İyi Kitap

Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi

Aman tanrım, bu nasıl çocuk kitabı?!

Tamam, sabrınızı zorlamayacağım. Baştan söyleyeceğim: Tanınmış Alman tiyatro yönetmeni Ulrich Hub’un yazdığı, Jörg Mühle’nin resimlediği Saat Sekizde Gemide alışılmışın çok ötesinde bir çocuk kitabı ve tek kelimeyle şa-ha-ne!

Yazan: Suzan Geridönmez

Kitabın arka kapağında, öykünün tiyatroya da uyarlandığı belirtilse de aslında tersi doğru. Saat Sekizde Gemide’nin hikâyesi, Almanya’da ilk defa 2006 yılında sahnelenen aynı adlı tiyatro oyununa dayanıyor. Hayatı ve tanrıyı sorgulayan oyun, önemli tiyatro ödüllerine layık görülmesi üzerine önce sesli kitaba, 2013 yılında da çocuk kitabına uyarlandı, birçok dile çevrildi ve büyük beğeni topladı.

“Aman tanrım! Tanrıyı sorgulayan bir çocuk kitabı mı?!” diyenler de oldu tabii. Ama bunu diyenlerin çoğu, dünyanın bir ucunda buz ve kar kaplı bir ortamda yaşayan öykünün baş kahramanı 3 penguen arkadaşla henüz tanışmamışlardı.

Alelade üç penguenin, alelade bir hayatı vardır. Birbirlerine sokulup bembeyaz manzarayı seyretmek en temel meşgaleleridir. Kimin daha çok balık koktuğu kavgasının harareti olmasa belki de can sıkıntısından patlarlardı. Kısacası, birden gördükleri minik sarı kelebek karşısında heyecanlanmaları gayet normaldi. Ama kelebeğin peşine düşen, içlerinde en küçük penguenin niyeti epey tartışmalıydı. Canına gerçekten kastetmiş miydi, buna iş işten geçtikten sonra kendi de emin olamaz. Ne var ki yanlışlıkla üzerine oturduğu kelebeğin bir kanadının buruştuğu ve artık kıpırdamadığı ortadadır.

İyilik / kötülük ve her şeye hükmeden tanrının adaleti üzerine tartışma bunun üzerine başlıyor. Küçük penguen, önce kendi görünmez ama her şeyi görebilen tanrı fikrine şüpheyle yaklaşıyor. Ona, tanrının “öldürmeyeceksin” emrine karşı geldiğini söyleyen ve tanrının bu kötülüğü cezasız bırakmayacağını iddia eden arkadaşlarına küsüp uzaklaşıyor.

Oysa az sonra ilk yağmur damlaları düşmeye başlıyor. Ama o sırada orada olmadığı için küçük penguen, Nuh’un elçisi olduğunu iddia eden güvercinin gelip de iki arkadaşına tufanı haber vermesini kaçırıyor.

İlahi kural belli. Gemiye tür başına, biri dişi biri erkek olmak üzere ikişer hayvan binecektir. Buna uygun olarak penguenlere de sadece iki bilet veren güvercin, en geç akşam sekizde gemide olmaları gerektiği uyarısıyla oradan ayrılır.

Tanrının emirlerine karşı gelmek o güne kadar büyük penguenlerin aklının ucuna dahi gelmemişti. Peki vicdanları, küçük arkadaşlarını kaderiyle baş başa bırakmaya el verecek miydi?

Tabii ki hayır! Doğru karara varmaları biraz zaman alsa da sonunda küçük pengueni bayıltıp apar topar bir bavula tıkarlar. Sıkı güvenlik önlemlerini atlatmak o kadar kolay değildir ama tam zamanında başlayan tufan imdatlarına yetişir ve küçük pengueni
gizlice gemiye sokmayı başarırlar.

Geminin en alt katında geçen yolculukları boyunca diğer hayvanlarla neredeyse hiç yüz yüze gelip muhatap olmazlar. Bunun yerine aralarında bol bol tartışma fırsatı bulurlar. Ayılınca, öldürdüğü ve inançsızlık ettiği için tanrıyı öfkelendirdiğine ve tufanın
da bunun cezası olduğuna kani olan küçük pengueni yatıştırmaları gerekiyor en başta. Tabii bir de Nuh için gemideki tüm işleri organize edip onları sık sık kontrole gelen güvercini atlatmaları…

Neyse ki sürekli bir şeyleri unuttuğunu hatırlayan ama neyi unuttuğunu bir türlü bulamayan güvercinin kafası bir hayli karışık. Gene penguenlerin kamarasına habersiz daldığı bir gün bavulda ne olduğunu bilmek ister. “Tanrı” yanıtı karşısında afallasa da duyduğu ses fazlasıyla ikna edicidir. Her yerde olan her şeye kadir Tanrı neden bir bavula sığmasın ki?! En azından onu büyük bir özenle yarattığı ve birçok yetenekle donattığını söylemesi güvercine çok inandırıcı gelir. Belki de konuşanın canı birden elmalı turta çekmeseydi, gerçek hiç ortaya çıkmayacaktı.

Bavuldan gelen ses ile güvercin arasında geçen diyalog, sadece küçük okurları değil, yetişkinleri de gülümseten lezzette. Aslında bu, hayatla ilgili temel felsefi sorulara farklı açılardan yaklaşıp kesin yanıtlardan kaçınan, okuru özgürce düşünmeye davet eden eserin tümü için geçerli. Tanrı ve inanç meselesine, hiçbir şeyi sormaktan çekinmeyen penguenlerin çocuklara has mantığından yaklaşan hikâyenin odağında arkadaşlık ve farklı olana/düşünene saygı var.

Fırtına dinip de herkes gemiden inmeye hazırlanırken güvercin de neyi unuttuğunu sonunda hatırlar! Gemiye eşsiz binmiştir, tüm diğer hayvanlardan farklı olarak tektir. Peki, başta Nuh, herkesin gözü önünde gemiden hangi yüzle bir başına inecektir?

Problemin çözümü matematikte saklıdır. Üç penguen ve tek güvercin vardır. Bavula saklanmış hâlde gemiye binen küçük penguenin gemiyi güvercin kılığında terk etmesine kimse şaşmamalıdır. Bundan sonra da hayatlarını çift olarak devam etme kararı alan küçük güvercin ve penguen mutludur. Birlikteliklerini aykırı bulan diğer hayvanlar umurlarında değildir. Peki ya Tanrı? O durumdan hoşnut mudur? Diğer sorular gibi bu sorunun da yanıtı yoktur. Tek öğrenebildiğimiz, karaya ayak basan üç penguen arkadaşın iki minik sarı kelebekle karşılaştıklarıdır. Üstelik birinin kanadında buruşuk bir iz vardır!

Saat Sekizde Gemide
Ulrich Hub
Resimleyen: Jörg Mühle
Türkçeleştiren: Selen Akhuy
Editör: Seda Kostik
Kuraldışı Yayınları, 88 sayfa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Show More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.