İyi Kitap

Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi

Okumanın esbabımucibesine dair: Bir Zamanlar Okumayı Sevmeyen Çocuk

Doğum günlerinde scooter veya uzaktan kumandalı bir helikopter hediye almayı hayal eden Hugo’nun, bunların yerine her seferinde içinde ne olduğu belli, bir sürü ince, diktörtgen hediye paketiyle karşılaşmasına karşı isyanı şaşırtıcı değil…

Yazan: Alev Karakartal

Neden okuruz? Dahası evinde kütüphanesi olmayan aileler bile çocuklarına neden sürekli “kitap oku, okumalısın” diye öğütler? Ders kitapları dışında okumasak olmaz mı?
Neden olmasın? Kitap dediğinizin, tabletleri de dâhil edersek şurada bin yıldan biraz fazla geçmişi varken ve İnternet dünyasında geleceği de meçhulken acaba okumayı, okuma alışkanlığını biraz abartıyor olabilir miyiz?
Okumak bir iyi niyetten ibaret ya da boş zaman hobisi, hayat gailesiyle henüz boğuşmak zorunda olmayan küçükler için gerekli/zorunlu bir şey, hatta lüks olarak değerlendirilebilir mi?
Ya az (çok az) okuyan ama çok (gereğinden çok) “oku” öğüdü veren memleket ahalisinin, “ne gerek var” soru-yanıtını yüksek sesle dile getir(e)memesinin örtülü mahcubiyeti?
Ne çok soru… Okumanın, en çok hazırlop cevapların ruh sıkıntısından bunalıp yeni soruların peşinde, kafayı açmak isteyenlere ilaç gibi gelmesi bir yanıt olabilir belki ama ya hiç sorusu olmayan, sormaya ihtiyaç duymayanlar?
“Kitap kulübü” üyelerine gelince, ortak noktaları olsa da onların soru ve yanıtları çok daha muhtelif.
Ben edebi haz, entelektüel doyumun ötesinde kaybolmamak için (de) okurum misal. Bazen yolumu şaşırırım, kim olduğumu hatırlamam gerekir, kısa sayılmayan yolculuğumda hayatın getirip beni bıraktığı yerde kendimi kollamam, bozulan dengemi sağlamam…O zaman başucu kitaplarıma, yazarlarıma dönüp dururum mesela. Onlarla kısa bir hasbihâl her zaman iş görür. Kimi zaman bulunduğum yer, zaman ve mekândan koşarak uzaklaşmam, bazen de kaçtığıma koşmaya ihtiyaç duyarım. Böyle durumlarda daha çok okurum.
Bazen yalnız olmadığımı bilmeye ihtiyaç duyarım. Hiç tanışmadığım, sınırlı ömrümde tanışmamın mümkün olmadığı yüzlerce ses ve nefese kulak kesilmek, onların hikâyelerini dinlerken binbir aynada suretlerimizi çoğaltmak; hiç gitmediğim, ihtimal gidemeyeceğim yerlerdeki hayatların içine sızabilmek, bazen de “başa çıkabilmek” için kitaplara sığınırım.
Heybemde bir dolu kitapla gelmişim gibi onları hep sevdiğim, zorlamalarına gerek kalmadan kitaplık(lar) kuran küçük kızlarına sürekli destek olan ailem yüzünden şanslıy(d)ım sanırım.
Karine Tournade’nin Bir Zamanlar Okumayı Sevmeyen Çocuk kitabındaki küçük oğlan çocuğuna, yani Hugo’ya hiç benzemezdim yani, anlamışsınızdır. Ama ben de Hugo’yu anladım. “Su birikintilerinde koşturmak, futbol maçı yapmak, birbirbir oynamak” isteyen, doğum gününde scooter ve/veya uzaktan kumandalı bir helikopter hediye almayı hayal eden Hugo’nun bunların yerine her seferinde içinde ne olduğu belli, bir sürü ince, diktörtgen hediye paketiyle karşılaşmasına karşı isyanı yabancı değil… Hadi bir saptama: Okumak, her türlü insan hâline yabancı kalmamaya da yarar…
“Gezegenin en ölümcül yeri”; bir okul gezisinde gittikleri Belediye Kütüphanesi’nde kendisini bekleyen “kağıttan mucize”ye azıcık yolu var daha Hugo’nun. “Herkesin kitap da kitap diye tutturmasından çok yorulmuş, konuşan hayvan, şatoya kapatılan prenses hikâyelerinden gına gelmiş”ken hele…
Hâlbuki kitaptaki prensesler “kot pantolonlu, spor ayakkabılı, özgür genç kızlara” dönüşene kadar, hayatın onlar için hiiiç kolay geçmediğinden haberdar olabilmek; kirli tabakları külle ovalarken, kurdun midesindeki büyükannenin peşinde koşarken bir yandan da saçlarına tırmanan, uyurken kendilerini öpen “kurtarıcı” prenslerden kurtulabilmek için ne büyük bir savaş verdiklerini anlayabilmek, ödenen bedellere saygılı yaklaşmayı öğrenebilmek için bile okumak şart..
Benim kadar şanslıysa ister etten kandan ister kâğıttan olsun, ister komşu evde ister masalda yaşasın kız çocuklarıyla, yetişkin olduğunda yaşıtı kadınlarla dayanışmanın “kahramanlık”la ilgisi olmadığını, bunun onları “kendi prensesi” hâline getirmediğini/getirmeyeceğini; hayvanların da insanların lisanıyla olmasa da konuştuğu, iletişim ve ilişki kurduğunu, velhasıl güzelim gezegenimizde eşitlikçi, hakkaniyetli ve dostane biçimde birlikte yaşayabilmenin pekala mümkün olduğunu öğrenecek.
Ancak şimdilik “tıkıldığı” kütüphanede saklandığı yerde unutulup zor durumda kalan “prensesini” kurtarmak için iş başa düştüğünde kitap fobisini yenmekle, yeni evrenleri keşfetmenin hazzıyla yetinmesi gerekecek.
Ayrıntı Yayınlarının Dinozor Çocuk külliyatından çıkan Bir Zamanlar Okumayı Sevmeyen Çocuk, özenli editörlüğü ve kapağı, Loren Bes’in güzelim çizimleriyle, yazarı Tournade’nin “masal avcılığı”na yakışır klasik, hoş bir masal kitabı. Ebeveynlerin, çocuklarınının kendinden bir insan yaratma serüveninde okumanın yerine dair daha az zorlayıcı ve daha eğlenceli yeni yollar bulma üzerinde düşünmesini de sağlarsa ne âlâ…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir Zamanlar Okumayı Sevmeyen Çocuk
Karine Tournade
Resimleyen: Loren Bes
Türkçeleştiren: Murat Erşen
Editör: Nihal Ünver
Dinozor Çocuk Yayınları, 80 sayfa
Show More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.