı, çocuğu travmatize etmeden; umut, empati ve estetik duyarlılık çerçevesinde zor yaşantıları anlamlandırmasına yardımcı olur. Çocuk edebiyatının görevi çocukları gerçeklerden uzaklaştırmak değil, gerçeklerle güvenli bir biçimde karşılaşmasını sağlamaktır.
Zor/hassas dediğimiz konuları yasaklayarak çocuk gelişimine katkı sunabilir miyiz?
Sunamayız. Yasaklamak, çocuğun merakını ortadan kaldırmaz. Sadece onu farklı kaynaklara yönlendirir. Bugünün çocukları merak ettikleri her konuya saniyeler içinde dijital ortamlardan ulaşabiliyor. Asıl mesele, bu konularla ilk kez nitelikli bir edebiyat metni aracılığıyla mı, yoksa denetimsiz dijital içeriklerle mi karşılaşacaklarıdır. Oysa çocukların gelişimi açısından önemli olan, onların yalnızca mutlu sonlarla karşılaşmaları değildir. Üzüntüyü, kaybı, adaletsizliği ve umudu birlikte görebilmeleridir. Edebiyat tam da bu nedenle vardır.
Öğretmenler ve okul idareleri, edebiyatın çocukla buluşması sürecinde önemli bir eşik bekçisi görevinde. Buradaki rollerinin önemini biliyorlar mı, gereğini yapıyorlar mı?
Buna kendi koşullarımdan yola çıkarak yanıt verecek olursam ben bu konuda şanslıyım. Kitap seçimini koordine eden bir akademisyen olarak dâhil olduğum kurumda okul yöneticileri, çocukta okuma kültürü oluşturmanın önemini bilen, bu konuda maddi manevi yapılacak yatırımı esirgemeyen, zor konuların da kitapta olması gerektiğini düşünen kişiler. Ancak bu konuda tüm seçiciler benim kadar şanslı değil. Kimi kurumlarda ekonomik kaygılar, ebeveynle karşı karşıya kalma korkusu kitap seçiminin ilk kriterleri arasında yer alabiliyor. Elbette ailelerin hassasiyetleri dikkate alınmalıdır. Ancak eğitim kurumlarının temel sorumluluğu, bilimsel ölçütlerden ve edebiyatın temel ilkelerinden uzaklaşmadan karar verebilmektir. Çoğunluğun tepkisine göre hareket edilmemelidir. Çocukların eleştirel okuma becerisi geliştirmesi, onları tüm sakıncalı görülen içeriklerden uzak tutarak değil; metin üzerine düşünmelerini sağlayarak mümkündür.
Son olarak çocukların giderek okumaktan uzaklaştığı günümüzde çocuk-edebiyat ilişkisini nasıl görüyorsunuz.
Sıkça dile getirilen “Çocuklar artık okumuyor” yargısını eksik buluyorum. Çocuklar aslında hikâyeden vazgeçmedi; hikâyeye ulaşma biçimleri değişti. Dolayısıyla bizim de kitapla kurduğumuz ilişkiyi yeniden düşünmemiz gerekiyor. Çocuğun okurluğunu küçümseyerek seçtiğimiz kitaplar, geçmişin okuma biçimleriyle kitapları değerlendiren okuma teknikleri çocuğu elbette “nitelikli okur” olmaktan uzaklaştırır. Okuma kültürü, sığ okuma listeleriyle değil; çocuğa dokunan kitaplarla, merak uyandıran sınıf ortamlarıyla, yaşayan okul kütüphaneleriyle, kitap üzerine yapılan sohbetlerle, yazar buluşmalarıyla ve okuyan yetişkin modelleriyle gelişir.
Sonuç olarak çocuk edebiyatında asıl tartışmamız gereken, hangi kitapların yasaklanacağı değil; çocukların hangi nitelikli eserlerle buluşacağıdır. Çocukları hayattan korumak mümkün değildir. Ancak onları iyi edebiyatla buluşturursak, hayatı daha iyi anlamalarına yardımcı olabiliriz. Bana göre çocuk edebiyatının temel işlevi de tam olarak budur: Çocuğa hazır cevaplar vermek değil; ona düşünme, hissetme ve sorgulama cesareti kazandırmaktır.

