2026 yılında Bolonya Kitap Fuarı’nda Sansür Ortamında Çocuk Edebiyatı ve Okuma Hakkı başlıklı bir seminer düzenlendi. Bookbird’ün düzenlediği semineri İyi Kitap olarak biz de takip ettik. ABD’den Rutgers Üniversitesi Öğretim Üyesi, yazar ve editör Marc Aronson, Almanya Münster Üniversitesi Yasaklanan Kitaplar Ağı adına Sarah Pyke, IBBY Hindistan adına Nayan Mehrotra ve İsveç Dawit-Isaak Kütüphanesi adına Ulrika Ahlberg konuşmacı olarak katıldılar.
Seminer boyunca anlatılanlardan, sorunların, farklı kaynaklardan beslenseler de aslında ortak olduğunu gördük. Marc Aronson, sansüre dair yaptığı sunumda “Kitapları kimler yasaklıyor?” sorusuna yanıt aradı. Ve bu yanıtları maddeler etrafında toparladı.
Aronson’a göre ABD’de sorunlar, hiçbir zaman bir çocuğun bir kitaptan şikâyet etmesiyle başlamıyor. Çeşitli gruplar belli ifadeleri görüp durumdan vazife çıkarıyor ve edebiyatı baskı altına alıyor. ABD’de herhangi bir sosyal grup, bir kitabı hedef hâline getirmek istediğinde şu yollara başvuruyor:
Ebeveynleri alarm durumuna geçiriyor.
O eyaletteki yöneticileri devreye sokuyor.
Agresif, çok takipçili, sesi çok çıkan internet fenomenlerini harekete geçiriyor.
Olayın daha fazla büyüyüp kamusallaşması için tartışmayı körüklüyor.
Butik, bağımsız kütüphaneleri daha çok hedef alıyor.
Kitaplardan bazı alıntıları cımbızlıyor.
Politikacıların ve okul yönetimlerinin gözünü korkutuyor.
ABD’de bu grupların temel argümanı da şu: Kitapların kontrol altına alınması gerekiyor çünkü insanların bilinçlerinin “doğru biçimde” şekillendirilmesi, ulusun geleceği için şart. Aronson, bu kontrol ve şekillendirmenin de sadece o grupların inançlarına-isteklerine göre olduğunu belirtiyor. Yani bu baskı grupları, kendi doğrularını topluma dayatıyor.
Yasaklanan Kitaplar Ağı adlı girişimin kurucusu Sarah Pyke ise yeni kuşak çocukların çok daha dışa açık, etkileşimli, farklı fikirlere ulaşabilen bir jenerasyon olsa da çelişkili olarak çok daha fazla sansüre, yasağa maruz kalan bir kuşak olduğundan bahsetti. 1900’lerdeki kimi metinlerin ailelerin baskısıyla değiştirildiğinden, cinsel yönelim gibi konularda yeni baskıların açığa çıktığından söz etti. “Çocukları Düşünmek” adıyla Şubat 2026’da yaptıkları bir konferansta bu sorunları değindiklerini belirten Pyke’a göre ABD’de kitap yasakları giderek artıyor. Pyke, Pen Amerika’dan aktardığı şu verileri de sundu: 2023-2024 eğitim-öğretim döneminde ABD’deki devlet okullarında 10 binden fazla kitap yasaklama vakası yaşandı ve bu durum 4 binden fazla farklı kitabı etkiledi. Yasaklanan eserlerin yüzde 36’sında siyah karakterler veya kişiler yer alırken, dörtte birinde de farklı cinsel yönelimde karakterler bulunuyordu.
Hindistan’daki sansür uygulamalarını anlatan Nayan Mehrotra, doğrudan kitap yasaklama yerine otosansür ve eşik bekçilerinin (öğretmenler, ebeveynler, kütüphaneciler vb.) sansürü gibi durumların daha çok yaşandığını belirti. Mehrotra, ülkesinde de kimi kutsallar bulunduğunu ve bunlara dokunulduğunda sosyal medya linci, yasaklama ve okullara, kütüphanelere baskı gibi durumların gerçekleştiğini anlattı. Hindistan’da içinde inek geçen kitaplarla ilgili verdiği sansür örnekleri izleyenleri güldürdü. Mahasweta Devi’nin Our Incredible Cow olarak bilinen kitabında geçen ineğin farklı şeyler yiyen (balık vs…) haylaz bir karakter olması Hindistan’da tepki çekmiş. Devi, bu hikâyede sakin ve kutsal inek kalıplarını mizahi bir dille eleştirerek eğlenceli bir karakter yaratmıştı.
Ulrika Ahlberg, İsveç’te yasaklanan kitapları destekleyen Dawit-Isaak Kütüphanesi’ni anlattı. İsveç’teki Malmö şehrinde bulunan kütüphane, dünyada yasaklanmış, sansürlenmiş veya yakılmış kitaplara adanmış ilk halk kütüphanesi olarak biliniyor ve 2001 yılından beri Eritre’de tutuklu bulunan İsveçli-Eritreli gazeteci Dawit Isaak’ın adını taşıyor. Bu kütüphaneyi düşünce ve ifade özgürlüğü adına kurduklarını belirten Ahlberg, kitapları çeşitli ülkelerden satın aldıklarını ve İsveç’teki okulların bu kütüphaneye gelerek kitapları inceleyebildiğini söyledi. Bu anlamda büyük bir sansür veri tabanı da kurduklarını anlattı.
Konuşmasının sonunda kendisine sorulan soruları da yanıtlayan katılımcılardan Marc Aronson, otosansüre dair bir soruyu şöyle yanıtladı: “Vaclav Havel’in de yazdığı gibi, en kötü sansür insanın kendine uyguladığı sansürdür. Onlar seni engellemeden önce korkuların seni engeller. Şu anda evet, bir pazar var, çok da korkmadan kitaplarımızı satabiliyoruz. Ama en kötü dönemlerde bile insanların cesaretleri bulaşıcı olmuş. Ve bu konuda mücadele edenler kazanmış.”

